JEFF TREMAINE

The Dirt filminin yönetmeni ve Jackass'in yaratıcılarından Jeff'le Mötley Crüe üzerine...

24 Nisan 1981 gecesi, Batı Hollywood’daki The Starwood’ta taze bir grup sahne aldı. İlk şarkılarını çalmaya başladıktan hemen sonra, seyirciler arasından biri solistin en sevdiği deri pantolonuna tükürdü. Sağlam bir kavganın ardından grup Take Me To The Top adlı şarkılarını çalmaya devam etti. İşte, Mötley Crüe’nun ilk canlı performansı tam da böyle gerçekleşti. 1980’ler, oldukça garip bir dönemdi. Grubun üyeleri kesinlikle yanlış zamanda doğduklarını düşünüyorlardı. Peki bunu değiştirmek için ne yaptılar?

XOXO The Mag - İlkbahar/Yaz 2019

Fotoğraflar: Jake Giles Netter / Netflix

Mötley Crüe’yu biliyorsunuz, herkes biliyor... Bilmiyorsanız da, son zamanlarda Netflix’te karşınıza The Dirt adında ‘küçük’ bir filmle çıkmış olabilirler. Eğer filmi izlediysenizya da aynı adlı kitabı okuduysanız şunu da biliyorsunuzdur: Bu hikaye, her ne kadar öyle görünse de, salt eğlence ve şamatayla dolu değil. The Dirt’ün şu günlerde ekranınızda var olabilmesinin sebeplerinden biri, şahsına bu sayfaları ithaf ettiğimiz, Jeff Tremaine. Kendisi The Dirt’ü yönetmekle kalmadı, bu filmi çekebilmek için neredeyse bir jenerasyonun ortaokul yıllarından bu yana savaştı. Evet... Fenomen sözcüğünden daha fazlasını hak eden Jackass ve Wildboyz’un yaratıcılarından biriyle telefondayız. Jeff, “Projeye resmi olarak 2011’de dahil oldum.” diyor. “Aslında ta 2002’den beri bunu kovaladığımı da söyleyebiliriz, ama aktif olarak 2010’dan beri peşindeydim.” “Buna gerçekten de kendini adamışsın.” diye ekliyoruz. “Kesinlikle. Bu kadar uzun süreceğini hiç düşünmemiştim...” diye gülüyor. Aslında, tam olarak şimdi, The Dirt için mükemmel zamanlama. Filmin kadrosu o kadar iyi seçilmiş ki, inanca olan güveninizi yeniliyor.

Devam edince okuyacaklarınız, Jeff Tremaine’in rock’n roll tarihinin en efsane hikayelerinden birini nasıl filme dönüştürdüğünü anlatıyor. The Dirt’ün kitabı 2001’de yayınlandı ve yazar Neil Strauss’a ek olarak grup üyeleri Nikki Sixx (bas), Tommy Lee (davul), Mick Mars (gitar) ve Vince Neil (vokal) tarafından yazıldı. Grup kendi hikayelerini anlatırken hiçbir şeyden çekinmedi. Yaptıkları çoğu şeyden pek de memnun değillerdi, ama Mötley Crüe olmaktan asla vazgeçmediler ve hayranlarından hiçbir zaman bir şey saklama gereği de duymadılar. İşte, The Dirt’ün
New York Times En Çok Satanlar listesine giriş yapmasının nedenlerinden biri. Tabii bu durumun, Tremaine’i gruba ve Crüe hayranlarına karşı kocaman bir mesuliyet altında bıraktığını düşünmemek hayli zor...

“Ben başkasının gerçek hikayesini anlatma görevini oldukça ciddiye aldım. Bu hikayenin özgün ve gerçekçi olmasını istiyordum. Ama ilk ve asıl stresi, filmin montajlanmış halini Tommy Lee ve Nikki Sixx’in ilk defa izlemeleri için Tommy’nin evine giderken yaşadım. Ya bunu doğru yapamadıysam diye düşündüm. İşte ilk kez, o sırada kafama dank etti. Biri bana kendi hikayemi izletecek olsaydı ve benim hikayem de en az onunki kadar ‘olaylı’ olsaydı... Bunu tekrardan yaşamak ağır olsa gerek...” Neyse ki, rock tarihinin en ‘adı çıkmış’ müzisyenleri Nikki Sixx, Tommy Lee, Vince Neil ve Mick Mars filmi seviyor...

