CHARLOTTE GAINSBOURG

Persona grata.

Bu sayfalarda ağırlamaktan onur duyduğumuz konuğumuzun bir skandaldan doğmuş olduğunu söyleyebiliriz. Ne de olsa, babası Serge Gainsbourg’la seslendirdiği ‘Je t’aime... moi non plus’ adlı şarkıdaki performansıyla müzik tarihinin en iyi orgazmına imza atmış bir annenin, Jane Birkin’in, kızı Charlotte Gainsbourg’dan bahsediyoruz. O yüzden de yaklaşık 40 filmi geride bıraktığı kariyerinin bir noktasında, Lars von Trier gibi bir sinemacının ilham perisi olmasına, hatta söz konusu yönetmen için, saplantılarını ve korkularını defetmeye yarayan bir tür tılsıma dönüşmesine şaşmamak gerek. Nymphomaniac/İtiraf, Gainsbourg ile Danimarkalı yönetmenin üçüncü iş birliği ve Lars von Trier’in adını ilk defa andığı 2011 yılından beri sürekli ve bereketli bir spekülasyon malzemesi, özellikle de sansür konusunda. Ne var ki, gösterim tarihi Mart olarak açıklanmış olmasına rağmen, film geniş gösterimde ülkemiz seyircisiyle buluşamayacak. Her koşulda Nymphomaniac bu senenin en önemli sinema olaylarından birisi. Ve yönetmeni Lars von Trier’in, Hitler ve Soykırım’la ilgili bazı uygunsuz şakalarından sonra adeta toplum dışına itildiği Cannes’daki basın toplantısından beri basına röportaj vermeyi reddettiği düşünülürse, film hakkında konuşmak konusunda başrol oyuncusu Charlotte Gainsbourg’dan daha yetkili hiç kimse yok şu anda. 

Röportaj: Nando Salva - Nisan 2014

Fotoğraf: Mathis Wienand/Getty Images Entertainment/Getty Images Turkey

 

Üçüncü kez bir Lars von Trier filminde başrol oynadınız. Onun için neden bu kadar özel bir oyuncusunuz acaba?

Sanırım bunu Lars’a sormanız lazım. Bana rol teklif etmesi benim için her seferinde sürpriz oldu. Planlanmış hiçbir şey yoktu ortada, birlikte bir üçleme yapalım, gibi bir konuşma hiç geçmedi aramızda. Zaten bir daha da beni arayacağını sanmıyorum. Sanırım bendeki gizemi sonuna kadar tüketti. Artık beni fazlasıyla iyi tanıyor.

Peki onunla yeniden çalışmak söz konusu olduğunda siz hiç tereddüt etmediniz mi?

Hayır. Melancholia’daki rolü teklif ettiğinde, “Aman tanrım, yine mi Lars’la çalışacaksın? Çıldırdın mı?” diyenler oldu, ama ben umursamadım ve gözlerim kapalı kendimi projenin içine attım. Nymphomaniac’ta da aynı şey oldu. Onun dehasına mümkün olduğu kadar yakın olmak istiyorum. Onun tarafından yönetilmek çok özel, daha önce hiçbir yönetmen ile yaşamadığım bir deneyim.

Zamanında Antichrist’taki rolünüzün sizi yaraladığını söylemiştiniz. Nymphomaniac’ın çekimleri de o derece zor ve duygusal olarak o derece yaralayıcı mıydı?

İşin en zor ve en karmaşık yanı seks sahneleri ya da çıplaklık değildi; asıl zor olan sürekli duygularınızla oynamak. Bu bakımdan da iki film arasında büyük fark yok. Her ikisinde de acı çok ortada, fiziksel bir gerçeklik var, ama zaten onunla çalışmanın sevdiğim yanı da, onu başkalarından böylesine farklı kılan da bu.

Bunca yıl sonra onunla ilişkinizi nasıl tarif edersiniz?

İlişkimizde değişim, evrim gibi bir şey söz konusu değil. Şimdi biraz daha karmaşık ama temelde her şey aynı. Onunla çalıştığım her proje birbirinden çok farklı olduğu için, farklı tepkiler vermenizi gerektiriyor. Ama sonuçta Lars benim için hala bir bilinmez. Onunla çalışmanın en harika yanı da bu diye düşünüyorum; ne yapacağı hiç belli olmaz. Geçirdiğim bunca zamana karşın onu tanıdığımı söyleyemem. O beni benim onu tanıdığımdan çok daha iyi tanır. Hatta beni kendimden bile daha iyi tanıdığını düşünüyorum.

