İYİLİK KÖTÜLÜK

Işıl Eğrikavuk, XOXO'nun 74. sayısında iyilik ve kötülüğe değiniyor.

Yazı: Işıl Eğrikavuk - XOXO The Mag Sonbahar/Kış 2017-2018

Fotoğraf: Dogville, Lars Von Trier, 2003

 

Yıllar önce bir film izlemiştim. Kısa bir filmdi, Bosna yapımı, savaş zamanına dair... Genç bir kadın, tek başına karanlık bir kulübede yaşıyor. Soğuk bir gün, daha doğrusu karlı, fırtınalı bir gecede kapısı çalıyor. Korkuyor önce
kadın, çünkü yalnız, sonra bakıyor ki kapıyı çalan tekerlekli sandalyede orta yaşlı bir adam. Tereddüt etse de kapıyı açıyor. Adam üniformalı ve belli ki birinden kaçıyor. Kadın içeri alıyor onu. Karnını doyuruyor, yıkıyor, saçını tarıyor. Adam kımıldayamıyor yerinden. Sonra yatmadan önce, yanından geçerken, adam kadını birden kavrıyor belinden, “seni” diyor, “beceremem ama dilimle çok mutlu edebilirim istersen”. Kadın donakalıyor. Tiksiniyor o an adamdan. Adamı dışarı ölüme mi atsın, yoksa bu tiksinmeyle yaşasın mı bilemiyor.

Taksim’de bir arkadaşımla yürüyorum. Arkadaşım Şişhane’den metroya binecek. Ayrılıyoruz, el sallıyorum ona. El sallarken yürümeye devam ediyorum. O sırada çapraz tarafımdan tekerlekli sandalyeli bir kadın bana doğru geliyor. Kadın beni görüyor, durmuyor ve ayağımın üzerinden tekerlekli sandalyesiyle geçiyor. Acıyla kafamı çeviriyorum, bir anlığına göz göze geliyoruz. “Neden” der gibi bakıyorum ona, belki bir saniye. “Beni gördün. Neden durmadın?” diyorum sessizce. Kadının gözlerinde kocaman bir öfke görüyorum. “Çünkü seni ezmek istiyorum” diyor gözleriyle bana. Tekerlekli sandalyesiyle ayağımı yavaş yavaş eziyor. Ayağım çok acıyor. Ne yapmalıyım bilemiyorum. Ama belli ki onun ayakları ve kalbi zaten acıyor.

Başka bir gün... Eminönü’nde otobüs bekliyorum. Hava çok sıcak, beynim yanıyor... Çantamdan su şişesini çıkarıp, kafama dikiyorum. Saat 12. Etrafta kimse yok. Meksika’dayım sanki, ya da bir çöl sıcağındayım gibi güneşten dalgalanarak iniyor hava asfalta. Otobüs dakikalarca gelmiyor. Şimdi taksiye binsem gereksiz bir yirmi lira vermek var diye düşünüyorum, en iyisi beklemek... O sırada, tam o sırada bir el hissediyorum üstümde. El kıçımın alt tarafını kavrıyor elbisemin üstünden, sıkıyor, bırakıyor. İki saniye sürüyor hepsi... Kafamı çeviriyorum zıplayarak, 70 yaşlarında, sağa sola yalpalayarak yürüyen bir adam, pantolonu göbeğine kadar çekili...
Adam durmaya oralı bile olmuyor, yoluna devam ediyor,
hem de yavaş yavaş, gerinerek. Arkadan kelleşmiş kafasına bakakalıyorum. Elimde cam su şişesi... Bir an gidip kafasında kırmak için atılıyorum. “Peki ya herif elimde ölür hapse girersem?” İki saniye içinde düşünceler kafamdan su gibi akıyor. Su şişesi elimde bakakalıyorum.

Gene bir yol hikayesi... Metrodayım. Yanımda bir
kadın, kadının kucağında çocuk, ama çocuğun yarısı benim kucağıma taşıyor. Kitabımı okurken sinirle kadını uyarıyorum. Utanıyor kadın, çocuğu iyice kendine çekiyor. Biraz sonra çocuk çantasından bir paket cips çıkarıp yemeye başlıyor.
O sırada tam karşımızda, babasının kucağında oturan bir başka çocuk gözlerini cipse dikiyor. Yanımdaki kadın görüyor bunu, kızının elinden cipsi alıp karşıdaki çocuğa uzatıyor. “Canı çekmiştir.” Kadının iyiliğinden ve kendi sinirimden utanıyorum.

İyilik, kötülük... Acımak, nefret etmek... Sınırları nerede başlıyor, nerede dolanıp kör kurşun gibi insanı vuruyor bilmiyorum. Bazen yaptığımız iyiliklerin altındaki bencil motivasyonu düşünüyorum. Kendimizi iyi hissetmek adına birine aşık olduğumuzu düşünmek gibi... Bu aslında kendine iyilik mi, kötülük mü emin olamıyorum.

Bir sahne aklıma geliyor. Kadın adama, “Beni neden seviyorsun?” diye soruyor. Adam duruyor bir an, düşünüyor. Hemen konuşamıyor. Sonra “Senin yanında çok iyi hissediyorum çünkü,” diyor kadına. Kadın bu yanıttan tatmin olmuyor. “Ama” diyor, “bu benimle ilgili bir şey değil ki...” Adam anlamıyor kadını ve “Sen bana kendimi çok iyi hissettiriyorsun, işte bu seninle ilgili” diyor. Kadın susuyor.

