CANAN GEREDE

Siz onu nasıl tanıyorsunız bilmiyoruz ama yönetmen, senarist, yapımcı derken biz onun adının önüne yeni bir sıfat koymaya çekinmiyoruz: Motivasyonel konuşmacı.

Deli bir kadın. 10 kedisi var diye değil, 71 senelik hayatı boyunca 4  lm yaptı diye de değil, ölünce toprağın altına gömülmek istemediğinden de değil. Bergen’e olan sevgisinden, Bali’ye duyduğu saygıdan ve torunlarıyla hayatını kıyas götürmesinden de anlayabilirsiniz. Ben aslında koltuğa otururken Canan’dan konuşuruz demiştim ama, biz kendimizi daha çok hayattan konuşurken bulduk.

 

Röportaj: Olga Şerbetcioğlu - XOXO The Mag İlkbahar/Yaz 2019

Fotoğraflar: Gökhan Polat

 

OLGA ŞERBETCİOĞLU: Geçen gün karşılaştığımızda söyledin, ne kitabı yazıyorsun, ne yazıyorsun ve en önemlisi neden?

CANAN GEREDE: Doğan Kitap rica etti, ben de yazıyorum; hayatımı, doğuştan bugüne... Edebiyat okumalığı değil de, söyleşi gibi bir stilde yazıyoruz. Kitabın adı şimdilik, Bir Hayat Dört Film. Daha ne anlatayım?

OŞ: Tamam, teklif onlardan geldi ama, mesela sen yazmaya neden ihtiyaç duydun?

CG: Çünkü bir takım tarihi olayları artık geride bırakmanın zamanıydı, bunlardan da benim hayatımda çok var. Mesela, Yılmaz Güney...

OŞ: Ne zaman çıkacak?

CG: Daha 50. sayfadayım, bir 400’ü bulur; yani zamanı var...

OŞ: 90’larda kadın yönetmen olmakla şimdiki piyasayı kıyaslasan, neler geriledi, neler ileriye taşındı?

CG: Bir kere benim için kadın ya da erkek diye bir ayrım yok. Bir insan var, onun karakteri var, önemli olan da bu. Ben hiçbir zorluk çekmedim. Etrafımda saygıdan başka bir şey görmedim; ne burada ne yurt dışında. Çalışırken de mutluydum, herkes de bana son derece yardımcıydı. Sadece bizim zamanımızda daha fazla kadın yönetmen vardı gibime geliyor; şimdi daha az...

OŞ: İlk filmin Robert’s Movie’yi bir kenara koyarsak, Aşk Ölümden Soğuktur da imza filmlerinden biri, en azından Türk seyirci için... En başında Bergen’i seçme sebebin neydi? Oldukça keskin bir tercihti...

CG: Robert’s Movie çok ‘ben’ bir filmdi; bir kere Türk değildi, İngilizce çekilmiş enternasyonel bir filmdi. Ondan sonra kendime, bir Türk filmi yapmam gerektiğini söyledim. Ama ilgimi çekecek bir hikaye olması gerekiyordu. Bu hikaye de Bergen’inki oldu. Bergen’in bilinmeyen o kadar çok yönü var ki... Mesela, şunu bana, onu çok iyi bilen, otobiyografisini yazmış biri anlattı. O zamanlar Sıraselviler’de Kulüp 12 diye bir yer var, bir akşam oraya gitmiş, sahne almış. Birdenbire Enternasyonel Marşı’nı söylemeye başlamış. Polis gelmiş, mekanı basmış, kadını almış götürmüş. Ne kadar çizgi dışı bir kadın olduğunu anlayın diye söylüyorum. Bu yüzden de onu anlattım.

OŞ: Neden daha fazla film çekmedin?

CG: Bennu, ikizleri ABD’de doğurmaya karar verdi. 1 sene sonra Miro dünyaya geldi. Bennu’nun ablası Şiva da kızını doğurdu ve Fas’a taşındı. Ben de bu birkaç yılda onlara yardımcı oldum...

OŞ: Yardımcı olmak ne canım, büyütmüşsün baya; kaç sene oldu, hala iç içesiniz...

