EROL TABANCA & İDİL TABANCA

OMM'u Kengo Kuma'dan dinledik, şimdi sıra işin kalbi olan ikilide. Biz bu ikilinin sohbetine müdahil olmaktansa şahit olmayı tercih ediyoruz.

Eskişehir’i bildiğiniz tüm özellikleriyle gözünüzün önüne getirdikten sonra, artık aklınıza bir yer daha geliyor: Odunpazarı Modern Müze. Paylaşmak fikri üzerinden inşa edilen bu yapı, bir ortak aklın da meyvesi. Erol Tabanca ve İdil Tabanca, bu mimarinin temel taşlarını hem manevi minvalde oluşturanlar, hem de fiziki olarak inşa edenler. Kengo Kuma’dan dinlediğimiz OMM’u, bir de bu ikiliden dinlemek, mantığını oturttuğunuzbiryapıtaşına, hevesle atan bir kalbi de
eklemek gibi. Bir baba-kız sohbetindeyiz.

Fotoğraflar: Gökhan Polat – XOXO The Mag İlkbahar/Yaz 2019

Çekim Yeri: Odunpazarı Modern Müze (OMM)

İDİL TABANCA: Çok uzun süredir hayalini kurduğun OMM’da, sonunda karşılıklı oturuyoruz. Ne hissediyorsun?

EROL TABANCA: Büyük gurur... Doğduğum ve büyüdüğüm şehre hizmet edecek bir müzenin oluşumunda bulunmanın onurunu duyuyorum. Ve çok mutluyum, çünkü bunun başında kızım, sen varsın.

İT: Teşekkür ederim... Peki bize bu fikrin nasıl oluştuğundan ve tüm süreçten bahseder misin? Şehrine böyle bir değer katmaya nasıl karar verdin?

ET: Temelde bir müze kurma fikriyle yola çıkmadık. Aslında her şey, mimarlık eğitimi alırken sanata olan ilgim ve sanat eserleri toplama arzumla başladı. Zamanla toplamak, biriktirmek derken bir tutkuya dönüştü. İmkanlarım dahilinde hem galerilerle ilişkilerim, hem müzayedelerle ve sanatçılarla olan bağlantılarımla koleksiyonum günden güne genişledi. Bir süre sonra
fark ettim ki, ofislerin duvarları yetmiyor; bir ‘art depo’ oluşturalım dedik. Bu da, eserlerin kapalı odalar içinde durması sorunsalını yarattı ve “Başka ne yapılabilir?” sorusunu ortaya attık. Bu ilk başta bir müze yapma fikri değil, bunları kamuoyuyla paylaşma ve sergileme fikriydi. Daha sonra Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Yılmaz Büyükerşen’le görüşmem sırasında, Eskişehir’in tarihi bölgesi Odunpazarı’nda bize bir yer vermesi halinde bir müze yapabileceğimizi söyledim. O da çok sıcak karşıladı ve bize Eskişehir’deki, özellikle Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerinin olduğu bu yeri gösterdi. Biz de şimdi olduğumuz yerde yükselen müze projesine başladık. Çok uzun yıllardır meslek hayatındaki pozisyonumuz, işimizi yapma biçimimiz, kısacası ektiğimiz tohumlar karşılığını verdi. Artık kazandıklarımızı verme vaktiydi. Herkesin kendince bir yolu var ama kültüre hizmet eden bir yapıyla gençlere, çocuklara sanatı sevdirmek emelinde bir proje üretme fikrini çok sevdik ve hayata geçirdik. Ki bu da işin başka bir boyutu...

İT: Halen Eskişehir’de okuyan bir genç olsaydın ve böyle bir müze açılmış olsaydı, burayla nasıl bir ilişkin olurdu?

