SİNAN GÜLER

Sinan Güler'i sahada kazanmak için izlediğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. O daha fazlası için orada ve zamanın nasıl geçtiğini anlamayacak kadar da mutlu.

Röportaj: Ali Tünay – XOXO The Mag İlkbahar/Yaz 2018

Fotoğraflar: Gökhan Polat

Sinan Güler, IWC Tribute to Pallweber Edition “150 years” (IW505003) takıyor.

 

Onunla konuşmaya başladığınız andan itibaren, Sinan’ı sahada değerli kılan özellikleri hissedebiliyorsunuz. İstikrarlı, kararlı ve kendini sürekli olarak geliştirdiği kariyeri boyunca, süreçlerin tadını çıkartan milli basketbolcu için öncelik; sahaya çıkıp, takımın bir parçası olmak.

Profesyonel bir basketbolcunun iş gününü bize anlatabilir misin?

Ben güne 09.30-10.00 gibi başlıyorum. Antrenman saatine bağlı olarak, ailemle veya yatırımlarımla ilgileniyorum. Antrenman saatinden 1,5-2 saat önce salona varıp, hem antrenmana hazırlık, hem de rehabilitasyon çalışması yapıyorum. Sonra eve dönüyorum. Maç günleriyse biraz daha farklı. Akşam saatlerinde bir maçsa, sabah şut antrenmanından sonra, otelde kampa giriyoruz. Maç için 1,5-2 saat önce salonda oluyoruz. Bu dönem de konsantrasyonumuzu sağlıyor. Kısacası, gün içerisinde 1-2 önemli işimi hallettikten sonra geri kalanı basketbola odaklı geçiyor.

Kariyerinin başında oyun stilini oluştururken, babandan ve abinden etkilendiğin oldu mu?

Babamın bana etkisi daha ziyade ‘baba-antrenör’ tarzında oldu. Aslında babam, bir yaz turnuvası dışında hiç antrenörlüğümü yapmadı. Abime daha yakın durduğu zamanlar vardı, ama bana hep bir adım uzaktan yaklaştı. Ben de yaşımdan dolayı, babamı oyuncu olarak çok fazla hatırlayamıyorum. Abiminse, yaşadıkları, anlattıkları ve gelişimiyle bütün hayatıma çok büyük etkisi oldu. Benim için abim; Grand Tourismo’daki ‘ghost car’ gibi. O bana yol gösterirken, ben de kendi doğrularımı yakalama imkanı bulurum. Basketbol kariyerimdeki en büyük şansım, abimin önümde olması ve onun yaşadıklarına bakarak bir kariyer çizebilmiş olmam.

Profesyonel basketbola ne zaman hazır hissettin?

Amerika’ya gitmeden önce, Türkiye’de profesyonel olarak oynamaya hazır olmadığımdan emindim. Uçağa bindiğim an itibarıyla, Türkiye’ye dönüp profesyonel bir oyuncu olma yolunda kendime bir çizgi çizdim. Özellikle orada geçirdiğim son yılımla birlikte, artık Türkiye’ye dönüp bir yerde oynamaya başlamam gerektiğini hissettim. Türkiye’de de farklı gerçeklerle karşılaştım, ama hakkımda bilinenlerin tüm yanlışların unutulduğu bir ortama gelmek, bana bir avantaj sağladı.

Kariyerinin başında, iyi savunma yapan bir oyuncuyken, zamanla işin içerisine hücum da girmeye başladı. Yıllar geçtikçe kendini sürekli olarak geliştirmen, kendinde gördüğün eksikliklerden mi kaynaklandı yoksa bu yaklaşım karakterinin bir parçası mı?

Lebron James bile bir maçta 44 sayı atarken, 8 top kaybı yapabiliyor. Ama aklım başına geldiğinde fark ettim ki, Jordan’ı bu kadar başarılı kılan en büyük özelliği, her sene kendine bir şeyler katabiliyor olmasıydı. Önemli olan ve süreci güzelleştiren şey, mükemmele ulaşma cabası. Bu açıdan, kolej kariyerimle profesyonel kariyerim arasında benzerlikler var. Kendimi ihtiyaca göre konumlandırmaya çalıştım çünkü sahada nasıl kalırım diye düşünüyordum. Fiziksel kabiliyetimi anlamaya başladığımda, atletik yapımı en iyi savunmada gösterebileceğime inandım. Amerika’da okul değiştirdiğim sırada, sahada yeni bir rolüm vardı, ama savunmayı da devam ettirmeye çalıştım. Profesyonel kariyerim de bu yönde gelişti; hem takımın ihtiyaçlarına cevap vermek, hem de kendimi gösterecek şekilde çalışmak. Bunun en güzel örneği milli takımda yaşadıklarımdır. Etrafıma baktığımda, Kerem Tunçeri, Ersan İlyasova, Hidayet Türkoğlu ve Ender Arslan gibi isimler görüyordum. O takımda, hücumda sorumluluk alacak bir pozisyon yoktu. Ancak onlardan öğrendiklerimi zamanı geldiğinde kullanabileceğim ortamlar bulabilmiştim.