Filmden sonra seksle ilgili düşüncelerinizde değişiklik oldu mu?

Hayır ama nemfomanyak olmanın ne demek olduğunu öğrendim.

Ne demekmiş?

Temelde acı çekmek demek. Böylesine bir seks iştahının aslında hazla hiçbir ilgisinin olmadığını bilmiyordum. Özünde yıkıcı bir içgüdü.

Filmin seksi yansıtma biçimi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çok dürüst buluyorum. Bu film etten ve duygulardan bahsediyor, perdede de bunu görüyorsunuz. Ve güzel bir biçimde görüyorsunuz.

Film için yapmayı reddettiğiniz bir şey oldu mu?

Tabii ki gerçek seks yapmayı reddettim.

Hangi sahnenin çekimi sizin için daha zordu?

Oral seks en zoruydu. Neden bilmiyorum, o kadar büyütülecek bir şey değil ama biraz aşağılayıcı geldi ve yaparken kötü, gerçekten kötü hissettim kendimi. Sonra bir de sahte vajina takmam gerekiyordu. Her sabah, adamın biri, çok nazikçe de olsa oraya dalıyor ve o şeyi içime yerleştiriyordu. Hoş değildi. Saatlerce tuvalete gidemiyordum. Sonra, tam en kötü kısmı bitti derken monologları çekmeye başladık, yorgunluktan ölüyordum.

Lars von Trier Cannes’da yaptığı ilk açıklamada Nymphomaniac’ı bir porno film olarak tanımladı. Buna katılıyor musunuz?

Kesinlikle katılmıyorum. Doğrusu, bu ümitle sinemaya giden olursa da büyük hayal kırıklığına uğrar. Üzgünüm.

Çekimler sırasında kariyerinizin ileride bu film ve içindeki çok sert bazı sahneler nedeniyle zarar görebileceğinden endişe ettiniz mi?

Başta böyle bir korkum vardı, çalışmaya başlamadan önce… Korkum seks sahnelerinden ziyade iş yükünün ağırlığıyla ilgiliydi. Yeni doğum yapmıştım ve hala bebeğimi emziriyordum. Gündüzleri filmin karanlığı içinde geçirip, geceleri tamamen zıt bir ortama gitmek çok zordu. Gerçeküstüydü. Antichrist’ın çekimleri sırasında annem Lars’ın saplantılarından uzaklaşıp biraz rahatlamama yardım etmişti, ona mesaj yazıp duruyordum, birlikte çok gülüyorduk. Bu kez de bebeğim sayesinde rahatlıyordum.

Filmin beş saatlik versiyonunu mu yoksa dört saatlik versiyonunu mu tercih edersiniz?

Beş saatlik olanı elbette. Lars’ın istediği film oydu. Ama kısa versiyonu da reddetmiyorum.

Kısa versiyonu göstermek bu filme ihanet midir peki?

Yapımcıların filmi gösterime sokabilmek için buldukları tek yolun bu olduğuna inanmak istiyorum. Kısa versiyon Lars’ın eserinin değerini düşürmez ama bir sanatçının eserini bütün olarak görememek utanç verici.

Tartışmalar ve provokasyon filmin temel bileşenleri mi, yoksa yalnızca yan etkileri mi?

Bunlar Lars’ın kişiliğinin vazgeçilmezleri. Lars böyle biri. Filmde canlandırdığım karakter bir bakıma yönetmenin kendisinin bir yansıması. O da Lars gibi, o kadar sarkastik birisi ki…

Nymphomaniac’ta sizin karakterinizin, yani bu demektir ki aynı zamanda yönetmenin, pedofiliye bir parça anlayış gösterdiği kritik bir an var.

Tam olarak öyle denemez bence. Pedofilin çektiği acıya anlayış gösteriyor ama bunu meşrulaştırmıyor. Arada önemli bir fark var. Öyle ya da böyle Lars adına konuşmaya hakkım var mı bilmiyorum.

Skandalların yabancısı değilsiniz. Toplum önüne ilk kez 13 yaşında babanızın ‘Lemon Incest’ adlı şarkısının video klibinde çıkmıştınız. Klipte battal boy bir yatağın üzerinde üstü çıplak vaziyette pek uygun olmayan davranışlar sergileyen babanızın yanında yarı çıplaktınız.

Çok küçüktüm. Babamın bu klibi nereye kadar provokasyon amacıyla yaptığını anlayamazdım. Benim için problem yoktu. Klip çekilirken ben eğlenmiştim. Her koşulda o görüntülerde bir masumiyet olduğunu düşünüyorum. Bir baba ile kızı arasındaki aşktı o. Ama tabii seyirci öyle anlamadı. Tanrıya şükür ki klip gösterime girdiğinde ben yatılı okuldaydım, dolayısıyla skandaldan haberim olmadı.