ET: Öncelikle müthiş gurur duyardım. Bunu şimdiki yaşımda, bu müzenin ne anlama geldiğini anlayan
biri olarak söylüyorum; belki o genç halimle anlayamayabilirdim... Ancak şunu özellikle belirtmek istiyorum; bu müze, İstanbul Modern’den sonra Türkiye’de günümüz modern sanat eserlerini en kapsamlı biçimde sergileyen yer. O yüzden gençler için çok büyük bir öğreti alanı. Ve bu müze, Eskişehir’e gelecek misafir sanatçılar için 14 odalı butik oteliyle, restoranıyla ve dükkanlarıyla, aynı zamanda müzenin destekçisi bir kompleks yapıya da dönüştü. Dolayısıyla, genç insanların kafede sanatı seven arkadaşlarıyla vakit geçirmesi, müzedeki her yeni etkinlikle birlikte onun daha da çok parçası olması, sanatla sıkı ilişki kurması adına büyük avantaj ve imkan sağlıyor. Yaşım kaç olursa olsun, ben de böyle bir imkana sahip olsam, eminim çok mutlu olurdum. Sen müze projesini duyduğun zaman ilk ne hissettin?

İT: “İnşallah beni de işe alırlar.” dedim. Ama bu kadar büyük bir proje olacağı aklıma gelmemişti. Vizyonunun da bu kadar büyük olacağını düşünmemiştim. Ne kadar büyük kalpli bir proje olduğunu anlayınca, senin vericiliğin ve yetiştiğin kültüre bir değer katmak adına, büyük gurur duydum.

ET: Yani gönüllü başvurulardan biri seninki olurdu? İT: Kesinlikle...

ET: Peki Eskişehir'de bir üniversite öğrencisi olduğunu düşün. Böyle bir oluşum seni heyecanlandırır mıydı?


İT: Hem de nasıl... Bir kere, çağdaş sanat alanında Anadolu'daki en kapsamlı müzelerden birinin Eskişehir'de, benim şehrimde açılmış olması çok gurur verirdi. Bu sanat camiasının içinde olmak için çok çaba sarf ederdim. Ayrıca bakardım ki, bu kompleksin parçası olan alanda kafe, restoran ve dükkanlarla gelecek sanatçıların bir araya geleceği bir yer var. Bu cazibe merkezinde sanat camiasına yakın olmayı çok arzu ederdim... Biraz da Eskişehir’den bahsedelim, senin Eskişehir’de bir genç olduğun zamanlardan...


ET: Bu konu hakkında uzunca konuşabiliriz çünkü en fanatik olduğum konulardan biri Eskişehirli olmak. Sebebi de herhalde ömrümün en güzel günlerinin Eskişehir’de geçmiş olması... Biz gerçekten, hem çocukluk hem gençlik dönemlerinin şanslı insanlarıyız. Eskişehir, tam bir Anadolu kenti. Çevrede deniz, dağ gibi insanların sosyal ilişkilerini geliştirmesine destek olacak coğrafi unsurlar olmaması sebebiyle, insanların birbirine çok daha yaklaştıkları, dostluk ve arkadaşlığın çok daha önem kazandığı bir bölge. Anadolu’nun her yeri gibi... Eskişehir, çocukluğumdan beri Türkiye’nin en kültürlü kentlerinden biri; hem eğitim, hem kültür, hem spor alanında parmakla gösterilen şehirlerden. Bizim gençliğimiz de burada tutkulu dostluklarla geçti, hala süren dostluklar... En güzel örnek, amcan, benim
de 50 yıllık dostum, 10 yaşımdan beri arkadaşım ve iş ortağım Cem Siyahi. Burada kurduğumuz o köklü bağ ve arkadaşlık, bizi birlikte bu müzeyi kurmaya kadar getirdi. O da parantezinin açılıp anlatılması gereken ayrı bir olay, ayrı bir mutluluk benim için... Gençlikten bahsetmişken, sen projeye dahil olduktan sonra projede çok ciddi bir değişim yaşadık. Özellikle genç nesle dönük çok büyük atılımlar söz konusu oldu. Yurt dışında geçirdiğin yıllar, edindiğin deneyimler, müzeyle nasıl bir paralellik oluşturacak? Tüm bunlar, bu projeyi yönetirken sana nasıl katkı sağlayacak?

