NICOLAS BOURRIAUD

Pasifik Okyanusu, antroposen çağı, Yedinci Kıta. 16. İstanbul Bienali'nin küratörü Nicolas Bourriaud, bilinçli tutku ne demek, anlatıyor.

Yedinci Kıta temasıyla bu yıl 14 Eylül-10 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek 16. İstanbul Bienali’nin küratörü, ortaya koyduğu tema ve kavramsal içerik üzerinden meselelere ve sanatın bu meselelerin ele alınışındaki yerine dair bakış açısını net olarak ortaya koyuyor. Bu yaklaşım üzerinden pek çok konuyu konuştuğumuz sohbet, okuyanın aklına ‘bilinçli tutku’ tarifini getiriyor. Böyle bir tanım varsa ya da yaratılabilirse, Bourriaud bunun vücut bulmuş hali olmalı...

 

Röportaj: Bahar Turkay - XOXO The Mag İlkbahar/Yaz 2019

Fotoğraflar: Cnasu Kızıltaş

 

Bienal’in açılışına altı ay kaldı. Şu aralar nasıl hissediyorsunuz?

Kendine güvenli. Endişeli. Gururlu. Paniklemiş. Kontrol altında. Boğulmuş. Şu anda tüm bu karışık duygular bir arada ve her an değişiyorlar... 

Yedinci Kıta’nın arka planındaki düşünceyi anlatır mısınız?

Bu başlık, okyanusların dibindeki 3,4 milyon metrekare ve 7 ton ağırlığında yüzen plastikten oluşan koca bir atık kitlesine verilen addan geliyor. Yedinci Kıta, aynı zamanda hayali bir obje ve insanlığın yeni durumuna dair bir metafor niteliğinde olan bu kıtayı keşfetme niyetinde. Bienal, günümüz sanatçılarını, insanların eylemleri sonucunda oluşan bu yeni bölgenin antropologları olarak sunacak. Aynı zamanda sanatı, insan türünün evren üzerindeki etkisi, bıraktıkları parmak izi ve insan dışı varlıklarla ilişkisi üzerine çalışan bir tür moleküler antropoloji olarak tarif edecek. 

Bienal’in temasını açıkladığınız 3 basın toplantısında Şahinler ve Serçeler (1966) filminden kısa bir sahne gösterildi. Bu gösterimin referans noktası neydi?

Bu sahnede Pasolini, kuşlarla iletişim kurmaya çalışan ve en sonunda kuşların sesler aracılığıyla değil, jestlerini kullanarak ve bacaklarının pozisyonunu değiştirerek anlaştıklarını fark eden Assisili Aziz Francis’i gösteriyor. Bu sekans, bir metafor. İnsanların, insan dışı varlıklarla iletişim kurmaya ve çevreyle ilişkiye geçmenin yeni yollarını geliştirmeye ihtiyaçları var. Ve sanat, bu çabanın bir parçası.

İnsanlar tarafından gerçekleştirilen eylemlerin gezegene olan etkisi üzerinden şekillenen yeni jeolojik çağ, ‘antroposen’ olarak adlandırılıyor. İnsanoğlu olarak eylemlerimizin gezegende ve insan dışı varlıklar üzerinde bıraktığı izle ilgili kendimizi yargılamaya kalkarsak yüzleşeceğimiz şey, net bir başarısızlık olur gibi görünüyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Türümüzün gezegen için yaptığı hiç iyi bir şey yok mu?

Bunu Donald Trump veya Bolsonaro’nun eylemleri üzerinden yargılarsak, hiçbir olumlu taraf göremiyorum. Umarım bu konuda, günümüzde artan küresel bir farkındalık vardır ve bu farkındalık, tüketim ve davranış şeklimizde radikal değişimler olacağına işaret ediyordur. Aksi takdirde, hepimiz yedinci kıtanın içinde yaşayacağız.

Biz insanlar hangi noktada, doğa ve insan olmayan canlılar üzerinde bu kadar güçlü ve bilinçli olarak zarar verici hale geldik?

İşler, insanlar, sanki doğanın parçası değilmiş gibi, doğa ve kültür arasında bir çizgi inşa etmeye karar verdikleri anda yanlış yöne doğru gitmeye başladı. İncil, insanı gezegenin sahibi olarak sunuyor ve insanoğlunun bunu bir stok, bir tür depo ya da dekor gibi kullanması bekleniyor. 2000 yıl öncesine dayanan bu ayrıştırma, insanların davranışlarını gezegene karşı bir kolonileşmeye ve sözde üstünlüğümüz üzerinden yağmalamaya yönelik şekillendirdi. Doğa ve kültür arasındaki bu ayrım, bütün ayrışmaların temelini oluşturuyor. İçeriden olduğu düşünülen her şey ‘doğaya yakın’ veya ‘medeni olmayan’, ‘ilkel’ şeklinde sınıflandırıldı; dolayısıyla da göz ardı edilmelerinde bir sakınca görülmedi. Bu yalnızca diğer türlerin değil, örnek vermek gerekirse, kadınların ve Batılı olmayan medeniyetlerin de başına geldi...

