OFFICINE CREATIVE

Roberto ve Luca Di Rosa, ailenin yeni nesil üyeleri olarak markanın başında yer alıyorlar. Zamanda yolculuk yapmanın püf noktalarını, büyük kardeş Roberto Di Rosa’dan dinliyoruz.

Röportaj: Utku Palamutçu - Some Men Kış 2016/2017  Sayı: 06

Fotoğraf: Officine Creative arşivinden

Bay Di Rosa, aileniz ayakkabı sektöründe çalışmıyor olsaydı, bugün ne yapıyor olurdunuz?

Ben her zaman, birden çok şeyle uğraşmak yerine, tek bir noktaya odaklanmanın ve işin ehli olmanın daha doğru olduğuna inanırım. Bundan 20 yıl önce, aile geleneğini devam ettirmek ya da başka bir mesleğe odaklanmak için önümde iki farklı yol vardı. Ben geleneği devam ettirmeye karar verdim, ama aksini yapıyor olsaydım muhtemelen bugün ressam olurdum.

Bugün ayağınızda ne tür bir ayakkabı var?

Amerikan ruhundan ilham alarak tasarlanmış ve yumuşak deri kullanılmış bir çift Officine bot.

Bugün adından söz ettiren pek çok lüks ayakkabı markasının İtalya menşeli olduğu varsayımı üzerinden, İtalyan kültürü için artisanal ayakkabı üretiminin neden bu kadar önemli olduğunu cevaplar mısınız?

Aslında ‘Made in Italy’ ibaresi hiçbir şey ifade etmiyor, çünkü İtalyan kültürü de, diğer bütün ulus devletlerde olduğu gibi, bugün farklı etnik kökenlere ve insanlara ev sahipliği yapıyor. Asıl önemli olan, İtalyan kültürüne bağlı olan insanların, havalı ve güçlü bir duruş algısını kendilerince yeniden yorumlayabiliyor olmaları. Geçmişe baktığımızda bunun pek çok örneğini görüyoruz, keza günümüzde de benzeri değişimler İtalyan kültürü sayesinde yaşanıyor, gelecekte de böyle olmaya devam edecek. Yani yaptığı işe kendi yorumunu katmak İtalyanların DNA’sında var.

Bahsettiğiniz İtalyan kültürü ve ayakkabı ilişkisini düşündüğümüzde, kaçınılmaz sonuç olarak aklımıza İtalyan Rivierası’nda loafer ayakkabılar giyen erkekler geliyor. Öte yandan, sizin tasarımlarınız ve yarattığınız algı, bu görsellikten tamamen uzak. İlham kaynağınızı nerede buluyorsunuz?

Officine Creative 1968 yılında kuruldu ve ben 1997 yılında markanın başına geçtim. Yönetimi ele aldığımanda, farklı bir şeyler yapmam ve ayakkabı pazarında markayı farklı bir yere konumlandırmam gerektiğine karar verdim. Kurulduğu günden beri olabildiğince kozmopolit bir duruş sergilemek için elinden geleni yapan, sadece İtalyan kültürüyle bütünleşmiş olması imkansız bir markadan bahsediyoruz. Bir kere her şeyden önce, tasarım ekibi farklı kültürlerden gelen insanlardan oluşuyor, ve haliyle kendi kültürlerini ürünlere yansıtıyorlar. Tabii ki sizin de aklınıza gelen klasik İtalyan prototipini seviyoruz, ve bu gerçeği asla kendimizden uzak tutmuyoruz. Ama dünyanın İtalyan loafer’ları etrafında dönmediğine eminiz. Officine Creative, tarzını en iyi yansıtan yer olarak Londra’yı merkez alıyor.

Atölyede üretilen ayakkabıların hepsi el yapımı mı?

Evet, el işçiliği bizim demirbaşımız.

Peki Officine Creative’i lüks segmentine sokan şey, el işçiliği mi yoksa seçtiğiniz derinin kalitesi mi?