CG: Sen onu bir de annelerine sor... Geçen gün Daren, Dilan, Kai ve ben yemek yedik; Dilan çok güzel bir şey söyledi. “Kai, senin şansın var ki böyle bir anneannen var. Onu dinle, onunla zaman geçir, o çok bilgili bir kadın, ondan çok şey öğrenebilirsin.” Bunu duymak ne güzel.

OŞ: Kai ne diyor bu duruma?

CG: Vız. Onun düşündüğü konsolda oyun oynamak.

 

OŞ: Bu bir anlamda, aileni işine tercih ettiğini de gösteriyor.

CG: Şartlar öyle gerektirdi... Bundan dört-beş sene sonra başka bir senaryo yazdım, adı Dilan. Mardin’de geçiyordu ve baya da para bulmuştum. Eurimages’dan destek çıkmıştı. Bu sayede farklı ülkelerden ortak yapımcılar da dahil olmuştu. Derken hastalandım. Hastalandım dediğim, kanser geçirdim. Eurimages, fonu benim için sonra kullanılmak üzere tuttu. Ama Türkiye’deki prodüktörle olaylar kirli bir oyuna dönüşmeye başlayınca her şeyi bırakıp paraları geri iade ettim.

OŞ: Sonrasında kanseri atlattın ama bundan pas alarak sorayım; şimdilerde hasta olmak ya da hastalığı çağırmak nedense çok popüler bir durum. İnsan gerçekten de hastalığı kendisi mi çağırıyor?

CG: Kanserde metabolizma çok önemli. Ben bir sürü şeyle ilgili daha bilinçliyim. Beslenme, spirulina gibi şeyler... Kendini güçlendirmek. Eskiden bütün bunlara boş veriyorduk, her problemimiz bir dramdı. Benim kanserim üç sebeple oluşan bir türdü, alkol (ki bende yok), sigara (o var) ve ot. Hiç kolay olmadı, ama neyse ki atlattım. Son dönemimde kanserden değil, tedavisinden ölüyordum... Tedavim bittikten sonra hastaneye kaldırıldım ve orada kendi kendimi tedavi ettim. Şanslıyım; eşim doktordu, tıpla iç içe yaşadım. Yendikten üç ay sonra tekrarladı. Ender görülen, organlara zıplayan bir kansermiş. Ameliyat olmam gerektiğini söylediler, istemedim. Fas’a gideceğim, Paris’e gideceğim, ameliyat falan da olmayacağım fikrindeydim. Ve öyle de yaptım. Orada, hayatı düşündüm. Geri döndüm ve doktoruma gittim. Kolonoskopi yaparken kanser hücresini yakmasını istedim. Nasılsa kaybedecek bir şey yoktu... Kabul etti. Müdahaleden sonra uyandığımda bir mucize olduğunu ve kanserin yok olmuş olduğunu söyledi. Hiçbir şey yapmasına gerek kalmamış. Şok içindeydi! Beyin ve ruh birleşince neler olabiliyor Doktorları dinleyip o ameliyata girseydim, belki de şimdi yoktum. Evimin salonunda asılı duran bir karga tablosu var. O karga 250 sene yaşıyor. Niyetim, o karga olmak.

OŞ: Senin yaşam mottonu çok merak ediyorum. Var mı inandığın bir şeyler?

CG: Ruhsal hayata da bedensel hayata da çok inanıyorum. Çünkü sonsuz... Onu ölüm de bitiremiyor. Bali’de bir mezarlık var; bota binip oraya ulaşabiliyorsunuz, küçücük bir ada. O adanın ortasında bir ağaç var, kocaman gövdeli. Ağacın altında 11 tane ceset yatıyor ve bu cesetler toprağın üzerindeler. Üzerlerini kapatan üç-dört tane bambu var, yüzlerini korusun diye. İnsanlar oraya geliyorlar, yemeklerini, içkilerini, sigaralarını, sevdiklerini getiriyorlar, oturuyorlar, sohbet ediyorlar, müzik dinliyorlar, müzik yapıyorlar... O kadar güzel ki; çünkü her şey tabi. Tabiata ait. Kedi geliyor, cesedin üzerine yatıyor. İguana geliyor, öbür cesedin üzerine yatıyor. Her şey ve herkes tabiatla bir... Ben mezar adı altında toprağın altına sokulmayı da, krematoryumlarda yakılmayı da feci buluyorum. İnsan bedeni rahat bırakılmalı. Bir çocuk doğar, bir bedene misafir olur. O çocuk kimseye ait değildir, ebeveynleri onu bu dünyaya davet etmiştir. İnsanlar bunu kavrasa, dünya çok başka bir yer olur.