Bu analizleri yapmadan iyi basketbolcu olunabilir mi?

Bunun önemini gençlere anlatmaya çalışıyorum ama nasıl olsa eninde sonunda mutlaka gerçeklerle karşılaşıyorlar. Belirli bir çalışma ahlakına sahip olduğunda, kariyerinde de bir seviyeye ulaşmış oluyorsun. Ne var ki, bunun üzerine bir şeyler ekleyebildiğin vakit, elit seviyede bir oyuncu haline gelebiliyorsun.

Maçlarda yaşadığın duyguları evine taşır mısın?

Keşke o konuda daha Stoic gibi olabilsem. Kaybedilen maçlardan sonra veya ben kötü oynadıysam, etrafımda dokunulmaz bir kalkan oluşturuyorum.

Sporda kazanmak kadar motive edici başka bir duygu olabilir mi?

Benim her şeyim basketbol. Annem de babam da basketbolcuydu, dolayısıyla deyim yerindeyse basketbol sahasının içine doğdum ve Spor Sergi Sarayı’nın da içinde büyüdüm. Maçları tam olarak hatırlamasam bile, o jenerasyonun bir parçası olmam, basketbol kültürünü derinden yaşamama neden oldu. Sahaya girdiğimde, profesyonel olarak en önemli şey kazanmak. Ama aslında derinlerimde hissettiğim haliyle, en önemli şey sahada eğlenmek ve izleyenleri eğlendirmek.

Basketbolu bıraktıktan sonra sporun içinde pek kalmak istemiyor gibi duruyorsun...

Olursam da, herhalde ofiste arkalarda kendime bir yer edinirim. 10 senedir Euroleauge ve milli takım seviyesinde, özverilerle beslediğim bir hayatım oldu. Bu süre içerisinde müthiş antrenörlerden ve tanıdığım farklı insanlardan çok şey öğrendim. Aynı zamanda spor yönetiminin içindeki eksikleri de, üniversite eğitimimin de yardımıyla, bir yönetici bakış açısıyla gözlemleyebildim. Bu 10 sene içerisinde yaşadığım yoğun ve stresli tempoyu, bir de antrenör olarak yaşayıp, üzerine de sporcu kültürüne katkıda bulunabileceğime inanmıyorum. Bu nedenle inanın, ofiste bir yerde daha yararlı olabilirim.

Ailece yürüttüğünüz Güler Legacy girişimiyle hedefiniz nedir?

Amacımız, tecrübemizi ve birikimimizi paylaşabilecek ortamlar yaratabilmek. Bugüne kadar 760’a yakın sporcu, herhangi bir ücret ödeme zorunluluğu olmadan kamplarımıza katıldı. Bu sayede, basketbolun evrensel dilini ve birleştirici rolünü çocuklarla paylaşabildik. Hakkari’de basketbol potası bulmakta bile zorluk çeken bir çocukla, İstanbullu bir amatör küme oyuncusu çocuğu aynı ortamda buluşturabilmek çok güzel bir duygu. Bu girişimi her sene daha ileriye taşımak için elimizden geleni yapıyoruz. Bunu anlatmak bile bizi çok heyecanlandırıyor.

Bir de yatırımcı kimliğin var.

Evet, aynı zamanda girişimci olarak başladığım ama sonrasında yatırımcıya dönüştüğüm bir rolüm var. Beş senedir aktif bir melek yatırımcıyım. Girişimcilik ekosistemindeki projelere ve insanlara yatırım yapmanın ülke ekonomisine katkıda bulunacağına inanıyorum.

Kuşkusuz herhangi bir spor müsabakasında zaman çizgisel olarak organize edilir. Ancak sporcu sahada ‘zamanı’ nasıl yaşar?

Maç atmosferi bizim için biraz Groundhog Day filmine benzer. Maç sabahından, maçın sonuna kadar bir sürü şey aynıdır. Ancak her günün dinamiği farklıdır. Bir gün şutlarınız girmez savunma yaparsınız, bir gün de şutlar girer ve fakat farklı bir motivasyonla oynarsınız. Bunun bir parçası olmak her zaman için ayrı bir heyecan. Maçın içinde de zaman; pozisyona ve takımdaki durumuna göre farklı akabiliyor. Ancak benim için sahanın içinde ne kadar çok olursam, vakit o kadar hızlı geçiyor. Maçın ne kadar dışında kalırsam da, bir o kadar yavaş. Ne olursa olsun, o akışın içinde, takımın bir parçası olmak çok güzel.

Gel gör ki zaman içerisinde değişmeyen şeyler de kıymetli addedilir. Senin kıymetlilerin neler?

