BÜŞRA DEVELİ

Büşra her ne kadar etrafının sayborglar ve robotlar tarafından sarılı olduğunu düşünse de, biz bu çoğunluktan sıyrılarak kendisiyle oldukça sıradan bir gün geçirmek için kolları sıvıyoruz.

Serkan Şedele deklanşöre basarken, herhangi bir illüzyona ihtiyaç duymadan, onu olduğu gibi yansıtıyor. Büşra’nın cevapları da Serkan’ı destekler cinsten...

Röportaj: Utku Palamutçu - Kasım 2016

Fotoğraflar: Serkan Şedele

Moda Editörü: Deniz İrem Çek

Saç: Mehmet Menteş/art+ist 

Makyaj: Sam Araji/ art+ist

Set Amiri: Halit Kerim

Fotoğraf Asistanları: Utku Atalay / Erkan Şedele 

Moda Editörü Asistanları: Bilgecan Koçana, Meriç Al

Büşra, Y jenerasyonunun oyunculuğa düşkünlüğüne dair ne düşünüyorsun?

Bu galiba dünya düzeninin insanları kamera önüne itmesinden kaynaklanıyor. Ama ne yazık ki bunun altının çok dolu olduğunu düşünmüyorum. Etrafımda öyle insanlar var ki, bu adamın oyunculuktan hiçbir kazancı olmasa da oyuncu olur diyebiliyorum. Bu jenerasyonda ise böyle bir şey söz konusu dahi değil. Daha ziyade çıkar odaklı bir meslek seçiminden bahsedebiliriz.

Bu durum sosyal medyanın hayatımıza entegre oluşuyla da alakalı tabii.

Bir anda ortaya çıkan sosyal medya fenomenleri bunun en iyi örneği. Bu yüzden, oyunculuktan ziyade, popülarite peşinde olmaktan kaynaklı bir durum söz konusu. Bir karakter yaratayım, şöyle oynayayım, böyle canlandırayım diyen bir kitleden bahsetmiyoruz. Zaten bu çok çetrefilli, insanın psikolojisini dahi etkileyen bir yol. 

Instagram fotoğraflarına yapılan yorumları okuduğunda kendine yabancılaştığın oluyor mu? İnsanlar fotoğraflarının altında seni Juliette Binoche’a benzettiklerinden de bahsediyorlar ama yermekten de geri kalmıyorlar.

Sosyal medyadaki pek çok insanın gerçek kimliğini kullanmadığına inanır oldum. O yorumları yapan insanların hepsi sanki birer bilgisayar programıymış gibi geliyor bana. Aslında bir yandan, bu durum çok korkutucu çünkü belki de yorum yapan insanlardan birisi sadece dokuz yaşında ve akla hayale sığmayacak şeyler yazabiliyor. Bu yüzden sosyal medyayı olabildiğince ciddiye almamaya çalışıyorum. Ve oradaki yorumları kendimi değerlendirmek için geri bildirim olarak kullanmıyorum.

Oyunculuk bir nevi kendini tatminden ibaret aslında. Sana bir görev veriliyor, görevi yerine getiriyorsun, bunu hem izleyiciye hem de kendine kanıtlıyorsun. Bu tatmin sende ne ölçüde?

Benim çok değişik bir mükemmeliyetçilik anlayışım var, her ne kadar bunun iyi bir şey olduğunu düşünmesem de... Kusursuz olana ulaşmak isteği bir noktada kişiyi frenliyor çünkü mükemmel olmayacaksa hiç olmasın gibi bir mantığa bürünüyorsun. Ben oyunculukta hiçbir zaman kendimi tamamlanmış hissetmedim. Beni harekete geçiren şey eksiklik hissi olmuştur. Her zaman çok şey yapmam gerekiyormuş gibi geliyor. Zaten sadece oyunculukta değil, sanatın herhangi bir dalında ‘bu oldu’ dediğin noktada geri gitmeye başlıyorsun. 

Neden oyuncu oldun?

Büyük ihtimalle çocukken çok dikkat çekmek istediğim için olabilir. Çünkü garip bir şekilde ilkokul üçte mikrofon alıp okulda yazdığım skeçleri düzenlerdim ve utanç verici taklitler yapardım. Hocalarımı arayıp, sesimi değiştirip telefon sapıklığı da yapıyordum. Saçma gelecek ama içimde böyle bir merak vardı. O zamanlar bunun tiyatroyla alakalı olduğunu anlayamamıştım tabii. Hatta ben ilkokul birdeyken yönetmenlik okuyan ablam bir oyun kurmuştu ve mahallede bilet kesip bu oyunu sergilemiştik. Yani oyunculuk bende hep vardı. Sonra orta ikinci sınıfta sözel okumaya karar verdim. Ama hiçbir zaman tiyatro okuyacağımı düşünmemiştim. Aslında ben ilkokul öğretmeni olmak istiyordum.

Bundan 30 yıl sonra da oyunculuk yapıyor olacağım diyebiliyor musun?