Tabuların size özellikle çekici gelen bir yanı var mı?

‘Lemon Incest’ten sonra, dayım Andrew Birkin’in The Cement Garden’ında rol aldım, ki o da iki kardeş arasındaki ensest ilişkiyle ilgiliydi. Bu tür konular bana özellikle çekici geliyor değil ama bunlar bir şekilde güzel temalar bence. Tabu kabul edilen bir konuyu ele alıyor diye reddettiğim bir iş olmadı hiç.

La vie d’Adèle/Mavi En Sıcak Renktir, L’inconnu du Lac ve şimdi de Nymphomaniac. Son zamanlarda izlediğimiz bu filmlerin hepsinin ortak özelliği seks sahnelerinin cüretkarlığı. Sizce bu bir şeylerin göstergesi olabilir mi?

Kim bilir, belki bazı ikiyüzlü sınırları ortadan kaldırıyoruz. Ama Nymphomaniac’ın iki farklı versiyonu olduğunu ve fragmanının Fransa’da bile tartışma yarattığını göz önünde bulunduracak olursak, daha alınacak çok yolumuz var gibi görünüyor. Sansürün bu kadar katı olması beni şaşırttı.

Çocuklarınızı alıp Nymphomaniac’ı izlemeye götürür müydünüz?

Neden olmasın? Saklayacak bir şey yok. Zaten internette her şeyi görüyorlar. O yüzden benimle görsünler daha iyi. Zamanında annemle babamın birlikte ‘Je t’aime... moi non plus’yü söylemeleri büyük şok yaratmıştı ama beni etkilememişti. Çocuklarım için de öyle olur umarım.

Nymphomaniac’taki performansınız hakkında neler düşünüyorsunuz?

Beni memnun etmiyor ama zaten ben kendi performansımdan hiçbir zaman memnun olmam. Sürekli geri çekilmeme neden olan bir sürü şüphe duyuyorum. Bu da, aslında, çalışma tarzımın bir parçası. Güvensizlik hissinin oyuncu olarak beni harekete geçirdiğini fark ettim.

Nasıl yani?

Kendi kendime bir şeyler yapamadığım için kendimi yönetmenin ellerine teslim ediyorum, bir parça çamurmuşum gibi kendimi onun hizmetine sunuyorum. Manipüle edilmeyi seviyorum. Şunu istiyorum: Bana sınırlar koyulsun; ben o sınırlar içinde kendi yerimi, kendi özgürlüğümü bulayım. Bunun sanatsal hiçbir yanı olmadığını kabul ediyorum. Sonuçta sanırım herkes bir filmde oynayabilir anlamına geliyor bu.

Bunun doğru olmadığını biliyorsunuz. Oyuncu olarak değerinizi teslim etmek neden bu kadar zor sizin için?

Film çekmeye başladığımda bunu yaz tatillerimde yapıyordum ve oyunculuk eğitimi de almadım. Galiba bu yüzden, hep bu mesleğin bir parçası değilmişim gibi hissettim. Ayrıca kullandığım bir yöntem de yoktur. Her seferinde ilk kez bir filmde rol alıyormuşum gibi hissediyorum.

Bütün oyuncuların bir yöntemi vardır...

Ben galiba hangi rolü oynarsa oynasın kendisi olmaktan vazgeçemeyenlerdenim. Her seferinde kendim olabilmek de o kadar kolay değil. Aslında kabus gibi bir şey, ama engel olamıyorum. Dürtülerimi kontrol etmeye çalıştığımda bütün yapabildiğim o dürtülerle sürüklenip gitmek. Ne tuhaf... Yaptıklarım ve verdiğim kararlar çok içgüdüsel... Biraz şansa ve kadere güvenmeye çalışıyorum.

Antichrist beyin travması geçirdikten sonra çevirdiğiniz ilk filmdi. Lars von Trier’le çalışmanın travma sonrası kaygılarıyla baş etmenin en iyi yolu olduğuna emin misiniz?

Öyleydi gerçekten! Lars aşırı konulara öyle derinlemesine dalıveriyor ki kendinizi unutmak zorunda kalıyorsunuz. Ayrıca o filmin çekimi sırasında o da çok kırılgan bir durumdaydı. Çok güvensizdi ve sağlığı konusunda benden de endişeliydi. Galiba bu yüzden baştan itibaren ona bu kadar yakın hissettim.