İT: Beni bu proje konusunda en çok heyecanlandıran şey, müze dışında kalan avlu alanının gençler için bir buluşma noktası, bir paylaşım alanı haline gelme potansiyeli. Müzede gösterilecek sergiler ve onların yenilikçi, global bakış açılarının yanı sıra, bir de oluşturacağımız eğitim programları, konuşmalar, seminerler var ve beni asıl onlar heyecanlandırıyor. Bu projeye dahil olmadan önce New York’ta çeşitli dergilerde çalışıyordum ve 10 sene içerisinde geniş bir sanat çevresi elde ettim. Şimdi, yanıma kar kalan onca yetenekli insanı buraya taşımak istiyorum. Oradaki kafa yapısını buraya taşımak istiyorum da diyebiliriz... Heyecanlı, yaratıcı, sansürsüz ve açık; birbirleriyle bir şekilde ortaklık kuran o dünyayı küçülterek buraya taşımak niyetindeyim. O yüzden üzerinde çalıştığımız misafirlik programıyla Türk ve global sanatçıları bir araya getirerek, Eskişehir’le tüm dünya arasında bir köprü kurabilecek olma fikri, beni çok heyecanlandırıyor. Onu da sağlayabilmek için, buradaki yapıyı dinamik tutmak, kalıcı koleksiyonumuza kontrast ekleyebilmek için daha genç, teknoloji boyutu daha yüksek, daha geleceğe kayan, insanların sanat hakkındaki kalıplaşmış düşüncelerini daha da kırmaya yönelik eserler ya da sanatçıları getirmek istiyorum. İnsanların ‘high art’ dediği yapıyı kırmak istiyoruz. Bu yapıyı da ancak daha organik insanlarla, daha teknoloji entegrasyonlu eserlerle kırabiliriz. Sadece gençlere değil, çocuklara ve kadınlara yönelik de birçok programımız olacak. Sadece Eskişehir için değil, Türkiye için de çok yenilikçi birkaç proje üzerinde çalışıyoruz. En önemli hayallerimden biri de, Türkiye’de doğmuş ve yurt dışında yetişmiş sanatçıları buraya geri getirmek. ‘Tamam, yurt dışında kendinizi ispatladınız, köklerinize dönüp, kendi topraklarınızda yetişen genç nesle de hizmet etmeniz gerekiyor.’ mesajını vermek istiyorum.

ET: Ben senin çevreci yaklaşımını ve tavrını da çok iyi biliyorum. Aslında bu projenin içine bu konuyu da adapte etmek istiyorsun. Biraz da bunu konuşmak ister misin?

İT: Evet, o konuda da çok fazla girişimimiz var. Sizin, Kengo
Kuma and Associates gibi bir mimarlık ofisiyle çalışmanız da bu konunun temelini attı; Kengo Kuma sürdürülebilir mimaride en önde gelen isimlerden bir tanesi ve burada gördüğünüz ahşaplarda da birçok geri dönüşüm hikayesi mevcut. Onun dışında, gerek OMM'un dükkanında satacağımız eşyalarla, gerek vejetaryen bölümümüzde satacağımız vegan ürünlerle bu kültürü Anadolu'ya taşımak istiyoruz. Farkındalık algısını büyütmek istiyoruz; plastik kullanmamak, yediğimize dikkat etmek ya da yediğimiz şeyler hakkında ciddi görüşlere sahip olmak istiyoruz... Ama bunları insanlara empoze etmeden opsiyonlar halinde sunabilmek emelindeyiz. ‘Burada böyle bir oluşum var, sen de bunu gelip deneyebilirsin.’ demek gibi. Böyle bir oluşumun içine daha yenilikçi tavırları da dahil etmek önemli. Peki, yapılabilecek onca şey arasında neden sanatı seçtin?

