ALEXANDER WANG

Birazdan okuyacaklarınız herhangi bir betimlemeye ihtiyaç duymadan, kendi kendini anlatır cinsten.

 Malum, söz konusu isme bir hayli aşinasınız, moda sektöründe yaptıklarına da... Bu yüzden biz de işe farklı bir açıdan bakıyoruz ve onu yakalamışken Alexander Wang’le iş, güç ve hatta para konuşmaktan çekinmiyoruz.

Röportaj: Utku Palamutçu - Kasım 2016

Fotoğraf: Steven Klein, Alexander Wang seçimiyle.

Alexander, gün içerisinde aklına gelen güzel fikirleri unutmamak için, kendine aşağı yukarı 20 tane mail atıyormuşsun. Bugün, şu saate kadar, kaç mail atmışsındır?

Eğer günde 20 tane mail ile sınırlı kalmışsam, bu, ortalamanın altında bir gün geçiriyorum demektir. Kulağa çok saçma gelse de, aklıma gelen güzel fikirleri unutmamak için, kendi kendime mail atmak bana çok yardımcı oluyor. Günün sonunda bu fikirlerin hepsini bir araya getiriyorum ve aslında ne kadar çok şey düşündüğümü fark ediyorum. Bugüne gelecek olursam; sabahtan beri bilgisayar başındayım ve kaç tane mail attığımı sayamadım bile.

Bu güzel fikirleri biraz açar mısın?

Bazen yaratıcılığımı tetikleyen ilham kaynakları, bazen sektörel ve ticari konular, bazen de şirketin yapısına yönelik fikirlerden bahsediyorum. Yakın zaman önce, kendi şirketimin CEO’su olarak çalışmaya başladım, yani artık hem kreatif direktörlük yapıyorum, hem şirketin yönetimini üstleniyorum. Her ne kadar her zaman iş odaklı bir insan olmuş olsam da CEO pozisyonu benim için oldukça yeni bir şey ve bu yüzden önüme gelen projelere artık farklı bir açıdan da bakmam gerekiyor. Bu yüzden, son zamanlarda kendime attığım maillerin neredeyse çoğu iş odaklı.

2005 yılında Parsons’dan ayrıldıktan hemen sonra kendi markanı kurmaya karar verdin ve 2015 yılında markanın 10. yıl dönümünü kutladığın sene, toplam 100 milyon dolarlık satışla, bu on yılı geride bıraktın. Markanın 11. yılında bu rakam, dünyaca tanınmış bir tasarımcının tatmin olacağı bir ciro mu? 

Her şey bir kenara, işe başladığım günden bugüne 11 yıl geçtiğine inanamıyorum. Okuldan mezun olduğum gün, bugünkü konumumda olmak gibi bir hedefim yoktu. Kendi koleksiyonumu hazırlamak için okulu bıraktım, ve deyim yerindeyse 2005 yılını deneysel bir süreç olarak atlattım. Okula geri dönmek ve kendi yolumda ilerlemek arasında epey gel-git yaşadım ve günün sonunda kurmaya çalıştığım markanın oldukça hızlı bir şekilde geliştiğini ve tanındığını fark ettim. O günden itibaren hem iş etiğimi, hem stilimi, hem de modaya bakış açımı değiştirdim. 11 yıl boyunca sadece tek bir şeyi sabit tuttum, o da kusursuz ve sıradan olanın yakaladığı mükemmel uyumu tasarımlarımda uygulamak oldu. Bu doğrultuda baktığımda, her ne kadar 100 milyon dolar, şirketimin resmi olarak hesapladığı bir rakam olmasa da, elde edilen gelirin ya da yapılan satışın tasarımcıyı tanımlamak için kullanılamayacağını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Tabii, bu cevabım, durumdan tatmin olmadığım hissiyatını uyandırmasın.