Başınızdan tam olarak ne geçtiğini anlatabilir misiniz?

2007’de bir kayak kazası geçirdim. Ciddi bir şey değildi, ya da ben öyle sandım. Altı ay sonra, Venedik Film Festivali’ndeki bir gösterimin ertesinde yedi gün süren bir baş ağrısı çekmeye başladım. Paris’e eve döndüğümde doktora gittim ve hayatta olduğuma şükretmem gerektiğini öğrendim: Çektirdiğim MR sonucuna bakılırsa beynim bir tarafa kaymış ve kafamın içine kan dolmuştu. Doktor ölmüş ya da felç olmuş olmam gerektiğini söyledi. Kafamda bir delik açmak zorunda kaldılar.

Hayatınızı ve işinizi nasıl etkiledi bu?

İyileştiğimi kabul etmek uzun zaman aldı. Daha fazla tarama yapılsın istiyordum, çünkü her an ölebileceğime inanıyordum. Çalışmaya korkuyordum; yalnızca ailemle birlikte bir kozanın içinde korunmam gerekiyor gibi geliyordu. Bu kadar zayıf ve kırılgan olduğumu görmek beni şaşırtmıştı. Çocukken, babam öldükten sonra hissettiğim gibi hissediyordum. Neyse, her zaman çok güçlü ve cesur olduğumu düşünürdüm, ölümden bu kadar korktuğumu hiç bilmiyordum.

Babanız öleli 23 yıl oluyor. Bugünlerde onun yokluğuyla nasıl başa çıkıyorsunuz?

Eskisinden çok farklı. Başta bacaklarım kesilmiş gibi hissetmiştim ve o his uzun sürmüştü. Çocuklarım sayesinde hayata devam edebilmeye başladım. Kocam çok sabırlıydı. Benim için hala çok, ama çok zor, onu gerçekten özlüyorum, ama hayatımın yarısını onunla yarısını onsuz geçirdiğimi düşünürsek artık bu acıyı tamamen geride bırakabilmeliyim.

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Gahl Sasson

GAHL SASSON

İşe bakın ki, Some Men 11'de astroloji konuşuyoruz.

Gönül Ergenekon

GÖNÜL ERGENEKON

Bilime Bir Doz Anne Şefkati

Nadıa Lee Cohen

NADIA LEE COHEN

XOXO The Mag'in Sonbahar/Kış 2018-2019 kapak konuğuna bakmaktasınız.

Jonathan Anderson

JONATHAN ANDERSON

JW Anderson’ın kurucusu ve Loewe’nin Kreatif Direktör’ü Jonathan Anderson’ın yükselişi hız kesmiyor. Erkek kıyafetleriyle başlayıp kadın tasarımlarına varan serüvenin tanığıyız.

Yeni İnsan

YENİ İNSAN

Gündüz Vassaf XOXO The Mag için yazdı.

Dönersen Islık Çal

DÖNERSEN ISLIK ÇAL

Bala Atabek, XOXO The Mag için yazdı.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

Yemek ve şarap eşleşmesi

YEMEK VE ŞARAP EŞLEŞMESİ

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.” Nikos Kazancakis

Tennıs Remıx

TENNIS REMIX

Ali, Leyla, Ece, Mehmet ve Fırat'la Lacoste'un Tennis Remix koleksiyonunu keşfediyoruz.

Best Frıends: Ece Çeşmioğlu

BEST FRIENDS: ECE ÇEŞMİOĞLU

Ece Çeşmioğlu ve Taner Ölmez'le sohbet ettik. Daha doğrusu onlar etti, biz dinledik.

Dilan Güme & Ebru Atılgan

DİLAN GÜME & EBRU ATILGAN

Exquise'e hayat veren iki isimle sohbet ettik.

Bir Küresel Moda Dosyası

BİR KÜRESEL MODA DOSYASI

Küresel moda markalarını mercek altına alıyoruz.

EN YENİLER
Server Demirtaş

SERVER DEMİRTAŞ

Mekanik hareketlerle hisleri buluşturuyor.

Davıd Mallett

DAVID MALLETT

Maestro’dan sizin için güçlü tüyolar alıyoruz.

Dönersen Islık Çal

DÖNERSEN ISLIK ÇAL

Bala Atabek, XOXO The Mag için yazdı.

Beğeni Üzerine

BEĞENİ ÜZERİNE

Ali Akay, XOXO The Mag için yazdı.

Zızı Donohoe

ZIZI DONOHOE

Zizi Donohoe ile güzellik üzerine biraz laflıyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

DAHA FAZLA