FIRAT ÇELİK

Röportaj: Olga Şerbetcioğlu - Some Men Kasım 2015

Fotoğraflar: Begüm Yetiş

Moda Editörleri: Deniz İrem Çek, Utku Palamutçu

 Bakım: Önder Tiryaki

Moda Editörü Asistanı: Lara Lakay

Fotoğraf Asistanı: Can Sever

Bu aralar sürekli düşündüğün bir şey var mı?

Yapmam gereken bir sürü iş ve hayal ettiğim bir sürü şey var. Ama bu aralar ailevi meseleler beni daha çok düşündürüyor. Uzun zamandır ailemi göremediğim için yatıp kalkıp nasıl bir fırsat yaratırım da onları görmeye giderim diye düşünüp duruyorum. Yeğenlerim arayıp beni çok özlediklerini söylüyorlar ama bu aralar o kadar yoğunum ki, bir türlü onları ziyaret edemedim. Onları görmek için en uygun fırsatı kolluyorum.

Ailen hala Paris’te mi yaşıyor?

Evet, hala oradalar.

Türkçeyi buraya geldiğinde öğrendiğin doğru mu?

Türkiye’ye ilk geldiğim zamanlarda cümle kurmak benim için çok zordu. Hatta anlaşılabilmek ve kendimi anlatabilmek için bir süre İngilizce konuştum. Annem ve babamdan edindiğim bir kulak dolgunluğu vardı tabii ama onlar Türkçe konuşsalar bile biz Fransızca cevap veriyorduk. Bu yüzden, İstanbul’a geldiğimde büyük zorluk çektim. Hatta geçenlerde, burada girdiğim ilk seçmelerin kayıtlarından birisine denk geldim; rolün tamamını ezberlemişim, ne söylediğime dair en ufak fikrim yok, ağzımı açmasam daha iyi. Sonra fark ettim ki Türkçeyi çözmem gerekiyor. Birçok yerden ders aldım, birçok kişiyle bire bir çalıştım ama en çok da kendim evde çalıştım. Zamanı da iyi değerlendirerek eninde sonunda Türkçe’yi söktüm. İki kelimeyi yan yana getiremezken, şimdi herhangi bir sıkıntı çekmeden Türkçe konuşabiliyorum.

Eh haliyle, senin oynadığın dizilerde seslendirmeye başvurulmuştur. “Sana seslendirme yapacağız.” dediklerinde kendini garip hissetmedin mi?

Kesinlikle çok garip hissettim ama kabul etmek zorundaydım çünkü yapacak başka hiçbir şey yoktu. Yabancısın ve Türkçe konuşamıyorsun ama İzmir’in taşrasında doğmuş büyümüş bir karakter canlandırman gerekiyor. Fatmagül’ün Suçu Ne? zamanında daha çok tazeydim, her şey çok yeniydi ve işin başındaydım. Haliyle, gerçek anlamda, sesimi çıkaramadım. Ama ses o kadar önemli ve bütünleştirici bir şey ki, bu durumun oyunculuğumu etkilemesinden korktum. Monitörden baktığımda harika bir sahne görüyorum, hakikaten güzel oynamışım diyorum, günün sonunda televizyonda başka bir ses duyduğumda her şey bitiveriyor. Mimiklerle uymuyor, beni yansıtmıyor, çok garip bir durum. Tabii seyircinin olan bitenden haberi yok. İnsanlar bana gelip sesiniz çok etkileyici diyorlardı, ben kem küm etmek zorunda kalıp gülüyordum. Özetle, zor bir durumdu.

Buraya gelmeden önce hayalinde canlandırdığın İstanbul ve bugün yaşadığın şehir arasında nasıl farklar var?