Kusursuz ve sıradan olanın uyumuna inanıyorsan, hazır giyim koleksiyonunu ikiye bölüp T by Alexander Wang’i yaratırken aklından geçen şey bu iki markanın birbirini tamamlaması mı yoksa sana ait iki farklı kişiliği yansıtması mıydı ?

T by Alexander Wang’i hazır giyim koleksiyonundan ayıran en önemli şey, sadece kadınlar için yaratılmış olması. Markayı kurduğumda aslında markanın çekirdeğinde nasıl bir DNA olduğunu en yalın haliyle anlatmak istedim. T by Alexander Wang, ana markayı tamamlayan ve müşterilerin gelir seviyelerine göre ürünlerin ulaşılabilirliğini farklı segmentlerde mümkün kılan bir marka. İşe çok farklı bir açıdan bakarsak, Balenciaga’da Kreatif Direktör olarak çalıştığım dönemde H&M ile işbirliği yaptım, aynı süre zarfında kendi markalarım için çalışmaya devam ettim ve birbirinden farklı koleksiyonlar çıkarttım. Sonuç oldukça iyiydi ve aslında bana ait olan ama her zaman dışa vurmadığım bakış açılarını yansıtma fırsatı buldum. 

Renk uzmanı ve analisti diye bir meslek olduğunu ve bu meslek erbaplarının siyahı bir renk olarak görmediklerini biliyor muydun?

Ah, bunu duymuştum ama asla inanmak istememiştim. Siyah ister bir renk olarak kabul görsün ister görmesin, benim için her zaman üniforma görevi görmeye devam edecek. Siyahın fonksiyonelliği, kolaylığı ve şıklığı başka hiçbir şeyde yok.

Kadın koleksiyonlarına ve yakaladığın şık duruşa kıyasla, erkekler için tasarladığın ürünler ve izleyicinin kafasında oluşan stereotipik erkek, Kanye West ve Drake arasında bir yerlerde gibi görünüyor. Katılıyor musun?

Açıkçası, böyle bir yorumla karşılaşmayı beklemiyordum, zira kadın ve erkek koleksiyonları için çalışırken, cinsiyeti işin içine karıştırmadan, kendimize hep aynı soruyu soruyoruz: Kimi temsil ediyoruz? İnsanlar neden bizden alışveriş yapmayı tercih ediyorlar ya da etmeliler? Sağlama yaparak gidelim: Pop kültürü, müziği ve sokağı moda kanalıyla tasvir eden bir markadan bahsediyoruz. Oldukça sıradan bu ilham kaynaklarının yıkıcı bir elemente ihtiyaç duyduğunu ekip olarak çok iyi biliyoruz. Bu yıkıcı şey her neyse, onu günlük hayatın içerisinden seçmeye özen gösteriyoruz. Bu yüzden, rahatlığı, görünümden daha önemli kılıyoruz. İlkbahar-Yaz 2016 koleksiyonundan beri, erkek koleksiyonunu, kadın defilesinde sergiliyoruz ve bu, bence iki taraf arasında herhangi bir ayrıma gitmediğimizi anlatmak için iyi bir yol.

Sonbahar-Kış 2016 defilesindeki Tender, Strict, Girls kelimelerine neye istinaden koleksiyonda yer verdin?

Bu kelimelerin üstüne hiç düşünmedim desem yalan olmaz. New York’tan yola çıkarak bu şehre dair kışkırtıcı şeyler aramaya başladım ve bu kelimelerin başlı başına kışkırtıcı olduklarına karar verdim, hepsi bu.

Alexander, bize lüks algından bahseder misin?