Bu iki etmenin birleşimi demek daha doğru olur. Kullandığımız derinin, türevlerine kıyasla en iyisi olmasına dikkat ediyoruz ve bu değerli kumaşı işinin ehli olan eller işliyor. Haliyle, bir ayakkabı tamamlandığında, onu diğer ayakkabılardan ayıran pek çok şey oluyor.

70’lerin ve 80’lerin, ayakkabı sektörünün altın çağı olduğunu söylüyorsunuz. Bunun nedeni, fabrikasyon üretime karşı el işçiliğinin yeniden popülerleşmesi mi?

70’lerde tasarımcılar, var olanın üzerine bir şeyler koymak yerine, her şeyi yoktan var ediyorlardı. Şimdiki zamana baktığımızda, ayakkabı sektörünün en büyük derdi pazarlama ve ürün tanıtımı, yani işin kreatif kısmıne yazık ki ikinci hatta üçüncü plana atılıyor.

 

Officine Creative

Markanın emanet ettiği mirası düşündüğünüzde, geçmiş ve gelecek arasındaki bağı kurmakta zorlandığınız oluyor mu?

Olmaz mı. İşin tasarım kısmında her zaman yaptığımız bir şey var; denemek. Geçmişten bugüne aktardığımız yöntemlerin üzerine yeni şeyler eklemek için, ürünleri sürekli olarak deney sürecine tabi tutuyoruz. Günün sonunda yeni bir şeyler elde etmediğimiz de oluyor, ürünü bambaşka bir yere taşıdığımız da. Tabii ki trendler de bu noktada bize rol gösteriyor. Dünyada olup biten her şeyi yakından takip ediyoruz, insanlar neleri beğeniyor, neler bizim kimliğimize uyuyor ya da bizimle alakası olmayan şeyleri nasıl kendi süzgecimizden geçirebiliriz diye kafa patlatıyoruz.

Markanın kimliğini oluşturan ve sizin ‘alışılmışın dışında bir tasarım estetiği’ olarak nitelendirdiğiniz duruşu cümle içerisinde kullanabilir misiniz?

Güzel, fonksiyonel ve kullanıcısını memnun eden bir ayakkabı yapmak istiyorsanız, işin tekniğini çok iyi biliyor olmalısınız. Tabii buradaki güzel sıfatının altını doldurmak ve sanatsal bir bakış açısı yakalamak için, salt teknikle ilerlemek yerine yeni bir yöntem geliştirmelisiniz. Alışılmışın dışında bir tasarım estetiği, bir önceki cümlede gizli.

Tasarladığınız her ayakkabının, hem el işçiliğinden hem de tercih edilen deriden mütevellit, birbirinden tamamen farklı olduğunu düşünürsek, her ayakkabının aynı amaca hizmet ettiğinden nasıl emin oluyorsunuz?

Biz önce ayakkabıyı yapıyoruz, tasarım sürecini bitiriyoruz ve daha sonra ayakkabıyı tahrip ediyoruz. Deriyi ona zarar verecek yıkama ve boyama işlemlerinden geçiriyoruz. Yani aslında halihazırda var olanı, yeni baştan üretiyoruz. Bunu yapma sebebimiz, ayakkabıları kendi çapımızda yarattığımız bir zaman makinesinin içine koymuş, onu geçmişe götürmüş ve geri getirmiş izlenimi uyandırmak. Günün sonunda, çöpe dönüşmemiş, tamamen parçalanmamış ama geçmişten bir şeyler taşıyan yeni bir ürün elde ediyoruz. Malum, bu süreç, her seferinde farklı teknikler, farklı renkler ve hatta farklı deriler kullanıldığı için her ayakk için farklı sonuç veriyor, ama üretimin temelinde yatan fikirler sabit olduğu için, bu ayakkabıların aynı amaca hizmet ettiğinden hiçbir zaman şüphemiz olmuyor.

Başından beri anlattığınız bu uzun sürecin sonunda ortaya çıkan bir çift ayakkabı, moda sektörünü oluşturan pastada ne kadarlık bir dilime sahip?