“Benim için kitabın hikayesini filmde de yakalamak çok önemliydi. Kitapta, dört grup üyesinin birbirinden farklı sesleri var. Hatta bazen aynı hikayeyi tamamen farklı
bakış açılarıyla anlatıyorlar.” diyor Jeff. “Ben de bunu
filme yansıtmak ve senaryoya dahil etmek istedim.” Çekimlerin gerçekleştiği New Orleans, Louisiana’daki setten bahsediyoruz; Nikki Sixx ve Tommy Lee de seti birkaç kez ziyaret ediyorlar. “Nikki, tüm bu süreçle ilgili oldukça açık görüşlüydü. Grubun tüm üyeleri bana güvendi ve bu işi tek başıma yapabilmem için beni serbest bıraktılar. Biri benim hayatımı filme çeviriyor olsaydı, yönetmenin işine ondan çok daha fazla karışırdım. Bu sürecin daha zor olacağını bekliyordum, ama tam tersi oldu.”

Crüe hayranlarına gelelim, ki filmi onlar da çok sevdi. Eleştirmenlerden gelen yorumlarsa vasattan hallice bir yerlerde... Grubun önceliği, her zaman olduğu gibi, hayranları. Çünkü, bu bir Mötley Crüe geleneği. Siz hala The Dirt izleme partisini Instagram’da paylaşanlar arasına katılmadınız mı?

 

Jeff Tremaine, kitaba kesinlikle sadık kalmaktan yanaydı. Ama filmde, artık çok geride kalmış gibi hisset(me)tiğimiz Jackass günlerini hatırlatacak birkaç sahne olmadığını söylemek de abesle iştigal.

Bu arada, The Dirt’ü izlerken Mötley Crüe için adeta bir amca statüsüne sahip Ozzy Osbourne’a da rastlıyorsunuz. İşte Jackass tınıları tam da bu noktada yankılanıyor. Tony Cavalero’nun canlandırdığı Uncle Oz, tıpkı kitapta olduğu gibi, eline bir pipet alıyor ve yerdeki canlı karıncaları burnuna çekiyor. Havuz kenarında ihtiyacını giderip, her nasılsa ona yeniden ihtiyacı olduğuna karar vererek, çişini yerden yalamaya başlıyor. Gözünüz korkmasın, The Dirt böyle Jackassvari sahnelerden ibaret değil.

Vince Neil’ın hayatındaki her taşı yerinden oynatan araba kazasını, Nikki Sixx’in aşırı doz uyuşturucudan ölü ilan edilip, tekrar hayata döndürülmesini, Tommy Lee’nin üst üste başarısızlıklara imza atan ilişkilerini ve Mick Mars’ın aslında yıllardır nadir görülen bir kemik hastalığıyla savaştığı anları da izleyeceksiniz. “İşte tam da böyle olmasını istedim. İnsanlar, aslında çok eğlenceli bir rock’n roll partisine katıldıklarını düşünecekler. Ama film, partiden çok daha derin bir yerlerine oturacak. Amacım, seyircinin de bunu hissetmesini sağlamak ve bunu garantiye almaktı. Grup üyeleriyle bu yolculuğa çıkmak için, önce onları gerçekten de sevmeniz gerek. Ama bu yolculukla birlikte gelen karanlık anları da es geçmemelisiniz.”