Kendine en son nasıl bir iyilik yaptın? Yaptığın iyiliğe sonradan baktığında içinde bir miktar kötülük olduğunu gördün mü hiç? Kendini iyi hissetmek adına neleri göze aldın?

İşte iyilik ve kötülüğün adına yazılmış bir yemek tarifi. Vücut büyük ölçüde sudan oluştuğuna göre, bir çorba aklıma geliyor. Vücudu bir çorba gibi düşünüyorum. Sıcak ve dumanı tütüyor üstünde. Çorbayı dökmemek için gayret gösteriyorum, dengeli taşımak lazım, sarsılırsa dökülebilir. Hatta ekşili
ve acılı olsun. Çin yemeği gibi. Yerken yakıyor göğsümü, ağlatıyor. Sonundaysa rahatlatıyor. O çorba benim, ve sensin. Onu nasıl, ne hızda, ne sıcaklıkta, hangi elle yiyeceğini seçen de. Yoksa dengesi bir yerde kayıyor.

Son bir sahne: Dogville filminden. Grace, filmin baş karakteri, peşindekilerden kaçıp bir kasabaya sığındığında, kasaba halkı önce onu istemiyor. Sonra onu saklamayı
kabul edip, yaptıkları iyiliğin karşılığında Grace’i teker teker parçalıyorlar. Hatırlıyor musun? Aşık edip acı çektirmek de var yaptıklarının içinde, iyi niyeti kullanmak da, tecavüz etmek, yüz üstü bırakmak, sözünü tutmamak da... Grace, yani zarafet mi desem erdem mi isminin anlamına, belki de her ikisi, buna boyun eğiyor uzun süre. Sabretme ve tefekkür hali, öfke, nefret ve intikama dönüşüyor. Sonunda canavarını salıyor Grace. O da kötülüğüne açıyor kendini. Dengesini böyle buluyor.

Bosna filminin sonunu hatırlamıyorum. O kadın da kendi kötülüğünü açtı mı, yoksa içindeki tiksinme ve nefretle yaşayabildi mi bilmiyorum. Belki de sonu buydu. Bir soru sadece. İyilik ve kötülük, sınırları belli mi, hangisi diğerinin içinde gizli, bilmiyorum. Çorbayı yavaş içiyorum.

BUNLARI DA OKUYUN

IŞIL EĞRİKAVUK

Işıl'la performans sanatı, kadın olmak ve öğretmek üzerine...

KİME BENZİYORUM?

Işıl Eğrikavuk, XOXO'nun yeni sayısında kime benzediğini sorguluyor.

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Gönül Ergenekon

GÖNÜL ERGENEKON

Bilime Bir Doz Anne Şefkati

2016: XOXO The Mag Röportajları

2016: XOXO THE MAG RÖPORTAJLARI

2016 yılında kimlerle sohbet ettik? Kısaca hatırlayalım;

MBFWI Backstage: Sudi Etuz

MBFWI BACKSTAGE: SUDİ ETUZ

MBFWI üçüncü gününü, Sudi Etuz'la açtı.

MBFWI Backstage: DB Berdan

MBFWI BACKSTAGE: DB BERDAN

MBFWI başladı. Biz de hemen sahne arkasına girdik. Deniz Berdan'la başla

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

MBFWI Backstage: Özlem Süer

MBFWI BACKSTAGE: ÖZLEM SÜER

Özlem Süer defilesinin sahne arkasından bildiriyoruz.

A New Earth

A NEW EARTH

Some Men'in Yaz 2019 sayısında, serin bir yol hikayesi anlatmak istedik.

Efı Gousı

EFI GOUSI

Efi'nin koyu-pastel dünyasına bakıyoruz. O anlatıyor, biz inceliyoruz.

TEN KAFESİ

TEN KAFESİ

Taner Ceylan ve Gülsün Karamustafa XOXO The Mag’in ikinci yıl dönümünde konuğumuz olmuştu.

Storm Is Comıng

STORM IS COMING

PUMA'nın yeni modeli Storm'un Hasköy İplik Fabrikası'ndaki partisindeydik.

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

Cıty Portraıts: Budapeşte, Kıev, Prag

CITY PORTRAITS: BUDAPEŞTE, KIEV, PRAG

Budapeşte, Kiev ya da Prag'ta havalar nasıl?

EN YENİLER
Nilay Örnek'in Adres Defteri

NİLAY ÖRNEK'İN ADRES DEFTERİ

Aklından çıkaramadıkları ve rutin haline dönüştürdükleriyle...

İtalyan Savaş Kahramanları

İTALYAN SAVAŞ KAHRAMANLARI

Gündüz Vassaf, XOXO The Mag için yazdı.

Emin Alper

EMİN ALPER

Emin Alper bize üç nankör kız kardeşin hikayesini anlatıyor. Sadece bize değil, tüm dünyaya. Ve hikayesi derdini epey iyi anlatıyor.

Mükemmel Uyum

MÜKEMMEL UYUM

Kusursuz müzik, dengeli ses deneyimi ve LG XBOOM Go arasındaki ilişkiyi tahmin etmeniz çok olası. Bu denkleme bir de Aybüke Pusat'ı dahil ediyoruz, sözü kendisine ve müziğe bırakıyoruz.

Dr. Mark Hyman

DR. MARK HYMAN

"Kaderimizin kurbanı olacağımız düşüncesinden vazgeçmeliyiz. Biyolojimizi değiştirecek güce sahibiz."

Serra Yılmaz

SERRA YILMAZ

Serra Yılmaz birçok şey demek. Ve bunlardan bir tanesi mentor olabilir...

DAHA FAZLA