SLASH ARCHITECTS

Slash Architects'in kurucuları, mimar Şule Ertürk Gaucher ve İpek Baycan'la, kazandıkları ve kazanmayı hayal ettikleri ödüller üzerine konuştuk.

Şule Ertürk Gaucher ve İpek Baycan tarafından 2013 yılında glaister||gaucher architects adıyla kurulan slasharchitects 2017’yi ödüllerle kapattı. Tasarıma bütğnsel bir bakışla yaklaşma iddiasındaki ikiliyle, kazandıkları ve kazanmayı hayal ettikleri ödüller üzerine konuştuk.

Arkizon Architects ile birlikte tasarladığınız, The Farm of 38 30 Cheese Factory binası, 2017 World Architecture Festival bünyesinde, üretim, enerji ve geri dönüşüm kategorisinde ödül kazandı. Ayrıca 2017 Arkitera Genç Mimar Ödülü'nün de sahibi oldunuz. Ödüllerin sizin için nasıl bir anlamı var?

The Farm of 38 30 Cheese Factory binası ödül alması bizim için çok önemliydi. Özellikle, bu yapının, 2013 yılında ofisimizin kurulmasına vesile olmuş olması, bizim ofis kurma kararımızda ne kadar doğru bir tercih yaptığımızı doğrular nitelikte oldu. Yapının, özellikle çok önemsediğimiz, üretim, enerji ve geri dönüşüm kategorisinde yarışması bizi ve yapmak istediğimiz mimarlığı temsil eder nitelikte. 2017 yılında Arkitera’nın Türkiye’nin en iyi genç mimarı ödülüyle birlikte, genç mimar olarak kabul gören bir noktada olduğumuzu bu kez de Türkiye’de anladık. Projelerimizin ve mimarlığımızın; yani başka bir deyişle yaratılarımızın anlaşılıyor olduğunu hissetmek bizim için gurur verici oldu. Genç mimar olmanın birçok avantajı olduğu gibi bir o kadar da dezavantajı var. Genç olmamız bazen müşteriler tarafından dinamik bulunup olumlu değerlendirilirken bazen de ön yargı oluşturabiliyor. Bütün bu parametrelere ve koşullara karşın mimarlık yapmak, yapabilmek en çok gurur duyduğumuz konulardan.

Tasarımlarınız arasında konut, ofis, kentsel tasarım, kamusal kullanım alanları gibi farklı ölçekte işler var. Kesinlikle tasarlamayacağınız bir fiziksel yapı var mı?

Kesinlikle tasarlamayacağımız bir yapı türü düşünemiyorum; yapılı çevreyi oluşturan, tasarlanabilir tüm donatılar üzerine düşünmeye, fazlasıyla değer. Bu bazen bu bir sokak mobilyası olurken, bazen bir kent müzesi olabiliyor. Her konuya katılabilecek bir yorum ve üzerine geliştirilebilecek yeni yorumlar bulunabilir. Ama, bazı yapı tipolojilerinin çeşitli girdiler dolayısıyla, fazlasıyla birbirine benzer planlamalar ve sistemler içerdiğiniz görüyoruz. Bazı projelerde yönetmelik ve rant elde etme parametreleri birleştiğinde, tasarımcının fazla hareket alanı kalmıyor. Bu tip, tasarımda benzer ürünleri elde etmeyi daha sürecin en başından hedefleyen projelerde çalışmak, bizim için çok da çekici olmuyor.

Özellikle kentin farklı noktalarında yer almak üzere düşünülmüş pavyon tasarımlarınız, kamusal alan ve kentsel tasarım önerilerinizden hareketle, keyifle yaşanılabilir, ilham veren bir kentin tarifini yapar mısınız?

Keyifle yaşanabilir ve ilham veren bir kent; kamusallığın gerçek anlamda yaşanabildiği bir kenttir. Ne kapalı duvarlar arkasındaki golf sahaları, ne de dış mekanla ilişkili olsa da güvenliklerden geçilerek girilen AVM’ler... Bütün bunlar kentin refah ve güvenlik seviyesiyle, daha da önemlisi kentte yaşayanların ekonomik farkları arasındaki uçurumların azalmasıyla mümkün olabilir. Yaşayan kamusallığın en önemli lokomotifi kent içinde nefes alabilecek boşluklar oluşturmak. Kentte yer alan kullanılabilir yeşil alanların varlığı, ve hatta doğru donatılar ile zenginleştirilmesi tüm kenti bir ağ gibi birbirine bağlayabilir. Yaşanabilir bir kent için başka bir önemli konu ise ulaşım ve ulaşılabilirlik. Kent sakinlerinin kullanımına açık bisiklet yolları, yürüyüş aksları ve trafik ile kesintiye uğramayan toplu taşıma biçimleri. Gelişmiş kentlerde hem sürdürülebilirlik anlamında hem de yeşil enerji anlamında bu anlamda geliştirilen kent örgüleri mevcut. Tüm bunlar, refah seviyesini ve yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor.