İşe birinin sahip olabileceği objeler ve mülkler üzerinden başlarsak, lüksün önceleri çok daha gösteriş odaklı olduğu gerçeğine ulaşırız. Bugün lüks çok daha kişisel ve sakin. Her ne kadar konuya somut şeyler üzerinden giriş yapmış olsam da, lüks benim için bir şeye sahip olmaktan ziyade, bir yaşam tarzına sahip olmak anlamına geliyor. Bir araya geldiği zaman insanın yaşam tarzını belirleyen şeyler bütünü, lüksün ta kendisi. Bazen kendine çok iyi bakmak ve aşırıya kaçmak istersin, bazen İspanyollara özgü bodega’lardan birinden en ucuz şarabı alırsın. Bu senin bir şeyleri seçme şansına sahip olduğunu gösterir, ki lüks benim için budur.

Geleceğe dair bir planın var mı?

Olmaz mı? Hiçbir zaman ‘Yaptım, oldu, bitti, şimdi rahat bir nefes alabilirim’ dediğim olmadı. Bu yüzden her zaman kafamda kurduğum bir plan var. 

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
2016: XOXO The Mag Röportajları

2016: XOXO THE MAG RÖPORTAJLARI

2016 yılında kimlerle sohbet ettik? Kısaca hatırlayalım;

Sorumluluk Sevgiye Dahil

SORUMLULUK SEVGİYE DAHİL

Evcil hayvan sahiplenirken aklınızda bulunması gerekenler.

Tennıs Remıx

TENNIS REMIX

Ali, Leyla, Ece, Mehmet ve Fırat'la Lacoste'un Tennis Remix koleksiyonunu keşfediyoruz.

MBFWI Backstage: Sudi Etuz

MBFWI BACKSTAGE: SUDİ ETUZ

MBFWI üçüncü gününü, Sudi Etuz'la açtı.

MBFWI Backstage: Özlem Süer

MBFWI BACKSTAGE: ÖZLEM SÜER

Özlem Süer defilesinin sahne arkasından bildiriyoruz.

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

Yemek ve şarap eşleşmesi

YEMEK VE ŞARAP EŞLEŞMESİ

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.” Nikos Kazancakis

Mezar Turizm

MEZAR TURİZM

Bu yolculuk bir müzik yolculuğu değil. Metaforik bir şekilde sona doğru da ilerlemiyor. Hikayeyi, Mezar Turizm’in tek elemanı Kerem’den dinliyoruz.

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

Dilara Fındıkoğlu

DİLARA FINDIKOĞLU

Dilara XOXO Ailesi’nden, yıllar öncesinden... Emre, zaten tanıyorsunuz...

MBFWI Backstage: Brand Who

MBFWI BACKSTAGE: BRAND WHO

MBFW Istanbul'un ikinci gününü kapatan Brand Who'nun sahne arkasındaydık.

Storm Is Comıng

STORM IS COMING

PUMA'nın yeni modeli Storm'un Hasköy İplik Fabrikası'ndaki partisindeydik.

EN YENİLER
Bir Yerel Moda Dosyası

BİR YEREL MODA DOSYASI

İnsanı ve yaşadığı alanı ele alıyoruz. Giydiklerini, kendini çevrelediklerini. Ve sözü Türkiye'den yedi tasarımcıya bırakıyoruz.

Hayvanlarla Daha İyi Bir Dünya

HAYVANLARLA DAHA İYİ BİR DÜNYA

BluTV dizisi Bunu Bi' Düşünün sorumlu hayvan sahipliğini farklı bir gözle anlatıyor. Şimdi bu hikâyeyi yaratıcılarından dinliyoruz.

Kubilay Aka

KUBİLAY AKA

"Hayvanlar; sevgi, vakit ve anlaşılmak ister."

Ayşenil Şamlıoğlu

AYŞENİL ŞAMLIOĞLU

"Sorumlu hayvan sahipliği yüreğinizi bütünüyle ona vermeniz demektir."

Ulaşcan Kutlu

ULAŞCAN KUTLU

"Sevgiyi anlamamış hiçbir insanın hayvan sahibi olmasını istemem."

Müjde Uzman

MÜJDE UZMAN

"Hayvan sahipliği, şartlar ne olursa olsun, fedakârlık ve özveri gerektirir."

DAHA FAZLA