ET: Sanat, aslında her türlü sert ilişkiyi yumuşatan bir olgu; sanat-estetik, sanat-tarih bilgisi, sanat-kültür, sanat-gelecek ve her şeyden önce sanat aynı zamanda bir ‘beğeni’. İnsan ömrünün her yaşında yapılabilecek ve izlenebilecek bir unsur. Müzik de bu değerlere sahip, ama biraz da mimar olmamdan ötürü olsa gerek, sanat bana hep daha yakındı. Bahsettiklerimin hepsi, şimdi OMM bünyesinde. Nihayet, estetiğiyle ve sürdürülebilirliğiyle insanlara moral sağlayan bir alanda karşılıklı oturabiliyoruz.

İT: Gençliğinden dem vurduk, seni bu girişime niyetlendiren koleksiyonculuğuna dönelim... Eser seçerken neye dikkat ediyorsun?

ET: Yapımında yoğun emek barındıran eserleri kendime yakın buluyorum. Tabii ki, her sanat eserinin kendine göre bir değeri var; benim önceliğim de onlar. Dikkat ederseniz, koleksiyonda da onlardan çokça var... Önceden fazla bilinçli yapılmayan seçkiler, bir süre sonra sanat camiasından bana destek olan birçok değerli insanın da katkısıyla şekillendi. Bu, doğru koleksiyonun nasıl olması gerektiğiyle de ilgili, koleksiyonun stratejisi öncelikli. Ama yine de dersen ki, his olarak hangi eser, yine söylüyorum, emeği yoğun eserler...

İT: Madem açık konuşuyoruz, o zaman en sevdiğin eseri de artık söylersin...

ET: Öyle bir şey söylemek istemiyorum, çünkü her eserin kendine göre bir güzelliği var; üstelik her sanatçının o eser üzerinde yine, emeği var. O yüzden onların hepsi benim için aynı, ayrım yapamıyorum. Ve bakma, bu müzenin içinde de, bundan beş kat büyük bir müzeyi doldurmaya yetecek kadar eser var. Yani seçmesi öyle kolay değil...

İT: Mimar olmana rağmen, bu binayı yapmak için sürdürülebilir mimarlıkta öncü Japon bir mimarı seçtin, Kengo Kuma. Bunun sebebini öğrenmek istiyorum. Onun Eskişehir’e katacağı değer ne olacak?

ET: Öncellikle bu projeye başlarken senin de söylediğin gibi, kendi mimar grubumuzla bu işi yapalım diye düşündük, hatta bazı eskizlerimiz de oldu; ama sonradan bu ölçekteki bir yatırımın sadece ülkemizde değil dünyada da ses getirmesini hedefimize aldık. Bunun için de kendimize bir örnek bulduk: Bilboa’daki Guggenheim Müzesi. Frank Gehry’nin inşa ettiği bu müze, Bilbao’yu, çok önceden sıradan ve olumsuzluklarıyla tanınan bir şehirken, bir anda turizm alanında öne çıkan bir şehre çevirdi. Müze ziyaretleriyle şehre turist gelmeye başladı. Eskişehir’in de iç turizmde büyük performans gösteren bir potansiyeli var. Şu anda bulunduğumuz Odunpazarı Bölgesi, biraz önce de bahsettiğim gibi Osmanlı sivil mimarisinin en güzel örneklerinden biri. Ayrıca burada Balmumu Heykeller Müzesi ve Cam Müzesi mevcut. Yeni bir Hamam Müzesi de yapılıyor. Burası gitgide, özellikle komşu şehirlerden, hemen hemen her hafta sonu 1500-2000 arası otobüsün geldiği, turizmin çok hareketlendiği bir durak haline dönüşüyor. Biz OMM sayesinde, aslında hem Odunpazarı’nı hem Eskişehir’i hem de Türkiye'yi dünyaya tanıtmak istiyoruz. Bunun
için de Kengo Kuma and Associates’in müze konusundaki deneyiminin ve tanınırlığının projeye itici bir güç oluşturacağını düşündük. Kengo Kuma ve proje partneri Yuki Ikeguchi'nin tasarımlarından ilk eskizler önümüze geldiğinde aşık olduk... Çok basit bir hareketle olağanüstü bir tasarım geliştirdi. Odunpazarı’nın adını aldığı gerçek odun pazarından esinlendi. Sanki odunlar üst üste istiflenmiş gibi bir tasarım yarattı... Biliyorsun işte... Ve son bir soruyla konuyu toparlayalım istersen. Nasipse OMM, Eylül ayında açılacak. Müzenin açılış sergisi ve programıyla ilgili kısa bir bilgi verebilir misin?

