GÖRGÜN TANER

İKSV Genel Müdürü Görgün Taner'le kültür-sanat politikaları ve boğazdaki gemi seslerinden konuşuyoruz. Enteresan değil mi? Çünkü soruları Yekta Kopan soruyor.

Görgün’le ilk röportajımızı yaptığımız günü hatırlamıyorum doğrusu. Büyük bir olasılıkla bir festivalin programı üzerine konuşmuşuzdur. Sonrasında birçok vesileyle daha buluştuk. Gazeteler, televizyon programları, canlı yayınlar... Geçen yıllar içinde tanışıklığımızın dostluğa dönüşmesi, sohbetlerimizin tonunu hiç değiştirmedi. Çünkü, konu kültür-sanat olunca ikimiz de aynı hassasiyetle oturuyoruz masaya. Yıllar sonra yaptığımız bu sohbet için de aynı şeyleri söyleyebilirim. Ben merakla sordum, o yine sükunetle cevapladı.

 

Röportaj: Yekta Kopan - XOXO The Mag İlkbahar/Yaz 2019

Fotoğraflar: Gökhan Polat

 

Sohbete kültür-sanat politikalarıyla başlayalım. Sürdürülebilir kalkınmanın nitelikli bir kültür-sanat programıyla mümkün olduğu kesin. Peki, bugün, özellikle bizim coğrafyada kültür-sanat hala, bütün o ‘ciddi’ konuların arasında bir kenar süsü olarak mı görülüyor?

Maalesef... Ama aynı zamanda mikrofonu eline alan herkes (kamu ya da özel sektör fark etmez) yaratıcılıktan, 21. yüzyıldan, dijital dünyadan dem vuruyor. Biliyoruz ki kültür-sanat, eğitimle birlikte, sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin temelinde yer alıyor; biz de bu konudaki farkındalığı artırabilmek istiyoruz. Giderek çeşitlenen ve çoğulculaşan toplumların bir arada yaşamasını kolaylaştıran, kentlerin değerini ve yaşam kalitesini artıran, yaratıcılığı ve tasarımı besleyen, kent ve ülke ekonomisine katkı sağlayan bu alanın yarattığı sosyal ve ekonomik değeri her fırsatta vurgulamak gerekiyor. 2019 Türkiye yerel seçimlerinin sonuçlanmasına rağmen hala gündemde olduğu bu günlerde, kültür yönetimi açısından özellikle belediyelerin kültür-sanatı öncelikleri arasına alması ve stratejik planlarının parçası haline getirmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Ama şunu unutmayalım, kısa dönemli bir bakış açısıyla gideceğimiz yol belli; bir arpa boyu ancak... Bunların hepsi uzun dönemli planlamalar ve artık neredeyse hiçbirimizde kalmayan bir özellik gerektiriyor: Sabır.

Peki, biz ‘kültür yönetimi’ deyince ne anlamalıyız?

Kültür yönetimi alanına dair kabul görmüş, ortak bir tanımlama yapmak oldukça zor. Ancak, en genel anlamıyla, kültür yöneticilerinin sanat dünyası, sanatçılar ve izleyiciler arasında bir köprü işlevi gördüğünü söylemek mümkün. Kültür yöneticileri, pazarlama, finans, operasyon, müzakere gibi yönetim becerileriyle fon kaynağı yaratma, proje geliştirme, eğitim, gönüllülük, iş birliği olanakları sağlama gibi sosyal becerileri bir arada kullanarak, kültür ve sanat alanının hayatın odağına alınmasını ve sürdürülebilirlik kazanmasını sağlarlar. Yaratıcılığı, yaratıcılığın yeşereceği ortamları ve yaratıcı insanları yönetmek yüksek duygusal zeka ve ilişki yönetimi becerisi de gerektirir. Bu konuda uzmanlaşmak için kültür-sanat alanının yerel, ulusal ve uluslararası düzeydeki kültürel ve ekonomik etkisini göz önünde bulundurabilecek, yaratıcı ve disiplinler arası ihtiyaçlara cevap verebilecek bir donanıma sahip olmak gerekiyor. Kültür yönetimi, hem sanatla hem de yönetimle ilgili bilginiz olmasını gerektiriyor. Yani, işin hem içeriğine hakim olmalısınız hem de iletişiminin nasıl yapılabileceği, en iyi hangi mekanda sergilenebileceği, finansmanının nasıl sağlanabileceği gibi konularda da yetkinlik gösterebilmelisiniz. 

O zaman şunu sorayım: Kültür yönetimi konusu yeterince önemsenen, üstünde çalışılan bir konu mu?

Kültür yönetimiyle farklı alanlardaki yöneticilik tecrübelerinin çok fazla kesişme noktası var. Ama ayrıldıkları noktalar da var. Tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi, kültür yönetiminde de yönettiğiniz alandaki insanlara, karşılaşılan durumlara, süreçlere ve hem teorik hem de pratik bilgi birikimine hakim olmak çok önemli. Bu, çok farklı durumlarda, sürekli değişen problemlere çözüm bulmayı gerektirebilen bir iş. Üstelik bu alan, yalnızca kültürel ve sanatsal gelişmelerden değil, ekonomik ve politik gelişmelerden de doğrudan etkileniyor. Ancak kültür yönetiminin böyle bir uzmanlık alanı olması, Türkiye için nispeten yeni bir olgu. Tabii günümüzde artık bu konuda eğitim veren, başta Bilgi Üniversitesi olmak üzere çok sayıda üniversite var ve bu da konuyla ilgilenmek isteyen gençler için büyük olanak.

 

Bu kültür politikalarının oluşturulmasında, özel sektör sınıf geçecek bir not alabiliyor mu?