İlk hissettiğim şey kesinlikle hayal kırıklığı değildi, bundan eminim. Küçücük bir mahalleden çıkıp, büyük bir kaosun içine geldim ve İstanbul benim olgunlaştığım yer oldu. Sanki her şeyim elimden alınmıştı, hayatıma reset atılmıştı ve tüm hayatıma yeni baştan başlamıştım. İstanbul gibi bir şehirde böyle bir deneyim yaşamak gerçekten çok zordu. İnsanlara güvenmek, tanımak ve kültürü ve dili özümsemek uzun zamanımı aldı. Tesadüf demek de çok yanlış olur çünkü tesadüf diye bir şeyin var olduğuna inanmıyorum. 28 sene Paris’te yaşadıktan sonra buraya gelmem ve bir şekilde kendi ayaklarım üzerinde durmam gerekiyordu, hepsi bu.

Tesadüf diye bir şeyin var olduğuna inanmıyorsun ama Thierry Harcourt ile aynı mahallede yaşarken adamın yönetmen olduğundan haberdar değilmişsin.

Thierry ile sürekli karşılaşıyorduk ama asla iki kelime laf etmiyorduk. Sadece birbirimize bakmakla yetiniyorduk. Bir gün ikimiz de merakımıza yenik düştük ve konuşmaya başladık. O bana ne yaptığını anlattı, ben de ona anlattım. Bana kafasındaki projeden bahsetti ve dış görünüş olarak, beni tahayyül ettiği karaktere yakıştırdığını anlattı. Seni tanımıyorum ama eğer ki cesur bir adamsan, bu işi kabul edersin ve benimle çalışırsın dedi. Daha 20 yaşındaydım ve kendimi tam anlamıyla tanımıyordum. Resmen artistlik peşindeydim ama o bana bu fırsatı tanıdı, ben de cesaretimi toplayıp teklifi kabul ettim. Tesadüften de öte, aramızdaki bağ çok farklıydı.

Hala görüşüyor musunuz?

Tabii. Thierry benim mentorum gibi. Kötü hissettiğimde, acı çektiğimde, birini kıskandığımda hemen onu arıyorum. Hayatımda olan biteni ona anlatıyorum ve o da bana her seferinde kendime soru sormam gerektiğini söylüyor. Kendime soru sorarak kendimi kanıtlayabilirim ve dünle bugün arasındaki farkı kendim bulabilirim. 

Peki İstanbul Film Festivali’ne gelmeseydin, Fransa’daki kariyerini geride bırakıp buraya taşınmayı düşünür müydün?

Sanmıyorum. Böyle bir şey yaşanmamış olsaydı, muhtemelen başka bir yerde, başka bir ülkede oyunculuğa devam ediyor olurdum. Ama hiçbir zaman 28 yaşına geldiğimde ‘‘Anne ben İstanbul’a gidip oyunculuk yapmak istiyorum.’’ demezdim. Öyle bir şey kafamda yoktu. 

Paris’te modellik yaptın. 

Dört sene boyunca Dolce&Gabbana ile çalıştım. Tasarlanan kıyafetlerin kalıpları benim üzerimde alınıyordu. 

Bir nevi ideal İtalyan erkeğisin yani.

Proporsiyon olarak evet. Onların 48 beden olarak nitelendirdikleri şey, benim vücuduma oturuyordu. Markayla dört senelik bir kontrat imzaladım. Çok zaman harcamadan güzel para kazanıyordum.  

Günün birinde modellik yapmayı düşündün mü peki?

Modellikle ilgili kafamda hiçbir şey yoktu. Karşıma çıkan fırsatı değerlendirmekten öteye gitmedim.

Üniversitede ne okudun?

Ekonomi.

Severek mi okudun?

Yok. Severek okumadım ama matematikte iyiydim. Ekonomiden anlardım, yine de asıl istediğim şey edebiyat okumaktı. Açık konuşmak gerekirse, önümü görmeden hareket ettim, buradan mezun olunca ne olur, ne yaparım diye hiç düşünmeden okumaya başladım.

Şu an ekonomi ile aran nasıl? Kazandığın parayı iyi yönetebiliyor musun?

Paranın benim için çok bir önemi yok. Severek yaptığım iş karşılığında para kazanıyorum. Sağda solda çok para harcayan birisi değilimdir. Yarının hiçbir garantisi yok, özellikle böyle bir sektörde böyle bir düzende çalışırken... Bu yüzden, her zaman tedbirimi alıyorum. 

