OLAFUR ELIASSON

30. İstanbul Bienali vesilesiyle, XOXO'da 5. bienalden Olafur Eliasson ile konuştuk.

Kültür devamlılık, devamlılıksa emek istiyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından ilki 1987 yılında gerçekleştirilen İstanbul Bienali’nin üzerine kurulu olduğu temellerden birisi de bu. Ortada iki taraflı, hatta çok taraflı bir ilişki var üstelik. Her seferinde başka bir söz söyleyen Bienal’in bunu yapabilmesinin arkasında hevesli bir ısrar yatıyor. Bu yıl 30. yaşını kutlayan Bienal’in en önemli tarafı kentle ve insanlarla kurduğu ilişki. Bu coğrafyanın ve İstanbul’un dinamikleri pek çok başka yerden farklı... Katılımcı pratiklerin gelişmesinde, kentle kurulan ilişkinin sadece fiziksel esaslarla değil, içten ve samimi bir diyalog üzerinden olması önemli. Tam da bu sebeple, asıl mesele, tanıklık etmek kadar yeni tanıklar yaratmak... Biz de 30 yıllık hikayeyi, bu yıllar içinde yolu Bienal’den geçen sanatçıların tanıklığına bıraktık.

Röportaj: Bahar Türkay - XOXO The Mag Sonbahar/Kış 2017-2018

Fotoğraf: Tivoli/Mathias Fjeldborg

Little Sun Light Swarm for Tivoli Gardens, Copenhagen, Denmark 2017

 

Katıldığınız 5. İstanbul Bienali’nin başlığı “Yaşam, Güzellik, Çeviriler/Aktarımlar ve Diğer Güçlükler Üstüne” idi ve bu başlık altında sorgulanan noktalardan birisi güzelliğe dair yeni bir anlam arayışıydı. O günden bugüne yeni anlamlar bulduk mu?

Bana göre 1997’deki 5. İstanbul Bienali, bir dönemi yansıtıyordu ve o dönem içinde izleyicinin zamanla bir deneyim yaratabileceği ve güzellik kavramını buna uyarlayabileceği bir mekan önermesi sunuyordu. O zamanlar moda endüstrisi tarafından yaygın hale getirilen, kuralları konulmuş bir güzellik fikri olduğu çok açık. Ancak kültürel söylem üzerinden bakınca, bunun belirgin bir önemi yoktu. 1997 çok uzak bir geçmiş olmasa da, internet üzerinden bilgiye erişimin mümkün olmasıyla birlikte o günden bugüne muazzam bir değişim yaşandı. Fakat ironik bir şekilde, yerelleşmenin ve bireyselleşmenin vadettikleri bir yana, artan bir homojenleşme söz konusu olmaya başladı. Şimdiyse güzelliği meydana getirenin ne olduğunu tanımlama, geçiciliğe ve kapsayıcılığa yeri olmayan, toleranssız, agresif, pornografik ve istismarcı bir kavram olduğunu ortaya koyma noktasında sosyal ve popüler medya çok etkin bir rol oynuyor. Diğer yandan sanatın, birlikte çalışma, güven ve katılım esaslı bir yaklaşıma davet ederek güzellik konusundaki fikirleri daha fazla açma şansı var.

Projelerinizdeki ortak temalar arasında, hava, iklim koşulları, ışık, su ve ısı gibi konular yer alıyor. Doğayı sanatsal ifade şeklinize nasıl dahil ediyorsunuz?

Benim kuşağım doğayı olduğu haliyle ve değiştirilemez şekilde gören son kuşak olabilir. Anthropocene döneminde yaşadığımızı ve insan ırkının en azından endüstrileşmeden beri çevreyi şekillendirdiğini biliyoruz elbette. Bruno Latour sıkça alıntı yaptığım Air makalesinde, 1. Dünya Savaşı sırasındaki gaz saldırılarının bizi çevreleyen havayı nasıl müdahaleye açık hale getirdiğini ve günümüzde iklim değişikliğinin, atmosferdeki kırılganlığı nasıl açıkça ortaya çıkardığını anlatır. Uzun zaman doğayı, kültürün aksine, verilmiş bir hak olarak kabul ettik. Doğa basitçe, bizi çevreleyen şeydi. Halbuki doğa yaptığımız her şeyi ve onu nasıl yaptığımızı tanımlayan bir güç. Dolayısıyla benim iklim, ışık gibi konulara ilgim, etrafımıza bakmak, bizi nasıl etkilediğini, bizim onun üzerindeki etkimizi anlamak ve sonunda tüm bunları izleyenler için görünür hale getirmekle ilgili.

Sizin için iyi bir komşu kimdir?