 

Röportajın tamamı, XOXO'nun yeni sayısında. Üye olmak için buraya tıklayınız. 

BUNLARI DA OKUYUN

CLAUDIO TOMASI

UNDP Türkiye Direktörü'yle XOXO'nun yeni sayısı için konuştuk.

MELEK PULATKONAK

21. yüzyılda hala kadın istihdamını konuşuyor olmak, insana 'I can't believe we're still protesting this s**t' pankartlarını hatırlatıyor. Yılmadan sözü Melek Pulatkonak'a bırakıyoruz.

ASUDE ALTINTAŞ GÜRAY

Asude Altıntaş Güray, güler yüzlü ve sıcak bir tavırla bizi karşılıyor.

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Nadıa Lee Cohen

NADIA LEE COHEN

XOXO The Mag'in Sonbahar/Kış 2018-2019 kapak konuğuna bakmaktasınız.

Yeni İnsan

YENİ İNSAN

Gündüz Vassaf XOXO The Mag için yazdı.

Dönersen Islık Çal

DÖNERSEN ISLIK ÇAL

Bala Atabek, XOXO The Mag için yazdı.

Jonathan Anderson

JONATHAN ANDERSON

JW Anderson’ın kurucusu ve Loewe’nin Kreatif Direktör’ü Jonathan Anderson’ın yükselişi hız kesmiyor. Erkek kıyafetleriyle başlayıp kadın tasarımlarına varan serüvenin tanığıyız.

Yemek ve şarap eşleşmesi

YEMEK VE ŞARAP EŞLEŞMESİ

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.” Nikos Kazancakis

Yedi Titreşim

YEDİ TİTREŞİM

Gün ortasında da günaydın diyemeyeceğimizi kim söyledi? Kendinizi rahat bırakın.

Bir Küresel Moda Dosyası

BİR KÜRESEL MODA DOSYASI

Küresel moda markalarını mercek altına alıyoruz.

Davıd Mallett

DAVID MALLETT

Maestro’dan sizin için güçlü tüyolar alıyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

Best Frıends: Ece Çeşmioğlu

BEST FRIENDS: ECE ÇEŞMİOĞLU

Ece Çeşmioğlu ve Taner Ölmez'le sohbet ettik. Daha doğrusu onlar etti, biz dinledik.

Server Demirtaş

SERVER DEMİRTAŞ

Mekanik hareketlerle hisleri buluşturuyor.

Erol Tabanca & İdil Tabanca

EROL TABANCA & İDİL TABANCA

OMM'u Kengo Kuma'dan dinledik, şimdi sıra işin kalbi olan ikilide. Biz bu ikilinin sohbetine müdahil olmaktansa şahit olmayı tercih ediyoruz.

EN YENİLER
Walk Don’t Run İle Tanışın

WALK DON’T RUN İLE TANIŞIN

İçeri lütfen, ama koşmadan.

Yürümek İçin 7 Neden

YÜRÜMEK İÇİN 7 NEDEN

Sicilya’ya gidip geleceğiz.

Aceleniz Yok: An’da Kalmanıza Yardımcı 5 Tüyo

ACELENİZ YOK: AN’DA KALMANIZA YARDIMCI 5 TÜYO

Hala an’da değilseniz, size buraya davet ediyoruz.

Sicilya Sokaklarında Kaybolmak İçin 3 Neden

SİCİLYA SOKAKLARINDA KAYBOLMAK İÇİN 3 NEDEN

Koşuşturmayı bırakıp derin bir nefes alıyoruz, Sicilya’dayız.

Server Demirtaş

SERVER DEMİRTAŞ

Mekanik hareketlerle hisleri buluşturuyor.

DAHA FAZLA