FUNDA ERYİĞİT

Onu belki yer aldığı dizilerden, belki de tiyatro oyunlarından tanıyorsunuz. Göz aşinalığınızı değiştirmek için kendisiyle bir araya geliyoruz.

Röportaj: Murat Emir Eren - Aralık/Ocak 2016

Fotoğraflar: Gökhan Polat 

Jr. Moda Editörü: Tuğçe Bahçıvangil

 

Oyuncu olmak istediğine karar verdiğin günkü motivasyonuna baktığında, mevcut şartlar altında bu motivasyonu korumakta zorlandığın oluyor mu?

O günlerle bugün arasında pek çok fark var. Eskiden sadece kuvvetli bir oyunculuk arzum vardı, sonraları bir şey üretmenin sadece buna bağlı olmadığını gördüm. Konservatuarda öğrenciyken Serbest Bölge adında bir tiyatro ekibi kurmuştuk; ilk kez o dönemde, oyun çıkarmaktan, sahne bulmaya, kira ödemeye, dekor taşımaya kadar maddi manevi bir sürü zorlukla karşı karşıya kalmıştık. Verdiğimiz emeğin karşılığının ne olduğu, neden oyun yaptığımız gibi pek çok şeyi sorguladığımızı hatırlıyorum. Akabinde televizyon için iş yapmanın zorlukları geldi, ki işin o tarafında acımasız para kuralları işliyor. Tüm bunlarla birlikte motivasyonumu ilk günkü gibi tutmak elbette zor. Zira her tıkandığımda bu işi neden yaptığımı kendime yeniden soruyorum. Cevap bana güç verdiği, beni yenilediği sürece motivasyonumun da kuvvetlendiğini söyleyebilirim. 

Bilhassa sinema projelerini titizlikle seçtiğini söylüyorsun. Tereddüt’te seni kendisine çeken ve en çok etkileyen ne oldu?

Yeşim çalışmak istediğim bir yönetmendi. Senaryoyu okuduğumda da Şehnaz karakterinden çok etkilendim. Kimi yerlerde bana dokunan dertleri, kimi yerlerde de beni korkutan tarafları vardı ama merakım daha ağır bastı. 

Bu kadar etkilendiğin bir karaktere hazırlık süreci nasıl geçti peki?

Çekime başlamadan önce prova sürecinde çoğu şeyi kafamızda oturtmuştuk. Bütününde Şehnaz’ın davranışları, eşiyle kurduğu ilişki üzerine çok düşündüm tabii ama özel olarak benimsemem ve çalışmam gereken bir doktorluk hali de vardı. Çapa Tıp Fakültesi’nde Arşaluys Kayır’la vakit geçirdim. Onun yönetiminde sürdürülen, vajinismuslu kadınlar için bir terapi grubu vardı, ona katıldım. Hastalara yaklaşımını, nasıl yönlendirdiğini, güven ilişkisini gözlemledim. Banu Aslantaş ve Dilek Güntepe, Ecem Uzun’la yaptığımız provalarda yanımızdaydı, onlardan çok destek aldım. 

Filmde farklı sınıflardan gelen iki kadının yaşadıklarını birbirine paralel olarak gözlemliyoruz. Canlandırdığın Şehnaz, nispeten daha aşina olabileceğin bir çevreden geliyor. Böyle durumlarda, karakteri oluştururken kişisel deneyiminle onun yaşamış olabilecekleri arasındaki sınırı nasıl belirliyorsun? 

Oynadığım karakterin derdi, onunla vakit geçirmeye başladıktan sonra benim de derdim oluyor. Zaman geçtikçe bu dert, bana kendi hayatıma dair de bir şeyler söylüyor. Oyunculuğun beni iyi eden taraflarından biri olarak istiyorum ki, bu dert başkalarına da bir şeyler söylesin. Ama bahsettiğin sınır kesinlikle gerekli. En nihayetinde oynarken kendi reaksiyonlarımı değil, karakterin reaksiyonlarını vermem gerek. Kendimi değil, bir insanı anlatmak istiyorum. Kendime değil, ona odaklanarak bu sınırı korumaya çalışıyorum, onun eylemlerine bakıyorum. Kişisel deneyimimi ortaya koyduğumda karakteri anlamaktan uzaklaştığım anlar oluyor; davranışlarının nedenini sorguluyorum. Oysa, karakterin eylemini baştan sorgulamak yerine, onu kabul edip ilerlediğimde hem karaktere hem hayata bakışımın genişlediğini fark ediyorum. Kendi deneyimlerimle birleştiği yerler o zaman ortaya çıkmaya başlıyor. 