Pek çok meslekte olduğu gibi mimarlık alanında da cinsiyet eşitliği ve ayrımcılık meselesi, uluslararası ölçekte geçtiğimiz yılın sıcak tartışma konularından birisiydi. Siz bu tartışmanın neresinde duruyorsunuz?

Mimarlık mesleğinin doğası gereği ortamımız oldukça ataerkil bir ortam. Bir yandan da, günümüzde mimarlık okullarından mezun olan çok sayıda genç kadın var. Bu paradoksun sebebini çok düşünmeye gerek yok. İnşaat sektöründe erkeklerin rolü oldukça baskın. Mimar olarak hepimiz, en lüks taleplerde bulunan müşterilerle iletişimde olmanın yanı sıra, tasarımlarımızı uygulattığımız inşaat çalışanlarına kadar çok farklı sosyokültürel altyapıdan gelen profillerle iletişim halindeyiz. Bu bağlam içinde kadın olmak ve bu geniş skalada her kesimle anlaşabiliyor olmak oldukça önemli. Zaman zaman kadın olmanın hep pozitif hem de negatif ayrımcılığına maruz kalabiliyoruz. Biz tasarımcı kadın mimarlar olarak, çoklu ve kapsamlı düşünmeyi düstur haline getirdik. Maskülen sayılabilecek bu ortamda, mimarlığımızı ve mimarlık üretme araçlarımızı ortama ayak uydurur şekilde şekillendirmekten ziyade, oraya katabileceğimiz, bizi özgünleştiren yaklaşımlar üzerinde durduk. Başka bir deyişle, iş yapma biçimlerimiz kendimize özgü, belki de feminen denebilecek şekilde ilerledi ve biz de bu yolda pozitifi ve negatifiyle var olduk.

Tasarım alanında gördüğümüz farklı uzmanlıklarla işbirlikleri, son yıllarda bilim dünyasının en uç noktalarına kadar taşınmış durumda. Siz de tasarımı bütüncül bir yaklaşımla ele alıyorsunuz ve dolayısıyla, farklı uzmanlık alanlarıyla işbirliği içinde bir üretim pratiğine yakın duruyorsunuz. Kendi pratiğiniz üzerinden bu konuda ne kadar ileri gidebileceğinizi düşünüyorsunuz?

Farklı uzmanlıkların bir araya gelmesi, her daim çoğulcu bir ortam oluşturmakta ve projeleri zengin kılmakta. Biz interdisipliner olmayı ve farklı alanlardan beslenmeyi çok önemli buluyoruz. Günümüzde her sektörün ve uzmanlığın kendi içinde inovasyonları, herkes tarafından takip edilemeyen yanları var. Farklı disiplinleri ve bakış açılarını bir araya getirmek daha doğru sonuçlar üretebiliyor. Özellikle mimarlık pratiğinde, söz gelimi 30’larda mimar rolünün kentsel tasarımdan mobilya tasarımına kadar bir kanalın tamamına hükmedebileceği ve tek elden çıkarabileceği yolunda bir ekol vardı. Günümüzdeyse, daha mütevazı ve bilgi birikimine önem veren bir yaklaşım var. Biz bu anlayışa kendimizi daha yakın buluyoruz. Bizim için iletişim, deneme, deneyimleme ve çoklama çok önemli. Soruyu hangi alanlar ile interdisipliner çalışmalar yapmayı pratiğinizin en uç noktası olarak görüyorsunuz diye algılayacak olursak; genetik mühendisliği bilimi ya da uzay fiziği gibi bilimle iç içe olabilecek çalışmalarla, oldukça ilginç projeler üretilebilir.

Yaptıkları işler, bulundukları ülke ya da imkanları göz önünde bulundurarak, bir süreliğine de olsa yer değiştirmek istediğiniz bir mimarlık stüdyosu var mı?

Yer değiştirmeye olan istek yadsınamaz… Sanırım bizi son dönemde en etkileyen, COBE kurucularından Dan Stubbergaard’ın konuşması olmuştu. Kuzey Avrupa ülkelerinin halihazırda oldukça yüksek olan refah seviyesi ve koşulları içerisinde kamusal projeler geliştiriyor olmaları çok çekiciydi. İdeal bir düzende tasarım yoluyla düşünülebilecek faydalı yaratılar konusunda bizi heyecanlandırmıştı.

Tasarımın veya mimarlığın değiştiremeyeceği şeyler var mı?

Tasarım ve mimarlığın bir araç olduğunu, asıl olan bir şeyleri değiştirmekse, yönetimsel ve stratejik değişikliklerin başı çekmesi gerektiğini düşünüyoruz. Mimari tasarımın konu aldığı pek çok şey bu parametreleri sorgulamaya ve bazı soruları ortaya atmaya yönelik.