Bu oyunu (Mekan Artı’da sergilenen Burada Bugün) çıkardıktan sonra hayatımda ilk defa bir mesleğim olduğunu hissettim. Ve bu beni çok duygulandırdı. Okulda ya da dizide bunu tam anlamıyla hissedememiştim. Bu benim büyümemle de alakalı olabilir ama hala ileride bu mesleği yapmayabilirim diye de düşünüyorum. Fakat eğer vazgeçersem bu tamamen ülkemizim koşullarından dolayı olur. Ben sadece oyunculuğu sistemin içinde yapmaktan keyif almayabilirim. Onun dışında oyunculuğun kendisinden hiçbir zaman soğumayacağımı düşünüyorum.

Dizide oynama kararı alırken bir şeylerden taviz veriyormuşsun gibi hissettin mi?

Galiba hassasiyetimden taviz verdim. Çünkü hassas olmamam gerektiği için büyümek zorunda kaldım. Ve bu benim için yüzleşme gibi bir şey oldu. Bir anda kendi ayaklarım üzerinde durmam gerekti. Kişisel olarak da yaptığım her şeyin sorumluluğu benim üzerimdeydi. Bu beni gerçek anlamda çok yıprattı. Hayatım iki ay gibi bir sürede değişiverdi.

Şans faktörü, malum, dizi sektörü için büyük rol oynuyor. Oynadığın ilk dizinin uyarlama bir senaryo oluşu seni şanslı kıldı diyebilir miyiz?

Öncelikle, dizinin orijinalini bildiğim için, bu işin kesin tutacağını düşünüyordum. Türkiye’ye çok uygun bir iş gibi gelmişti. Tabii o zamanlar okuldaydım, işe çok uzaktan bakıyordum ve sektörün bu kadar içinde değildim. İlk başta dizide beş kız olduğumuz için hiç korkmadım. Onlarla bir ay kadar çok fazla birlikte çalıştık. Diziden çok keyif aldım. Benim için çok yaratıcı bir süreçti. Sete adım attığımızdaysa işin ‘iş’ tarafıyla tanıştım. Benim için bu çok garipti. İnsanların tepkileriyle iyi bir iş yaptığımı anlayabiliyordum.

 

En büyük tavizi diziye girdikten sonra okulu dondurarak verdin herhalde. Sektöre girdikten ve başarılı olduktan sonra okulu bitirmişsin ya da bitirmemişsin bir önemi kalmıyor mu?

Öncelikle konservatuardaki öğrencilerin bir yandan kapalı bir kutunun içinde olmaları bekleniyor, bir yandan da kapitalizmin yaptığı baskı var. Ve bu baskı sürekli sana bir şeyleri kaçırıyormuşsun hissi veriyor. Gerçi buradayken de sanki okulu kaçırıyormuşum gibi geliyor, ama ben hazır genç ve dinamikken şansımı deneyip sonra okula dönmeye karar verdim. Şimdi de oradan ön lisans alıp lisansımı yurtdışında tamamlamayı düşünüyorum. Ama işin özünde, bir tiyatro oyununda oynayınca da o eğitime denk bir eğitim alabileceğime inanıyorum.

Seni çok etkileyen bir karakter canlandıracak olsan, onun için yapmayacağın şey var mıdır peki?

Yapamayacağım şey her zaman vardır. Büşra ve Büşra’nın hayatı herhangi bir meslekten çok daha önde gelir. Kısacası mesleğim benim hayatım değil. Ben her zaman dünyayı Büşra olarak değerlendiriyorum, başka şeyler sonra geliyor. Ama bir şeylerden vazgeçebilmek de iyidir diye düşünüyorum. Beni etkileyen karakter ticari bir şey değilse, hayatımın rolü olması lazım; o zaman yapmayacağım şey yok.

Eleştiriye açık bir insan mısın?

Evet, ama işime geleni alırım. Ve bu, karşımdaki insana verdiğim değerle de çok alakalı. Eğer o kişi aklına güvendiğim biriyse onun eleştirisine değer veririm.

O halde kendini bir konuda eleştirir misin?

Kendimi eleştirebileceğim o kadar çok şey var ki... Mesela bazen çok idealist olabiliyorum. Bir şey bana zarar verse de sonuna kadar gidebiliyorum. Bazen insanlarla duygusal ilişkiler kuruyorum, fazla hassas olabiliyorum. Bir de çok inatçıyım.

Haftada kaç saat çalışıyorsun?

Bir insan ne yaparsa yapsın, hiçbir zaman bir dizide çalıştığı kadar yorulamaz. Şu an üç tane sinema filminin yapım aşamasındayım. Yine de bir dizi kadar yoğun çalışmıyorum. Kendimle olduğum bir döngüdeyim, ama asla nefes alamayacak kadar yoğun değilim.

 

Neyi çok iyi yaparsın?

Konuşmakta ve kendimi ifade etme konusunda iyiyim. Ya da bir fikri empoze etmekte de iyiyim diyebiliriz. Karşımdaki insanı kazanmayı çok seviyorum. Pazarlık etmede de iyiyim diyebilirim.

Kimin hayatını reality show yapsalar soluksuz izlersin?

