PAUL VERHOEVEN

Paul Verhoeven 10 yıllık bir aradan sonra, son filmi Elle ile, siyasal olarak doğru bir çizgide ilerlemeyi reddettiğini tekrardan hatırlatıyor. Basic Instinct ve Showgirls’ün yönetmeni, Elle’de kara mizahtan da karanlık bir üslupla, cinsel taciz konusunu belki de son yılların en cüretkar yorumuyla sunuyor. Verhoeven ile San Sebastian Film Festivali’nde buluştuk; son filmi, kariyeri ve Hollywood’a karşı direnişi hakkında konuştuk.

Röportaj: Nando Salvà - Kasım 2016

Paul Verhoeven, Elle’in setinde, Isabelle Huppert ile.

 

Elle’i çekme fikrinin bile sizi hasta ettiğinden bahsetmiştiniz. Sizi bu kadar korkutan tekrardan bir film yapmak mıydı?

Beni korkutan film yapmak değil, Fransızca bir film yapmaktı, zira bu lisanla ilgili sadece temel bir bilgiye sahibim. Dolayısıyla dört ay boyunca korkunç bir baş ağrısıyla uğraştım. Doktora gittim ve bir noktada tümör olup olmadığını anlamak için beyin MR’ı çektirmeye karar verdik. Görünürde hiçbir şey yoktu. İlaçlara rağmen ağrı devam etti. Fakat filmin çekimleri esnasında herkesle Fransızca konuşmam gerektiğine dair kendi kendimi ikna etmeye başladığım anda ağrılar ortadan kayboldu. Vücut ve zihin arasındaki ilişki hakikaten çok esrarengiz.

Peki filmin yaratacağı tartışma sizi endişelendirmedi mi?

Hayır. Bakın, ben tartışma yaratmaya oldukça alışkınım. Elle’in Cannes’da gösterimine daha aylar kala, insanlar beni, ‘hazır ol, seni mahvedecekler’ diye uyarıyordu. Halen skandalı bekliyorum ama bir şey olduğu yok; aksine, şaşırtıcı bir biçimde, herkesten övgü alıyorum. Ve bu hiç de alışkın olduğum bir durum değil.

 

Bu filmin bu kadar övgü alması neyden kaynaklanıyor?

Bunun en büyük sebebi Isabelle Huppert ve onun karaktere verdiği takdire şayan özgünlük -filmi tartışmalardan koruyan da bence bu oldu. Bana kalırsa dünyada bu beceriye sahip tek aktris o, ve bunu tek söyleyen de ben değilim; Michael Haneke’ye de sorabilirsiniz. Öte yandan bu kadar övgü almak bende şüphe uyandırmıyor da değil. Sanırım tekrardan insanların benden nefret etmesini sağlayacak bir şeyler yapmam gerekiyor.

Tartışmalara sebep olmak normalde hoşunuza mı gidiyor?

İnanın ki gitmiyor. Şahsen tartışmalardan ve eleştirmenlerin tepkilerinden çok etkilendiğimi de söyleyemem. Tek sorun bu tarz tepkilerin -eğer film kariyerinize devam etmek niyetindeyseniz- oluşturduğu problemler. Mesela Showgirls’den sonra o kadar yerden yere vuruldum ki, hayatım sefil bir hal aldı. Ondan sonra da, benim için film çekmek gittikçe zorlaştı. Dürüst olmak gerekirse, insanlar bence filmi anlamadı. Ve sonra aynı şeyi Starship Troopers ile de yaşadım; filmin galasından sonra bana etmedikleri lafı bırakmadılar. Örneğin Wall Street Journal’da yazan bir gazeteci beni neo-Nazi olmakla suçladı. Bunun etkisinden uzun süre çıkamadım. Dolayısıyla, hayır, provokatör ya da çıbanbaşı olmaktan hoşlanmıyorum. Öte yandan, sırf olumsuz eleştiri alacağım diye kendimden ödün vermeye de niyetim yok.

 

Fakat Elle’in senaryosunda değişiklik yaptınız, değil mi?

Evet, ancak bu farklı bir durum. Hikayeyi yumuşatmadım. En başta hikaye ABD’de geçiyordu, onun yerine Fransa olarak değişti.

Peki neden böyle bir değişiklik yaptınız?