Yine basın toplantısı esnasında, “Neden merkezi bir dünyaya ihtiyacımız var ki?” sorusunu yöneltmiştiniz. Ve Yedinci Kıta’yı merkez dışı bir dünyanın antropolojisi olarak tarif etmiştiniz. Yaşadığımız zaman içinde merkezi olmayan bir dünya nasıl mümkün olur? Ya da bunun mümkün olabileceği zaman tam da bu an mı?

Küreselleşme, bu olasılığı getirdi. Daha genel ifade etmek gerekirse, son 40 yılın felsefesinde meydana gelen temel hareket ‘anti merkezi’ bir hareketti; her tür güç pozisyonunun yeniden inşası... Erkek cinsiyetinden, Batı dünyasına ve şimdi de insan türüne kadar, kendini merkez gören herkes ve her şey kritik edilme durumuna geldi. Kaosun içinde merkez olur mu? Bu iyi bir soru değil mi? Spontan olarak bir merkezi olan bir dünyayı temsil etmiyorum. Sonsuzun bir orta noktası yoktur. Merkezler zihinlerin inşasıdır. İnsanlar korktukları için merkezler tayin etmek ister. Ve politik tarafa gelirsek, jeopolitik oyunda artık ‘merkez’ diye bir şey olmadığını, güçler arasında bir denge olduğunu görüyoruz.

 

Röportajın tamamı, XOXO'nun yeni sayısında. Üye olmak için buraya tıklayınız. 

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Nadıa Lee Cohen

NADIA LEE COHEN

XOXO The Mag'in Sonbahar/Kış 2018-2019 kapak konuğuna bakmaktasınız.

Yeni İnsan

YENİ İNSAN

Gündüz Vassaf XOXO The Mag için yazdı.

Dönersen Islık Çal

DÖNERSEN ISLIK ÇAL

Bala Atabek, XOXO The Mag için yazdı.

Jonathan Anderson

JONATHAN ANDERSON

JW Anderson’ın kurucusu ve Loewe’nin Kreatif Direktör’ü Jonathan Anderson’ın yükselişi hız kesmiyor. Erkek kıyafetleriyle başlayıp kadın tasarımlarına varan serüvenin tanığıyız.

Yemek ve şarap eşleşmesi

YEMEK VE ŞARAP EŞLEŞMESİ

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.” Nikos Kazancakis

Yedi Titreşim

YEDİ TİTREŞİM

Gün ortasında da günaydın diyemeyeceğimizi kim söyledi? Kendinizi rahat bırakın.

Davıd Mallett

DAVID MALLETT

Maestro’dan sizin için güçlü tüyolar alıyoruz.

Bir Küresel Moda Dosyası

BİR KÜRESEL MODA DOSYASI

Küresel moda markalarını mercek altına alıyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

Best Frıends: Ece Çeşmioğlu

BEST FRIENDS: ECE ÇEŞMİOĞLU

Ece Çeşmioğlu ve Taner Ölmez'le sohbet ettik. Daha doğrusu onlar etti, biz dinledik.

Server Demirtaş

SERVER DEMİRTAŞ

Mekanik hareketlerle hisleri buluşturuyor.

Erol Tabanca & İdil Tabanca

EROL TABANCA & İDİL TABANCA

OMM'u Kengo Kuma'dan dinledik, şimdi sıra işin kalbi olan ikilide. Biz bu ikilinin sohbetine müdahil olmaktansa şahit olmayı tercih ediyoruz.

EN YENİLER
Walk Don’t Run İle Tanışın

WALK DON’T RUN İLE TANIŞIN

İçeri lütfen, ama koşmadan.

Yürümek İçin 7 Neden

YÜRÜMEK İÇİN 7 NEDEN

Sicilya’ya gidip geleceğiz.

Aceleniz Yok: An’da Kalmanıza Yardımcı 5 Tüyo

ACELENİZ YOK: AN’DA KALMANIZA YARDIMCI 5 TÜYO

Hala an’da değilseniz, size buraya davet ediyoruz.

Sicilya Sokaklarında Kaybolmak İçin 3 Neden

SİCİLYA SOKAKLARINDA KAYBOLMAK İÇİN 3 NEDEN

Koşuşturmayı bırakıp derin bir nefes alıyoruz, Sicilya’dayız.

Server Demirtaş

SERVER DEMİRTAŞ

Mekanik hareketlerle hisleri buluşturuyor.

DAHA FAZLA