Moda sektöründe hazır giyim koleksiyonlarıyla öne çıkan markalar için ayakkabı, basit bir aksesuardan ibaret. Bunun büyük bir yanlış olduğundan bahsetmeye gerek dahi duymuyorum. Zira harika kıyafetleriniz, pantolonlarınız, elbiseleriniz olabilir, ama bu kıyafetleri doğru ve tasarım değeri yüksek bir ayakkabıyla giymiyorsanız, kendinize yazık edersiniz.

Asla giymem ya da üretmem dediğiniz bir ayakkabı modeli var mı?

Her türlü değişikliğe açık bir insan olarak, yeniliklere karşı fazla önyargılı davranmak istemem, bu yüzden nefret ettiğim bir model yok.

 

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
2016: XOXO The Mag Röportajları

2016: XOXO THE MAG RÖPORTAJLARI

2016 yılında kimlerle sohbet ettik? Kısaca hatırlayalım;

MBFWI Backstage: Sudi Etuz

MBFWI BACKSTAGE: SUDİ ETUZ

MBFWI üçüncü gününü, Sudi Etuz'la açtı.

Sorumluluk Sevgiye Dahil

SORUMLULUK SEVGİYE DAHİL

Evcil hayvan sahiplenirken aklınızda bulunması gerekenler.

Tennıs Remıx

TENNIS REMIX

Ali, Leyla, Ece, Mehmet ve Fırat'la Lacoste'un Tennis Remix koleksiyonunu keşfediyoruz.

MBFWI Backstage: Özlem Süer

MBFWI BACKSTAGE: ÖZLEM SÜER

Özlem Süer defilesinin sahne arkasından bildiriyoruz.

Yemek ve şarap eşleşmesi

YEMEK VE ŞARAP EŞLEŞMESİ

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.” Nikos Kazancakis

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

Mezar Turizm

MEZAR TURİZM

Bu yolculuk bir müzik yolculuğu değil. Metaforik bir şekilde sona doğru da ilerlemiyor. Hikayeyi, Mezar Turizm’in tek elemanı Kerem’den dinliyoruz.

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

MBFWI Backstage: Brand Who

MBFWI BACKSTAGE: BRAND WHO

MBFW Istanbul'un ikinci gününü kapatan Brand Who'nun sahne arkasındaydık.

Dilara Fındıkoğlu

DİLARA FINDIKOĞLU

Dilara XOXO Ailesi’nden, yıllar öncesinden... Emre, zaten tanıyorsunuz...

Storm Is Comıng

STORM IS COMING

PUMA'nın yeni modeli Storm'un Hasköy İplik Fabrikası'ndaki partisindeydik.

EN YENİLER
Hayata Açık Ol

HAYATA AÇIK OL

Ray-Ban; dürüst, özgür ve anların içinde kendine doğallıkla yer bulanlara sesleniyor: You're On!

Bir Yerel Moda Dosyası

BİR YEREL MODA DOSYASI

İnsanı ve yaşadığı alanı ele alıyoruz. Giydiklerini, kendini çevrelediklerini. Ve sözü Türkiye'den yedi tasarımcıya bırakıyoruz.

Hayvanlarla Daha İyi Bir Dünya

HAYVANLARLA DAHA İYİ BİR DÜNYA

BluTV dizisi Bunu Bi' Düşünün sorumlu hayvan sahipliğini farklı bir gözle anlatıyor. Şimdi bu hikâyeyi yaratıcılarından dinliyoruz.

Kubilay Aka

KUBİLAY AKA

"Hayvanlar; sevgi, vakit ve anlaşılmak ister."

Ayşenil Şamlıoğlu

AYŞENİL ŞAMLIOĞLU

"Sorumlu hayvan sahipliği yüreğinizi bütünüyle ona vermeniz demektir."

Ulaşcan Kutlu

ULAŞCAN KUTLU

"Sevgiyi anlamamış hiçbir insanın hayvan sahibi olmasını istemem."

DAHA FAZLA