Dizinin devam edeceğine bel bağlamışken bir gün yapımcı geliveriyor ve programın yayından kaldırılacağını söylüyor. O an satın aldığın evin taksitini mi düşünüyorsun yoksa kariyerini mi?

Oyunculuk sektöründeki sistem ne yazık ki çok güvenebileceğiniz türden değil. Sadece bu iş için değil elbette, hayatta hiçbir şeyin garantisi yok. Klişe belki ama yarın yaşayacak mıyız, bilmiyoruz. Haliyle ben de saf bir insan değilim, bu yüzden hayatı tozpembe görüp, yer aldığım projeye bel bağlamıyorum. Bunu hem maddi anlamda hem de kariyerim açısından söylüyorum. 

Kendini Alman ekolüne mi yoksa Fransız ekolüne mi daha yakın görüyorsun?

Almanya’da sadece iki yaşıma kadar yaşadım, bu yüzden kendimi Fransız ekolüne daha yakın görüyorum. 

Molière yazarlığın fahişelik gibi olduğunu söyler ve ekler; bu işi önce aşk için, sonra birkaç yakın arkadaş için ve en son para için yaparsın. Oyunculuğa uyarlanabilecek bir söz mü sence bu?

Oyunculuğu, sanatı çok önemsediğim ve ona değer verdiğim için yapıyorum. Canlandıracağım karakteri kabul ederken, ister dizi olsun ister sinema, vermek istediği bir mesaj var mı ona dikkat ediyorum. Karşımdakinden de bu mesajı alabilmesini bekliyorum ve aradaki bu iletişim kanalını açabilmek için oyuncuyum. Yaptığın işin içine fahişeliği katmak çok başka bir kulvar. Sonuçta bir oyuncu olarak bedenimi, yüzümü pazarlıyorum ama her şey bundan ibaret değil. Ruhunuzu katmazsanız yapamayacağınız bir iş oyunculuk. Kısaca, Molière’in benzetmesi bazı durumlarda oyunculuk için de geçerli olabilir ama tabii ben olaya öyle bakmıyorum. 

Peki her zaman hatırlanacak bir oyuncu olmayı mı yeğlersin yoksa kendini, kendine göre tamamlamış birisi olmayı mı?

Hatırlanmak gerçekten çok güzel bir şey. İnsanların sana dair bir şeyler biliyor olması bir kenara, bu işi sadece Türkiye’de yapmıyor olmak da seni farklı insanlara ulaştırıyor ve onların hafızasında bir yer ediniyorsun. İnsanların seni yaptığın işle biliyor ve tanıyor olması her zaman tatmin edici. 

Sahi, Türk dizilerinin yurtdışında bu kadar popüler olmasının sebebi nedir sence?

Güzel işler yapıyoruz, o yüzden beğeniliyor, kendimize olan güvenimiz giderek artıyor. Batıda senaristin yazmadığı senaryo kalmadı, keza yönetmenin de çekmediği plan yok. İnsanlar farklı şeylere açlar ve bizim işlerimiz onlara çok farklı geliyor. Türkiye’de yapılması gereken pek çok şey henüz yapılmadı, yapılamıyor. Malum, burada sektörü filler yönetiyor ve biz sadece kukla görevi görüyoruz. Dünya standartlarına geçtiğimiz gün şimdikinden çok daha güzel işler yaratılacak. 

Romantik komedi insanı mısın yoksa polisiye mi?

Çalıştığım bir yönetmen, canlandırdığım karakterle ve verdiğim fotoğrafla hiçbir alakam olmadığını söylemişti, ki bence bu güzel bir şey. Aslında tam bir romantik komedi insanıyım ama dışarıdan böyle görünmüyorum. Dram, polisiye ve aksiyonu da seviyorum, bana karakter olarak bir enerji katıyor. 

İleride Paris’e geri dönmeyi düşünüyor musun?

Evet, düşünüyorum.