Ben Nazım Hikmet’in çok büyük hayranıyım. Bazı geceler onun şiirlerini okuyup evde ağladığım ya da güldüğüm oluyor. Onun hayatının her anını izlemek isterdim.

Farz et ki önemli bir ödül almışsın ve konuşma yapıyorsun...

Bunu herkes gibi daha önce ben de düşünmüştüm, ama aslında ben ödüle ve getirdiklerine çok inanmıyorum. Tabii ki kazanmak insanı mutlu eden bir şey ama o ödül hiçbir zaman bir filmde inanılmaz iyi oynadığımın göstergesi olmaz. Bu yüzden, herhalde çok klişe bir konuşma yapardım. Herkese teşekkür ederdim tabii. Ama bu hayali ödül, projenin benim için ne kadar değerli olduğuyla da alakalı. Eğer hayatımı ortaya koyduysam belki ağlayabilirim. Neyse, genel olarak çok minnettar olurdum.

Tanınmak hoşuna gidiyor mu?

Açıkçası çok da hoşuma gitmiyor. Ben biraz insanların arasında olmayı ve onları gözlemleyerek beslenmeyi seviyorum. Ve bütün gözler bende olduğu zaman ben o kadar fazla dışarı bakamıyorum. Bu da hayattan aldığım zevki engelliyor. Sokağa bunları unutarak çıkıyorum. En çok korktuğum şey, günün birinde bir cam fanusun içinde yaşıyor olmak.

Dışarıdan nasıl göründüğünü düşünüyorsun?

Zararsız göründüğümü düşünüyorum. Bazı insanlar vardır, egosantrik enerjileri yüksektir ve diğerleri için tehlike oluştururlar ya... Böyle bir şeyim hiç olmadığı için insanların yanımda rahat olduklarını ve bana güvendiklerini hissediyorum. Dışarıdan görünüşüm sadece bir imajdan ibaret. Beni tanımayanlar hakkımda her şeyi düşünebilir, ama tanıyanlar zararsız olduğumu hissederler.

Bu sektörde seni en fazla ne zorluyor?

Sektöre girdikten sonra, insanlarla kurduğum ilişkilerde kendim olabilme özgürlüğümü yitirdiğim noktalar oldu. Çünkü işlerin hiç tahmin etmediğim gibi yürüdüğünü fark ettim ve ben çözümü şöyle buldum: Kim olursa olsun ben işe kendim olarak yaklaşıyorum ve böylece kafam karışmıyor. Aşağıda, yukarıda, yapımcı, yönetmen herkese aynı davranıyorum.

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Efı Gousı

EFI GOUSI

Efi'nin koyu-pastel dünyasına bakıyoruz. O anlatıyor, biz inceliyoruz.

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

Some Men yazı, Kerem Bürsin'le açıyor.

13 Reasons Why

13 REASONS WHY

Netflix’in 31 Mart’ta izleyiciyle buluşan yeni dizisi 13 Reasons Why, gençlik dizilerini polisiyeyle birleştiren formülüyle ilgi çekeceğe benziyor.

Birkan Sokullu

BİRKAN SOKULLU

Some Men'in Kış 2019 kapak konuğuyla biraz zaman geçiriniz.

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

MBFWI Backstage: Özlem Süer

MBFWI BACKSTAGE: ÖZLEM SÜER

Özlem Süer defilesinin sahne arkasından bildiriyoruz.

Fırat Çelik

FIRAT ÇELİK

Hayatında standartları var. O tam bir profesyonel. Amacına yönelik hareket ediyor, ve geniş bir vizyonu var. Ve dünya onun oldukça, o da dünyanın oluyor. #dude

Walk Don’t Run İle Tanışın

WALK DON’T RUN İLE TANIŞIN

İçeri lütfen, ama koşmadan.

Davıd Guetta

DAVID GUETTA

"Yaptığımız her şeyin %100 olması gerekiyor."

Metin Akdülger

METİN AKDÜLGER

Meğer Metin'e daha soracak çok sorumuz varmış.

Instagram Pets: Shrampton

INSTAGRAM PETS: SHRAMPTON

Shrampton ile oturup sohbet edebilir, üstü açık arabasıyla Malibu sokaklarında gezebilirsiniz.

Rüya Pamuk

RÜYA PAMUK

Rüya'yla konuşmamızın odak noktasında okuduğu, yarıda bıraktığı ya da okuyacağı kitaplar vardı.

EN YENİLER
LOKAL TEMAS: TRUST ME BABY

LOKAL TEMAS: TRUST ME BABY

Trust me baby mercek altında. Yaratıcısı Melih Çebi yanıtlıyor.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

"Biz Suna K.’yı bir kabile olarak tarif ediyoruz."

Davıd Guetta

DAVID GUETTA

"Yaptığımız her şeyin %100 olması gerekiyor."

Safa Şahin

SAFA ŞAHİN

“Şu an daha ziyade geleneksel sanat sisteminden yanayım."

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

Bedirhan Soral

BEDİRHAN SORAL

"Günümüzde doğanın bize verdiği mesajları hepimiz çok net görüyoruz."

DAHA FAZLA