İT: Açılışı, senin çok uzun süredir emek harcadığın kalıcı koleksiyonumuz yapacak. Haldun Dostoğlu tarafından yorumlanacak bir koleksiyon. Onun dışında, Japon sanatçı Chikuunsai IV Tanabe konuğumuz olacak. O da bambu çubuklardan hortum şeklinde enteresan bir enstalasyon yapacak. Sürpriz birkaç çalışmamız daha var. Onları da ziyarete gelince görürler artık...

Çekimimizin devamı XOXO'nun İlkbahar/Yaz 2019 sayısında. Üye olmak isterseniz buraya tıklayabilirsiniz.

BUNLARI DA OKUYUN

DANIEL LIBESKIND

71 yaşındaki mimarla, New York'taki ofisinde buluştuk.

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

KENGO KUMA

Odunpazarı Modern Müze'nin mimarlık ekibinden Kengo Kuma'yla hem OMM'u, hem de imzasını attığı tüm işlerini konuşuyoruz.

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Yeni İnsan

YENİ İNSAN

Gündüz Vassaf XOXO The Mag için yazdı.

Şehirlerin Şarjı Bitmez

ŞEHİRLERİN ŞARJI BİTMEZ

Güne hazırsınız, otomobiliniz de öyle.

Sosyal İzolasyonda Skın-Fastıng

SOSYAL İZOLASYONDA SKIN-FASTING

Cilt bakımı rutininizi durdurduysanız, tekrar düşünün.

Değişik Bir Gün

DEĞİŞİK BİR GÜN

Başlıyoruz.

Az Kaldı

AZ KALDI

Otomobile atlayıp şehri yaşamaya.

Rebırth

REBIRTH

Adı üstünde işte, yeniden doğuyoruz.

Şükrü Özyıldız

ŞÜKRÜ ÖZYILDIZ

Şapkasını kapının dışında bıraktı. İçeri girdi, elimizi sıktı, karşımıza oturdu; arkadaşımız oldu.

Best Frıends: Ece Çeşmioğlu

BEST FRIENDS: ECE ÇEŞMİOĞLU

Ece Çeşmioğlu ve Taner Ölmez'le sohbet ettik. Daha doğrusu onlar etti, biz dinledik.

Evdeki Saat

EVDEKİ SAAT

Grubun beyni ve şimdilik tek üyesi Eren Bagi’yleydik.

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

Lyn Weıscz

LYN WEISCZ

Lynskiii, telefonun öbür ucunda.

A’dan Z’ye Moda Haftası

A’DAN Z’YE MODA HAFTASI

Moda haftasının hengamesi ve bütün yaşananları alfabedeki harflerin öncülüğünde inceliyoruz.

EN YENİLER
Beğeni Üzerine

BEĞENİ ÜZERİNE

Ali Akay, XOXO The Mag için yazdı.

Zızı Donohoe

ZIZI DONOHOE

Zizi Donohoe ile güzellik üzerine biraz laflıyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

Bir Küresel Moda Dosyası

BİR KÜRESEL MODA DOSYASI

Küresel moda markalarını mercek altına alıyoruz.

Jonathan Anderson

JONATHAN ANDERSON

JW Anderson’ın kurucusu ve Loewe’nin Kreatif Direktör’ü Jonathan Anderson’ın yükselişi hız kesmiyor. Erkek kıyafetleriyle başlayıp kadın tasarımlarına varan serüvenin tanığıyız.

Dönersen Islık Çal

DÖNERSEN ISLIK ÇAL

Bala Atabek, XOXO The Mag için yazdı.

DAHA FAZLA