Sence? Kültür-sanat, yalnızca Türkiye’de değil, tüm dünyada ekonomik hassasiyet dönemlerinden ilk ve en çok etkilenen alan. Böyle dönemlerde kamu kaynaklarından kültür ve sanatın gelişimine ayrılan bütçe, toplumun ihtiyaç duyduğu yoğunluktaki çalışmalar için yetersiz kalıyor. Yenilikçi programlar kurgulayabilmek, büyük yapımlar gerçekleştirebilmek, etkinliklerin sürdürülebilirliğini sağlamak ve bunu yaparken de tek bir kaynağa bağımlı kalmamak için kar amacı gütmeyen kurumların mali yapılarını sponsorluklarla destekleme ihtiyacı ortaya çıkıyor. Bu desteğe rekabetçi bir ortamda yalnızca bilet satışına yönelik etkinlikler yerine, öncü yapıtları izleyiciyle buluşturabilmek ve kültür-sanat üretimini desteklemek için de ihtiyaç duyuluyor. Bunlara paralel olarak da özel sektör şirketleri, kültür-sanat alanında giderek artan ölçüde sorumluluk üstleniyor. Ama şunu unutmayalım, günümüzde güncel sorunlarla ilgilenen göç, çevre, eğitim ve toplumsal cinsiyet eşitliği gibi konularda duyarlı şirketler, tüketiciden daha çok ilgi görüyor. Kültür-sanata uzun soluklu destek veren kuruluşlar, bir yandan toplumsal hayata katkıda bulunurken, bir yandan da destekledikleri etkinlikler aracılığıyla kurum itibarını kuvvetlendiriyor. Destek verdikleri etkinlikler aracılığıyla yerel yaratıcı endüstriye ivme kazandırıyor, iş yaptıkları topraklardaki yaratıcı iklimin kuvvetlenmesinde aktif rol oynuyor.

Artık bizler bile çok iyi biliyoruz ki, Türkiye’deki bir etkinliğin sadece bilet parasıyla finanse edilmesi olanaksız. Konserler, tiyatrolar, festivaller, bienaller... Sorunun nereye gittiğini anlamışsındır... Ne olacak bu sponsorlukların hali?

Aslında ülkemizde özel sektör kurumları bu konuda birçok ülkedeki özel sektör kuruluşlarından daha faal. Bu konuda yapılacaklar belli. Kültür-sanata yatırım ve yapılan katkının vergiden düşülmesi için gereken düzenleme yapılacak ve kültür faaliyetleri için çeşitli teşvikler çıkarılacak ve yaratıcı sektörlere yatırım yapanların önü açılacak. Ama bunu utangaç bir tavırla yapmaya kalkmak yerine, uzun dönemli strateji olarak benimsemek ve anlatmak lazım. Yoksa her kriz döneminde önce kültür-sanat sponsorlukları kesilir.

 

Röportajın tamamı, XOXO'nun yeni sayısında. Üye olmak için buraya tıklayınız. 

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Şehirlerin Şarjı Bitmez

ŞEHİRLERİN ŞARJI BİTMEZ

Güne hazırsınız, otomobiliniz de öyle.

Yeni İnsan

YENİ İNSAN

Gündüz Vassaf XOXO The Mag için yazdı.

Sosyal İzolasyonda Skın-Fastıng

SOSYAL İZOLASYONDA SKIN-FASTING

Cilt bakımı rutininizi durdurduysanız, tekrar düşünün.

Değişik Bir Gün

DEĞİŞİK BİR GÜN

Başlıyoruz.

Az Kaldı

AZ KALDI

Otomobile atlayıp şehri yaşamaya.

Rebırth

REBIRTH

Adı üstünde işte, yeniden doğuyoruz.

Şükrü Özyıldız

ŞÜKRÜ ÖZYILDIZ

Şapkasını kapının dışında bıraktı. İçeri girdi, elimizi sıktı, karşımıza oturdu; arkadaşımız oldu.

Best Frıends: Ece Çeşmioğlu

BEST FRIENDS: ECE ÇEŞMİOĞLU

Ece Çeşmioğlu ve Taner Ölmez'le sohbet ettik. Daha doğrusu onlar etti, biz dinledik.

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

Evdeki Saat

EVDEKİ SAAT

Grubun beyni ve şimdilik tek üyesi Eren Bagi’yleydik.

Lyn Weıscz

LYN WEISCZ

Lynskiii, telefonun öbür ucunda.

A’dan Z’ye Moda Haftası

A’DAN Z’YE MODA HAFTASI

Moda haftasının hengamesi ve bütün yaşananları alfabedeki harflerin öncülüğünde inceliyoruz.

EN YENİLER
Beğeni Üzerine

BEĞENİ ÜZERİNE

Ali Akay, XOXO The Mag için yazdı.

Zızı Donohoe

ZIZI DONOHOE

Zizi Donohoe ile güzellik üzerine biraz laflıyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

Bir Küresel Moda Dosyası

BİR KÜRESEL MODA DOSYASI

Küresel moda markalarını mercek altına alıyoruz.

Erol Tabanca & İdil Tabanca

EROL TABANCA & İDİL TABANCA

OMM'u Kengo Kuma'dan dinledik, şimdi sıra işin kalbi olan ikilide. Biz bu ikilinin sohbetine müdahil olmaktansa şahit olmayı tercih ediyoruz.

Jonathan Anderson

JONATHAN ANDERSON

JW Anderson’ın kurucusu ve Loewe’nin Kreatif Direktör’ü Jonathan Anderson’ın yükselişi hız kesmiyor. Erkek kıyafetleriyle başlayıp kadın tasarımlarına varan serüvenin tanığıyız.

DAHA FAZLA