ABD’de kimse filmi finanse etmek istemedi. Hollywood tarihinin en tutucu günlerini yaşıyor. Büyük stüdyoların risk almaya ve sanatsal kaliteyi hedeflemeye karşı alerjisi var resmen. Hollywood’dan çıkan her şey son derece steril. Örneğin günümüzde Basic Instinct gibi bir film yapmak imkansız olurdu. En az beş büyük isim Elle’de başrol oynamayı reddetti. Kimileri, yönetmen ben olduğum için, daha senaryoyu okumadan hayır cevabını verdi. Kimisi de, filmin ahlaksız olduğunu düşündüğünden, 48 saat içinde olumsuz yanıt verdi. Fakat tabii en büyük sorun, bu oyuncuların etrafındaki insanlar, esas ödlekler onlar.

Kim bu insanlar diye sorsak, isim verir miydiniz?

Tabii ki veremem. Sadece rolü kabul eden tek aktrisin adını söyleyebilirim: Jennifer Jason Leigh hakikaten çok heyecanlandı. Ama o bir karakter oyuncusu. Bizim aradığımız ise daha büyük bir isimdi ve böyle birini bulmak gerçekten imkansızdı.

Senaryoda ahlaksız buldukları neydi?

Film, daha çekimleri tamamlanmadan, tecavüz komedisi diye tanımlanmaya başladı. Ve tabii ki bununla alakası yoktu. Benim filme aldığım tecavüzün gülünç bulunacak bir tarafı yok, aksine acımasız ve dehşet verici. Fakat yaşadığımız dünyada insanlar sürekli olarak tacize uğruyor, ancak hayatlarına bir şekilde devam ediyorlar. Elle de, evet, bir tecavüzü anlatıyor, ama bir yandan da insanların yaşantısıyla ilgili. Örneğin The Rules of the Game gibi bir filmde her şeyi bulabilirsiniz: Trajedi, ahlaksızlık ve tabii komedi. Fakat Jean Renoir’ın yaptığı ahlaksızlıklarla dalga geçmek değil, hayatta olanları anlatmak. 

Kadın karakterleri anlatma biçiminiz hep oldukça kutuplaştırıcı oldu, bir taraftan da kimi zaman kendinizi feminist olarak tanımladınız...

Kendimi feminist olarak gördüğümü söyleyemem; bu biraz kendini bilmez bir tavır olurdu. Fakat kesinlikle kadınların tarafındayım; kadınları seviyor ve onları savunuyorum. Kimse filmlerimdeki kadınların aciz olduklarını iddia edemez. Elle’de tam olarak anlatmaya çalıştığım bu: Tecavüze uğramış bir kadın, içinde bulunduğu duruma karşı, kurban konumunda olmayı reddederek isyan ediyor. Benim yapmak istediğim de, tecavüze uğrayan bir kadının utanç duyması gerektiği fikrini reddetmekti.

Pek çokları Elle’i, sizin dirilişiniz olarak tanımlıyor. Bir noktada insanların sizden umudu kesmiş olması sizi rahatsız etti mi? 

Bu ilk defa başıma gelmiyor. Ve aslında anlayabiliyorum. Belki de daha fazla film yapmalıydım ve Black Book’tan sonra gelen projelere bu kadar da eleştirel yaklaşmamalıydım. Fakat sorun şu ki, önerilen projelerin hepsi bilim kurgu türündeydi ve eğer herhangi birinin enteresan olduğunu düşünseydim tereddüt etmezdim. Mesela bir romantik komedi çekmeyi çok isterdim. Ama karşıma çıkan projeler iyi değildi ve benim gücüm de onları iyileştirmeye yetmeyecekti.

Tekrar geçmişe dönecek olursak, Showgirls neden bu derece olumsuz karşılandı?

Dediğim gibi, yanlış anlaşıldı. Ve ağızdan ağıza o kadar kötü bir biçimde yayıldı ki, neredeyse kimse filmi görmedi. Ya da belki de benim gibi bir Hollandalının, Amerikalılar hakkında duymaktan hoşlanmadıkları bazı gerçekleri söylemesi onları rahatsız etti. Zira günün sonunda Showgirls, ABD’yi ve orada süregelen kültürün açgözlülüğünü sembolize ediyor. Kaldı ki, sonuçta zaman benden yana çıktı; filmin DVD satışları 100 milyon doları aşmış vaziyette.

ABD’de çekmiş olduğunuz iki filmi, Robocop ve Total Recall’u yeniden çevirdiler. Sanki Hollywood Paul Verhoeven’in anısını ortadan kaldırmaya çalışıyor...