Bu ikircikli denge, yeni bir merakın ve akabinde yeni bir sorunun habercisi. Peki Jeff, Mötley Crüe’nun hikayesini bugünün Hollywood’unda anlatmak nasıl bir deneyimdi? “Film üzerinde çok uzun zamandır çalışıyoruz. Evet, dediğiniz gibi, zaman değişti; ama onların hikayesi yine onların hikayesi. Ve biz de tam olarak ‘var olanı’ anlatmaya çalıştık. Dolayısıyla ben de filmi belirli bir perspektife adapte etmeye çalışmadım. Sadece, çılgın bir rock’n roll hikayesi anlatmak istedik. Ama filmlerde gördüğünüzden ziyade, gerçek hayatta yaşanan tatta bir rock’n roll.” Kadro ve film ekibinin mizanseni doğru yakalayabilmeleri için yeterince zamanları olması da bu işin başarısının avantajlarından. “Asıl, grubu canlandıran çocukların hazırlanmaları için zamanımızın olması bir nimetti... Oyuncuların kesinlikle ailesel bir bağ kurmaları gerekiyordu. Çekimler başlamadan önce hep birlikte bir buçuk ay kadar New Orleans’da kaldık ve bu sayede çocuklar, deyim yerindeyse kapsamlı bir rock kampına girdi. Hep beraber yaşaya yaşaya, sonunda bir çeteye dönüştük. Dördü de beni kendilerine hayran bıraktı. Onlar da kendi içinde gerçekten de dört kişilik bir çete!” Gerçekten de Jeff gibi düşündüğünüzde, Mötley Crüe sahnede tam da birbiriyle kolayca anlaşan bir çete gibi görünüyor. Aralarındaki bağ muazzam. Bunun yansımasını filmde, oyuncular arasında da görebilirsiniz. The Dirt’te Nikki Sixx’i Douglas Booth, Tommy Lee’yi Colson Baker, namıdiğer Machine Gun Kelly (bu arada kendisi her çekim gününün dört saatini dövmelerinin kapatılmasını bekleyerek geçirdi), Mick Mars’ı Iwan Rheon ve Vince Neil’ı da Daniel Webber canlandırıyor. Jeff de aynı fikirde: “Her biri tüm bu süreç içinde, adım adım canlandırdıkları kişiye dönüştü. Vince’in grup tarafından dışlandığı sahneleri çektiğimiz günlerde, aynı şeyi oyuncular, hafiften Daniel’a da yapıyordu. Ama bilerek değil, farkında olmadan... Aralarında çok enteresan bir dinamik vardı.” Mötley
Crüe, ekranda kendilerinin ‘temizlenmiş’ versiyonlarını göstermekten kaçındı, çünkü bu hayranlarına karşı bir haksızlık olacaktı. Söylemiştik, Crüe’da hayranları ön plana koymak bir gelenektir. Eğer Nikki Sixx’in herhangi bir röportajını izlerseniz, Crüe hayranlarının grup için ne kadar önemli olduğunu anlayabilirsiniz. Aynı şey Jackass için de geçerli. Jeff ’e Jackass’in hiç, bu kadar büyük bir kültürel fenomene dönüşeceğini tahmin edip etmediğini soruyoruz. Gülerek yanıtlıyor olmasından anlıyoruz ki, etmemiş. “Bu bizim için hep şaşırtıcı oldu. Olup biteni kameraya alırken, sanki arkadaşlarınla kaykay videoları çekiyormuşsun gibi hissediyorsun. Ardından çektiğin şeyler böylesine popüler olunca da şok oluyorsun. Çünkü çekimler sırasında etrafta seni izleyen o kadar insan olmuyor.” Jackass’in bir fenomene dönüşmesinin ardından çekimlerinin devam ettiği sokakları gözümüzün önüne getirsek de, Jeff ’e inanmak, tercih sebebi. “The Dirt’ü yönetmeyi tam da bu yüzden bu kadar çok istedim. Kitabını okuduğumda, grubun başına gelenlerin benim ve Jackass üyelerinin başından geçenlere ne kadar da benzediğini fark ettim. Bunu bir hız trenine binmeye benzetiyorum. Bu yüzden bu hikayeyi anlatmak benim için çok önemliydi.”

Onu yakalamışken çocukluğuna da inmeden bırakmak istemiyoruz. Jeff, gençlik yıllarında hayatını değiştiren asıl şeyin BMX’e başlamak olduğunu söylüyor. “BMX hayatımın yönünü belirledi. Kaykay yapmaya sonra başladım.” Los Angeles’a taşındığında, Tremaine’in çalıştığı ilk işlerden biri, BMX dergisi Freesytlin’. Sonra da kaykay dergisi Big Brother’ın Sanat Yönetmeni oluyor. Bu arada hap bilgi, Big Brother yayınladığı her sayıda logosunu ve tüm tasarımını değiştiren bir yayın...

Jeff, bu sırada kendiliğinden çok önemli bir noktaya değiniyor. “Bahsi geçen sporların hepsinin temelinde, kardeşlik var. Seninle aynı şeyi yapan insanlarla aranda
bir bağ kuruyorsun ve bunu diğer insanlar tam olarak anlayamıyor. Kaykay yaparak büyüyenlerin, Jackass’i diğer insanlardan daha iyi anlaması, bunun saf bir kanıtı. Jackass’i çekmek, içinde kaykayın olmadığı bir kaykay videosu çekmeye benziyor, anlarsınız ya... Absürt.”

Jeff Tremaine’in bir sonraki planı ne diye hala merak etmediyseniz, esefle kınanıyor veya alkışlarla yaşıyorsunuz. “Şu anda bitirmek üzere olduğum bir proje üzerinde çalışıyorum. Sonra da rüzgar beni nereye götürürse oraya gideceğim. Planım olmamasından şimdilik gayet memnunum.”

The Dirt'ün son sahnesinde tam olarak hangi zamanda olduğumuz belli değil, belki 2000'lerin ortalarında gibi hissediyoruzdur ya da öyle hissetmeliyizdir... Ama kimin umurunda ki? Nikki, Mick, Vince ve Tommy ya da Douglas, Iwan, Daniel ve Colson, sahneye doğru ağır çekim yürürken, arka planda Home Sweet Home çalmaya başlıyor. İşte o anda Mötley Crüe’nun tam olarak neyi temsil ettiğini görüyorsunuz: Aileyi.