Sokakta ve sanal dünyada, politik anlamda büyük bir kutuplaşma söz konusu. Kadınların problemleri de bu kutuplaşmanın en önemli noktasında duruyor. Filmin bu konuda umudu kadınlara yükleyen bir tarafı da var.

Üretmeye devam ettikçe ve derdimizi ortaya koydukça her zaman umut var. Reha Erdem geçenlerde bir söyleşide, filminin umutlu mu yoksa karanlık bir tarafta mı durduğu sorusuna, bir film göstermenin başlı başına bir umut olduğuna dair bir cevap vermişti. Bir kalabalığın içinde, hep birlikte bir şeye bakıyoruz, izliyoruz, duygulanıyoruz, düşünüyoruz, beğeniyoruz, beğenmiyoruz... Ürettikçe ve paylaştıkça bir yol inşa ediliyor. 

Şehnaz, kapkaranlık bir hayattan çıkıp gelen Elmas’ın bir hasta olarak yaşamına dahil olmasıyla mı bazı şeylerin farkına varıyor? 

Oynarken de cevabını veremedim bu sorunun, şimdi de veremiyorum. Cevabı bilmek istiyor muyum diye sorarsan, onu da bilmiyorum. 

Ülkede Elmas’ın ve Şehnaz’ın hikayesini paylaşacak binlerce kadın yaşıyor. Senin gözlemlediğin ve müdahale edebildiğin benzer bir durum oldu mu?

Oldu tabii. Arkadaşlarımla, gece geç bir saatte, kaldırıma oturmuş yarı çıplak bir kadının kendi kendine yarım yamalak bir şeyler sayıkladığını gördük. Akli dengesinin yerinde olmadığını düşündük. Ama şu an tam tarif edemediğim tuhaf bir hisle kadına yakın bir yerde kalmak istedim. Arkadaşlardan bir kısmı ayrıldı, bir kısmı benimle kaldı. Fazla göz dikmeden kadını ve hareketlerini izliyordum. Birden bir araba kadının önünde durdu, içinden üç adam çıktı ve kadını zorla arabaya bindirmeye çalıştılar, hemen müdahale ettik. Kadın direnmeye çalışıyordu. “İğne saplıyorlar.” diye bağırıyordu, kendine vuruyordu. Kendinde değildi. Hemen polis çağırdık. Adamlar kadın için akli dengesi yerinde değil, arkadaşımız, hastaneye götüreceğiz gibi şeyler geveledi. Kadın, polisle birlikte hastaneye gitti, adamlar da peşinden... Adamlardan kaçmış mıydı, zorla uyuşturucu mu veriyorlardı, artık nasıl bir hikayesi vardı, sonrasında ne oldu bilemiyorum. Etkisinden uzun süre çıkamadım. Rolüme direkt bir etkisi oldu diyemem ama genel olarak edindiğim tecrübelerin toplamının oynadığım rollere etkisi olduğunu düşünüyorum. 

Filmde fiziksel olarak bir oyuncuyu zorlayabilecek sahneler var. Bu zorluğu nasıl aştın? 

Sete çıkmadan, sahnelerin hissinin ne olacağına dair konuştuk ve provalar yaptık ama sahneler daha çok setin kendi koşullarında şekillendi. Bu sahneler için daha küçük bir ekip vardı, daha sakin ve daha sessiz bir set kuruldu. 

Tereddüt öncesinde favori Yeşim Ustaoğlu filmin hangisiydi?

Güneşe Yolculuk. 

Filmin yurtdışındaki gösterimlerinde aldığınız tepkiler tatmin edici oldu mu?

Seyircilerden de eleştirmenlerden de iyi tepkiler aldık. Seyircinin hikayeden çok etkilendiğini gördük. Bu hikayenin nasıl çıktığını, hazırlık sürecini, karakterleri sordular... Filmin Türkiye’de nasıl reaksiyon alacağını merak edenler de oldu. 

Tiyatrodaki her an yeni bir şey yaratma hürriyetiyle sinemadaki teslimiyeti birbiriyle kıyasladığında senin için hangisine uyum sağlamak daha kolay?