Yanımda olan insanlar ve bana kattıkları değerler. Kendimi geliştirmeye duyduğum değişmeyen merakım. Kendi içinde değişse de temel değerleri değişmeyen bir spor olan; basketbol.

Kariyerinde neyi farklı yapardın?

Basketbolun zihinsel tarafını daha önce keşfetmek isterdim. Mental açıdan halen büyük eksiklerim olduğunu düşünüyorum. Bireysel olarak oyuna odaklanmakla ilgili henüz 4-5 sene önce keşfettiğim şeyler var. Onların daha önce farkına varsam, belki daha farklı olabilirdim. 

Kolundaki IWC, birinci sınıf el işçiliğinin ürettiği benzersiz bir yüksek saatçilik ürünü. Senin için mekanik bir saat takmak ne anlam ifade ediyor?

Saatin insan vücuduna benzer yanları var. İnsan, otonom çalışan kasların yanında, komut vermeden, düşünmeden çalışan kaslara da sahip. Otomatik veya kurmalı, saatin vücudumuzda çalışma şekli de bana bu durumu andırıyor. Bu birliktelikten gelen enerji ve işlevselliği çok özel buluyorum.

 

Bu röportajı XOXO'nun İlkbahar/Yaz 2018 sayısından da okuyabilirsiniz. Üye olmak için buraya tıklayınız.

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Mine Özbek

MİNE ÖZBEK

Mutlaka bir yol vardır.

Dr. Mark Hyman

DR. MARK HYMAN

"Kaderimizin kurbanı olacağımız düşüncesinden vazgeçmeliyiz. Biyolojimizi değiştirecek güce sahibiz."

Hayata Açık Ol

HAYATA AÇIK OL

Ray-Ban; dürüst, özgür ve anların içinde kendine doğallıkla yer bulanlara sesleniyor: You're On!

Cem Yiğit Üzümoğlu

CEM YİĞİT ÜZÜMOĞLU

'Fatih Sultan Mehmed'i hiç böyle görmediniz' diye bir spot yazsak, click-bait'e kurban gitmiş olur muyuz?

Burak Deniz

BURAK DENİZ

“Biraz sabırsız ve çoğu zaman kararsızım. Bu iki özelliğim bir kenara, kendimden oldukça memnunum, zira en nihayetinde bunlar beni ben yapan haller ve bütünü olumlu etkiliyorlar.”

Sorumluluk Sevgiye Dahil

SORUMLULUK SEVGİYE DAHİL

Evcil hayvan sahiplenirken aklınızda bulunması gerekenler.

Cıty Portraıts: Budapeşte, Kıev, Prag

CITY PORTRAITS: BUDAPEŞTE, KIEV, PRAG

Budapeşte, Kiev ya da Prag'ta havalar nasıl?

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

Professıonal Tourıst

PROFESSIONAL TOURIST

Turist olduğunuz bi şehirde yabancısınızdır. Yabancı olmadığınız bir şehirde turist de olamazsınız. Üzerine biraz düşününüz. Galeride ilerleyerek...

Cool & Collected

COOL & COLLECTED

XOXO yeni sayısında önümüzdeki soğuk aylar için birkaç olfaktif öneride bulunuyor.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

"Biz Suna K.’yı bir kabile olarak tarif ediyoruz."

Yedi Titreşim

YEDİ TİTREŞİM

Gün ortasında da günaydın diyemeyeceğimizi kim söyledi? Kendinizi rahat bırakın.

EN YENİLER
Mükemmel Uyum

MÜKEMMEL UYUM

Kusursuz müzik, dengeli ses deneyimi ve LG XBOOM Go arasındaki ilişkiyi tahmin etmeniz çok olası. Bu denkleme bir de Aybüke Pusat'ı dahil ediyoruz, sözü kendisine ve müziğe bırakıyoruz.

Dr. Mark Hyman

DR. MARK HYMAN

"Kaderimizin kurbanı olacağımız düşüncesinden vazgeçmeliyiz. Biyolojimizi değiştirecek güce sahibiz."

Serra Yılmaz

SERRA YILMAZ

Serra Yılmaz birçok şey demek. Ve bunlardan bir tanesi mentor olabilir...

Hayata Açık Ol

HAYATA AÇIK OL

Ray-Ban; dürüst, özgür ve anların içinde kendine doğallıkla yer bulanlara sesleniyor: You're On!

Bir Yerel Moda Dosyası

BİR YEREL MODA DOSYASI

İnsanı ve yaşadığı alanı ele alıyoruz. Giydiklerini, kendini çevrelediklerini. Ve sözü Türkiye'den yedi tasarımcıya bırakıyoruz.

Hayvanlarla Daha İyi Bir Dünya

HAYVANLARLA DAHA İYİ BİR DÜNYA

BluTV dizisi Bunu Bi' Düşünün sorumlu hayvan sahipliğini farklı bir gözle anlatıyor. Şimdi bu hikâyeyi yaratıcılarından dinliyoruz.

DAHA FAZLA