“Komşu” kelimesi ortak paylaşılan mekanı işgal etmiş insanlar anlamına geliyor. Kültür alanı, bir model olarak,
insanların üzerinde mutabakat kurmadan da belli bir deneyimi paylaşabileceğini gösteren örneklerle dolu. Bu, bir tablo
üzerinde aynı fikre sahip olmayan iki kişiden birisinin, diğerini ortak mekandan dışlamasının mümkün olmadığı anlamına geliyor. Bu taraftan bakınca kültür sektörünün politikadan daha demokratik bir ortam sağladığı söylenebilir. Bence asıl yoğunlaşılması gereken soru neden bazı insanların kendini toplumdan dışlanmış hissettiği ve neden bazılarının diğerlerini toplumdan dışladığı. Dışlamanın altında yatan psiko-sosyal mekanizma nedir, nasıl işliyor? Pek çok insan kendisini tehdit altında hissediyor ve seslerini duyuramadıkları kanaatinde. Bu insanlar ihmal edildiklerini ve seslerinin kısılarak toplumda önemsizleştirildiklerini düşünüyorlar. Bana göre büyük bir sanat eseri, bir kitap, teatral bir performans üzerinden kültür, onu izleyen kişinin de kendisini dikkate alınmış hissedeceği bir katılım hikayesi taşıyabilir. Bu sayede bir kimlik ve aidiyet duygusu meydana getirebilir. Buradan hareketle insanların neden reddedildiğine veya kendilerini reddedilmiş hissettiğine bakarken, mesele, gerek kendi kültürel miraslarına, gerekse başkalarıyla birlikte üretebilme potansiyeli taşıdıkları ortak bir kültüre erişimden yoksun bırakılmış olanların durumudur.

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Fırat Çelik

FIRAT ÇELİK

Hayatında standartları var. O tam bir profesyonel. Amacına yönelik hareket ediyor, ve geniş bir vizyonu var. Ve dünya onun oldukça, o da dünyanın oluyor. #dude

13 Reasons Why

13 REASONS WHY

Netflix’in 31 Mart’ta izleyiciyle buluşan yeni dizisi 13 Reasons Why, gençlik dizilerini polisiyeyle birleştiren formülüyle ilgi çekeceğe benziyor.

Birkan Sokullu

BİRKAN SOKULLU

Some Men'in Kış 2019 kapak konuğuyla biraz zaman geçiriniz.

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

Some Men yazı, Kerem Bürsin'le açıyor.

Efı Gousı

EFI GOUSI

Efi'nin koyu-pastel dünyasına bakıyoruz. O anlatıyor, biz inceliyoruz.

Aslı Çavuşoğlu

ASLI ÇAVUŞOĞLU

Sanatçıyla, doğa ve insanlık arasında kurduğu renk bağı üzerinden şekillendirdiği, Ararat kermesi renginin nehrin her iki yakasındaki evrimini anlatacak çizimlerden oluşan Kırmızı/Kırmızı projesi hakkında konuştuk.

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

 Ali Bilge Akkaya

ALİ BİLGE AKKAYA

Kilis Projesi Sergisi’nin katılımcılarından, son kuşak çağdaş sanatçıları arasında ismini sıkça duymaya başladığımız Ali Bilge Akkaya’yla konuştuk.

MBFWI Backstage: Özlem Süer

MBFWI BACKSTAGE: ÖZLEM SÜER

Özlem Süer defilesinin sahne arkasından bildiriyoruz.

Rüya Pamuk

RÜYA PAMUK

Rüya'yla konuşmamızın odak noktasında okuduğu, yarıda bıraktığı ya da okuyacağı kitaplar vardı.

Gizli Müşteri: Fiko Ocakbaşı

GİZLİ MÜŞTERİ: FİKO OCAKBAŞI

Yine yapacağını yaptın Fikret.

Gizli Müşteri: Rustyfork

GİZLİ MÜŞTERİ: RUSTYFORK

Gözler doldu, hasret giderildi, Amerikan mutfağı: Tamam.

EN YENİLER
LOKAL TEMAS: TRUST ME BABY

LOKAL TEMAS: TRUST ME BABY

Trust me baby mercek altında. Yaratıcısı Melih Çebi yanıtlıyor.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

"Biz Suna K.’yı bir kabile olarak tarif ediyoruz."

Davıd Guetta

DAVID GUETTA

"Yaptığımız her şeyin %100 olması gerekiyor."

Safa Şahin

SAFA ŞAHİN

“Şu an daha ziyade geleneksel sanat sisteminden yanayım."

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

Bedirhan Soral

BEDİRHAN SORAL

"Günümüzde doğanın bize verdiği mesajları hepimiz çok net görüyoruz."

DAHA FAZLA