Peki zamanda geri dönmeyi hiç düşündüğün oluyor mu? Ünlü olmadığın hayatına özlem duyuyor musun?

Hayır. Ünlü olmaktan rahatsız değilim.

Kendini birine benzetiyor musun?

Beni Michael Fassbender’a çok benzetiyorlar. Bazı fotoğraflarda ben de şaşırıyorum ama onun dışında pek benzetemiyorum. 

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Mine Özbek

MİNE ÖZBEK

Mutlaka bir yol vardır.

Dr. Mark Hyman

DR. MARK HYMAN

"Kaderimizin kurbanı olacağımız düşüncesinden vazgeçmeliyiz. Biyolojimizi değiştirecek güce sahibiz."

Hayata Açık Ol

HAYATA AÇIK OL

Ray-Ban; dürüst, özgür ve anların içinde kendine doğallıkla yer bulanlara sesleniyor: You're On!

Cem Yiğit Üzümoğlu

CEM YİĞİT ÜZÜMOĞLU

'Fatih Sultan Mehmed'i hiç böyle görmediniz' diye bir spot yazsak, click-bait'e kurban gitmiş olur muyuz?

Burak Deniz

BURAK DENİZ

“Biraz sabırsız ve çoğu zaman kararsızım. Bu iki özelliğim bir kenara, kendimden oldukça memnunum, zira en nihayetinde bunlar beni ben yapan haller ve bütünü olumlu etkiliyorlar.”

Sorumluluk Sevgiye Dahil

SORUMLULUK SEVGİYE DAHİL

Evcil hayvan sahiplenirken aklınızda bulunması gerekenler.

Cıty Portraıts: Budapeşte, Kıev, Prag

CITY PORTRAITS: BUDAPEŞTE, KIEV, PRAG

Budapeşte, Kiev ya da Prag'ta havalar nasıl?

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

Professıonal Tourıst

PROFESSIONAL TOURIST

Turist olduğunuz bi şehirde yabancısınızdır. Yabancı olmadığınız bir şehirde turist de olamazsınız. Üzerine biraz düşününüz. Galeride ilerleyerek...

Cool & Collected

COOL & COLLECTED

XOXO yeni sayısında önümüzdeki soğuk aylar için birkaç olfaktif öneride bulunuyor.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

"Biz Suna K.’yı bir kabile olarak tarif ediyoruz."

Yedi Titreşim

YEDİ TİTREŞİM

Gün ortasında da günaydın diyemeyeceğimizi kim söyledi? Kendinizi rahat bırakın.

EN YENİLER
Mükemmel Uyum

MÜKEMMEL UYUM

Kusursuz müzik, dengeli ses deneyimi ve LG XBOOM Go arasındaki ilişkiyi tahmin etmeniz çok olası. Bu denkleme bir de Aybüke Pusat'ı dahil ediyoruz, sözü kendisine ve müziğe bırakıyoruz.

Dr. Mark Hyman

DR. MARK HYMAN

"Kaderimizin kurbanı olacağımız düşüncesinden vazgeçmeliyiz. Biyolojimizi değiştirecek güce sahibiz."

Serra Yılmaz

SERRA YILMAZ

Serra Yılmaz birçok şey demek. Ve bunlardan bir tanesi mentor olabilir...

Hayata Açık Ol

HAYATA AÇIK OL

Ray-Ban; dürüst, özgür ve anların içinde kendine doğallıkla yer bulanlara sesleniyor: You're On!

Bir Yerel Moda Dosyası

BİR YEREL MODA DOSYASI

İnsanı ve yaşadığı alanı ele alıyoruz. Giydiklerini, kendini çevrelediklerini. Ve sözü Türkiye'den yedi tasarımcıya bırakıyoruz.

Hayvanlarla Daha İyi Bir Dünya

HAYVANLARLA DAHA İYİ BİR DÜNYA

BluTV dizisi Bunu Bi' Düşünün sorumlu hayvan sahipliğini farklı bir gözle anlatıyor. Şimdi bu hikâyeyi yaratıcılarından dinliyoruz.

DAHA FAZLA