İşleriniz arasında İstanbul, İzmir, Akçakoca, Çanakkale, Gaziantep, Afyon gibi birbirinden farklı coğrafyalarda yer alan projeler var. İşi yapmak üzere bulunduğunuz bölgeyi anlama sürecinde nasıl aşamalardan geçiyorsunuz?

İşlerimizi her zaman bağlamla birlikte ele alıyoruz. Bu anlamda bu soru, bizim için çok anlamlı. Farklı bağlam ve ortamlarda yer alan projelerimizi düşündüğümüzde, yerellikten mütevazi şekilde feyz aldıklarını görüyoruz. Bu anlamda belki de bilmeyen birinin değil de, daha çok o coğrafyalarda yaşama deneyimi edinmiş kişilerin kendinden bir şey bulabilecekleri parçalar barındırmaya çalışıyoruz. Bölgeyi anlarken önceliğimiz, kullanıcı profillerini ve alışkanlıklarını anlamak. İklimin, kültürün ya da alışkanlıkların şekillendirdiği yaşama biçimlerini anlamada en önemli parametre, gözlem ve iletişim. Projeleri geliştirdiğimiz bu farklı coğrafyalarda zaman geçirmek ve iletişimde kalmak.

Mimarlığın müzik, moda, edebiyat gibi alanlarla etkileşimi sonucu, pek çok farklı proje ortaya çıkıyor. Sizin bu şekilde farklı alanlar üzerinden geliştirmek istediğiniz projeler var mı?

Sinema üzerine çalışmanın bizim için oldukça keyifli olacağına dair kendi aramızda konuşuyoruz. Sinemanın sunduğu mekansal deneyim üzerine çokça düşündük. Yaratılan mekanın yönetmenin bakış açısı ve senaristin senaryosu aracı ile izleyiciye gösterilmesi üçlü bir kombinasyon oluşturuyor. Mekanın sinema aracılığı ile yeni bir yoruma açılıyor olması oldukça heyecanlı.

Günümüzün tasarım ve mimarlık anlayışına, ne katmak ve o anlayıştan neyi çıkarmak istersiniz?

Mimarlık ve mimari ürünlerin ortaya çıkışı açısından rant olgusunu bu anlayıştan çıkartmak isteriz. Tasarıma ve mimarlığa insan elementini daha çok katabilmek özgün tasarımlar üretmekte etkin bir rol oynardı.

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Nadıa Lee Cohen

NADIA LEE COHEN

XOXO The Mag'in Sonbahar/Kış 2018-2019 kapak konuğuna bakmaktasınız.

Yeni İnsan

YENİ İNSAN

Gündüz Vassaf XOXO The Mag için yazdı.

Dönersen Islık Çal

DÖNERSEN ISLIK ÇAL

Bala Atabek, XOXO The Mag için yazdı.

Jonathan Anderson

JONATHAN ANDERSON

JW Anderson’ın kurucusu ve Loewe’nin Kreatif Direktör’ü Jonathan Anderson’ın yükselişi hız kesmiyor. Erkek kıyafetleriyle başlayıp kadın tasarımlarına varan serüvenin tanığıyız.

Bir Küresel Moda Dosyası

BİR KÜRESEL MODA DOSYASI

Küresel moda markalarını mercek altına alıyoruz.

Davıd Mallett

DAVID MALLETT

Maestro’dan sizin için güçlü tüyolar alıyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

Yedi Titreşim

YEDİ TİTREŞİM

Gün ortasında da günaydın diyemeyeceğimizi kim söyledi? Kendinizi rahat bırakın.

Yemek ve şarap eşleşmesi

YEMEK VE ŞARAP EŞLEŞMESİ

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.” Nikos Kazancakis

Best Frıends: Ece Çeşmioğlu

BEST FRIENDS: ECE ÇEŞMİOĞLU

Ece Çeşmioğlu ve Taner Ölmez'le sohbet ettik. Daha doğrusu onlar etti, biz dinledik.

Server Demirtaş

SERVER DEMİRTAŞ

Mekanik hareketlerle hisleri buluşturuyor.

Zızı Donohoe

ZIZI DONOHOE

Zizi Donohoe ile güzellik üzerine biraz laflıyoruz.

EN YENİLER
Server Demirtaş

SERVER DEMİRTAŞ

Mekanik hareketlerle hisleri buluşturuyor.

Davıd Mallett

DAVID MALLETT

Maestro’dan sizin için güçlü tüyolar alıyoruz.

Dönersen Islık Çal

DÖNERSEN ISLIK ÇAL

Bala Atabek, XOXO The Mag için yazdı.

Beğeni Üzerine

BEĞENİ ÜZERİNE

Ali Akay, XOXO The Mag için yazdı.

Zızı Donohoe

ZIZI DONOHOE

Zizi Donohoe ile güzellik üzerine biraz laflıyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

DAHA FAZLA