Evet, biraz öyle gibi. Sanki benim filmlerimden rahatsızlık duyuyorlar. Fakat bunu başaramayacaklar. Benim filmlerin bu birbirinden kötü yeniden çevrimlerden çok daha uzun ömürlü olacak. Ve işin komik tarafı, benim orijinal filmlerimin DVD satışları, bu sonradan çekilen filmler sayesinde arttı. Açıkçası amaçlarının beni haritadan silmek olduğunu sanmıyorum; bu şekilde düşünmek fazlasıyla kibirli olurdu. Eminim ki stüdyo yöneticilerinin çoğu benim kim olduğumu bile bilmiyordur. Mesela Ben-Hur’u da yeniden çektiler ama kimsenin William Wyler’ı haritadan silmeye çalışmak gibi bir niyeti olduğunu sanmıyorum. Burada söz konusu olan tek şey para. İnsanlar yeni bir fikir üretemiyor ve geçmişte başarılı olan filmlere bakıp ‘hadi, bu filmi yeniden çevirelim’ diyorlar. Kapitalizmin en berbat yönlerinden biri de bu işte.

Peki Hollywood’a karşı kin besliyor musunuz?

Kesinlikle hayır. Los Angeles’ta yaşıyorum ve hiçbir intikam duygusu beslemiyorum. Ama bir yandan da Hollywood’la barışmak için hiç acelem yok. Şu da var ki, bugünlerde insanın nerede çalışacağını kestirmesi hakikaten imkansız. Ve ABD’de ilgi çekici bir proje bulmak da çok zor. Tek bildiğim, tekrar tekrar aynı filmleri çekmek için Hollywood’a geri dönmeyeceğim. Ne zaman ki elime bir senaryo alsam, 20 sayfadan sonra okumayı bırakıyorum; hepsi birbirinden beter.

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Dijital Sanatın Yeni Sahnesi

DİJİTAL SANATIN YENİ SAHNESİ

DACO: Adil, sürdürülebilir ve şeffaf.

Burak Deniz

BURAK DENİZ

“Biraz sabırsız ve çoğu zaman kararsızım. Bu iki özelliğim bir kenara, kendimden oldukça memnunum, zira en nihayetinde bunlar beni ben yapan haller ve bütünü olumlu etkiliyorlar.”

2016: XOXO The Mag Röportajları

2016: XOXO THE MAG RÖPORTAJLARI

2016 yılında kimlerle sohbet ettik? Kısaca hatırlayalım;

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

Some Men yazı, Kerem Bürsin'le açıyor.

Rüya Pamuk

RÜYA PAMUK

Rüya'yla konuşmamızın odak noktasında okuduğu, yarıda bıraktığı ya da okuyacağı kitaplar vardı.

The Art of Hygge

THE ART OF HYGGE

İlhamını Danimarkalıların iyi yaşam felsefesinden alan NFT koleksiyonuyla tanışınız.

MBFWI Backstage: Özlem Süer

MBFWI BACKSTAGE: ÖZLEM SÜER

Özlem Süer defilesinin sahne arkasından bildiriyoruz.

MBFWI Backstage: Sudi Etuz

MBFWI BACKSTAGE: SUDİ ETUZ

MBFWI üçüncü gününü, Sudi Etuz'la açtı.

Metin Akdülger

METİN AKDÜLGER

Meğer Metin'e daha soracak çok sorumuz varmış.

MBFWI Backstage: DB Berdan

MBFWI BACKSTAGE: DB BERDAN

MBFWI başladı. Biz de hemen sahne arkasına girdik. Deniz Berdan'la başla

Cool & Collected

COOL & COLLECTED

XOXO yeni sayısında önümüzdeki soğuk aylar için birkaç olfaktif öneride bulunuyor.

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

EN YENİLER
Nilay Örnek'in Adres Defteri

NİLAY ÖRNEK'İN ADRES DEFTERİ

Aklından çıkaramadıkları ve rutin haline dönüştürdükleriyle...

The Art of Hygge

THE ART OF HYGGE

İlhamını Danimarkalıların iyi yaşam felsefesinden alan NFT koleksiyonuyla tanışınız.

İtalyan Savaş Kahramanları

İTALYAN SAVAŞ KAHRAMANLARI

Gündüz Vassaf, XOXO The Mag için yazdı.

Emin Alper

EMİN ALPER

Emin Alper bize üç nankör kız kardeşin hikayesini anlatıyor. Sadece bize değil, tüm dünyaya. Ve hikayesi derdini epey iyi anlatıyor.

Mükemmel Uyum

MÜKEMMEL UYUM

Kusursuz müzik, dengeli ses deneyimi ve LG XBOOM Go arasındaki ilişkiyi tahmin etmeniz çok olası. Bu denkleme bir de Aybüke Pusat'ı dahil ediyoruz, sözü kendisine ve müziğe bırakıyoruz.

Dr. Mark Hyman

DR. MARK HYMAN

"Kaderimizin kurbanı olacağımız düşüncesinden vazgeçmeliyiz. Biyolojimizi değiştirecek güce sahibiz."

DAHA FAZLA