Tiyatronun tamamlanma süresi, sinemanınkinden daha uzun. Uzun bir süreçte tekrar tekrar oynuyorsunuz, oynadıkça yeni şeyler keşfediyorsunuz. Oyun ortaya çıktıktan sonra yeniden üzerinden geçip değişiklik yapılabiliyor. Ama sinema her şeyden önce yönetmenin işi. Set bittikten sonra ortada tamamen onun şekillendireceği bir malzeme oluyor. Tereddüt’ün son sahnesi bittiğinde, Yeşim’e, en baştan bir daha başlamak istediğimi söyledim. İkinciden sonra üçüncüyü, dördüncüyü de isteyecektim herhalde. Anlamak bitmediği sürece işi bitirmek de istemiyorsun, değişik bir his. Ama tiyatronun oynamaya devam etmek gibi bir büyüsü varsa, sinemanın da izlemek gibi bir büyüsü var. Ortaya çıkan şeyde, oynadığımın çok dışında, başka yeni anlamlar görüyorum, oynarken göremeyeceğim şeyleri keşfediyorum. Tereddüt’ü izlediğimde de bunları görmek bana çok iyi hissettirdi. 

Kariyerinle ilgili dönüm noktası deyince aklına ne geliyor?

Devlet Tiyatrosu’nda oynadığım Sessizlik oyunu. 

Peki bu projeye başlarken bu kadar önemli olacağını hissetmiş miydin?

O sırada hissettim diyemem. İçinde yer aldığım projelerde, sonrasını önceden göremiyorum, sanırım görmeyi reddediyorum. Bu yüzden, bu oyun benim için dönüm noktası olacak gibi bir motivasyonum hiç olmadı. Sonuçla değil, süreçle ilgilenmeyi seviyorum.  

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Gahl Sasson

GAHL SASSON

İşe bakın ki, Some Men 11'de astroloji konuşuyoruz.

Gönül Ergenekon

GÖNÜL ERGENEKON

Bilime Bir Doz Anne Şefkati

Nadıa Lee Cohen

NADIA LEE COHEN

XOXO The Mag'in Sonbahar/Kış 2018-2019 kapak konuğuna bakmaktasınız.

Jonathan Anderson

JONATHAN ANDERSON

JW Anderson’ın kurucusu ve Loewe’nin Kreatif Direktör’ü Jonathan Anderson’ın yükselişi hız kesmiyor. Erkek kıyafetleriyle başlayıp kadın tasarımlarına varan serüvenin tanığıyız.

Yeni İnsan

YENİ İNSAN

Gündüz Vassaf XOXO The Mag için yazdı.

Dönersen Islık Çal

DÖNERSEN ISLIK ÇAL

Bala Atabek, XOXO The Mag için yazdı.

Tennıs Remıx

TENNIS REMIX

Ali, Leyla, Ece, Mehmet ve Fırat'la Lacoste'un Tennis Remix koleksiyonunu keşfediyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

Yemek ve şarap eşleşmesi

YEMEK VE ŞARAP EŞLEŞMESİ

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.” Nikos Kazancakis

Best Frıends: Ece Çeşmioğlu

BEST FRIENDS: ECE ÇEŞMİOĞLU

Ece Çeşmioğlu ve Taner Ölmez'le sohbet ettik. Daha doğrusu onlar etti, biz dinledik.

Erol Tabanca & İdil Tabanca

EROL TABANCA & İDİL TABANCA

OMM'u Kengo Kuma'dan dinledik, şimdi sıra işin kalbi olan ikilide. Biz bu ikilinin sohbetine müdahil olmaktansa şahit olmayı tercih ediyoruz.

Çoklu Özgeler Sendromu

ÇOKLU ÖZGELER SENDROMU

Söz konusu Özge'yse, tarafınızı seçmek o kadar da basit olmayabilir...

EN YENİLER
Server Demirtaş

SERVER DEMİRTAŞ

Mekanik hareketlerle hisleri buluşturuyor.

Davıd Mallett

DAVID MALLETT

Maestro’dan sizin için güçlü tüyolar alıyoruz.

Dönersen Islık Çal

DÖNERSEN ISLIK ÇAL

Bala Atabek, XOXO The Mag için yazdı.

Beğeni Üzerine

BEĞENİ ÜZERİNE

Ali Akay, XOXO The Mag için yazdı.

Zızı Donohoe

ZIZI DONOHOE

Zizi Donohoe ile güzellik üzerine biraz laflıyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

DAHA FAZLA