Jeff ’le aynı fikirdeyiz. “Bu bir bakıma filmin altında yatan asıl tema. Mötley Crüe gibi yıllarca ayakta kalan bir gruptan bahsediyoruz... Bunu bir evlilik ya da kardeşliğe benzetiyorum. Düşünsenize, dördü de şu hayatta en çok birbirleriyle zaman geçirdi.”

Jeff Tremaine’le bu röportajı Mart’ta, The Dirt’ün dünya prömiyerinden hemen önce yapıyoruz ve kendisine son olarak grup üyeleriyle çalışmaktan bir şey öğrenip öğrenmediğini soruyoruz. “Onlar artık yıllar önce oldukları kişilerden çok farklılar. Onlardan, insanların büyüdüklerini, evrildiklerini ve değişebildiklerini öğrendim. Gerçekten de kendi hikayelerini anlatırken bana çok yardımcı oldular. Ayrıca bu konuda olgun ve dürüstlerdi. Hem pişman oldukları hem de gurur duydukları milyonlarca şey var. Mötley Crüe’yla birlikte çalışmak, benim için enteresan ve unutulmaz bir deneyim oldu.”

Eğer bir kişinin ya da toplumun değişip, daha iyi birer insana ve insan topluluğuna dönüşüp dönüşemeyeceğini merak ediyorsanız, cevabınızı az önce aldınız. Genellikle ve umuyoruz ki evet, değişebiliyorlar.

BUNLARI DA OKUYUN

100 PERCENT SKATEBOARDERS

Kaykayımıza bindik. İstikamet Harbiye semaları.

ŞU MÖTLEY CRÜE FİLMİ

The Dirt, dünyanın en olaylı ve atarlı gruplarından birinin hikayesini anlatıyor.

İZLEDİK: THE DIRT

Mötley Crüe üyelerinin inanamayacağınız olaylarla dolu gerçek hikayesi film oldu. İyi de oldu.

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Efı Gousı

EFI GOUSI

Efi'nin koyu-pastel dünyasına bakıyoruz. O anlatıyor, biz inceliyoruz.

13 Reasons Why

13 REASONS WHY

Netflix’in 31 Mart’ta izleyiciyle buluşan yeni dizisi 13 Reasons Why, gençlik dizilerini polisiyeyle birleştiren formülüyle ilgi çekeceğe benziyor.

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

Some Men yazı, Kerem Bürsin'le açıyor.

Birkan Sokullu

BİRKAN SOKULLU

Some Men'in Kış 2019 kapak konuğuyla biraz zaman geçiriniz.

MBFWI Backstage: Özlem Süer

MBFWI BACKSTAGE: ÖZLEM SÜER

Özlem Süer defilesinin sahne arkasından bildiriyoruz.

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

Fırat Çelik

FIRAT ÇELİK

Hayatında standartları var. O tam bir profesyonel. Amacına yönelik hareket ediyor, ve geniş bir vizyonu var. Ve dünya onun oldukça, o da dünyanın oluyor. #dude

Walk Don’t Run İle Tanışın

WALK DON’T RUN İLE TANIŞIN

İçeri lütfen, ama koşmadan.

Davıd Guetta

DAVID GUETTA

"Yaptığımız her şeyin %100 olması gerekiyor."

Instagram Pets: Shrampton

INSTAGRAM PETS: SHRAMPTON

Shrampton ile oturup sohbet edebilir, üstü açık arabasıyla Malibu sokaklarında gezebilirsiniz.

Metin Akdülger

METİN AKDÜLGER

Meğer Metin'e daha soracak çok sorumuz varmış.

Rüya Pamuk

RÜYA PAMUK

Rüya'yla konuşmamızın odak noktasında okuduğu, yarıda bıraktığı ya da okuyacağı kitaplar vardı.

EN YENİLER
LOKAL TEMAS: TRUST ME BABY

LOKAL TEMAS: TRUST ME BABY

Trust me baby mercek altında. Yaratıcısı Melih Çebi yanıtlıyor.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

"Biz Suna K.’yı bir kabile olarak tarif ediyoruz."

Davıd Guetta

DAVID GUETTA

"Yaptığımız her şeyin %100 olması gerekiyor."

Safa Şahin

SAFA ŞAHİN

“Şu an daha ziyade geleneksel sanat sisteminden yanayım."

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

Bedirhan Soral

BEDİRHAN SORAL

"Günümüzde doğanın bize verdiği mesajları hepimiz çok net görüyoruz."

DAHA FAZLA