MAKSİMUM 8 KG.

XOXO the Mag'in 77. sayısında çantaları onları tasarlayan kişilerle konuşuyoruz.

Bedenin ihtiyacına yönelik ve fakat ona sonradan dahil edilen bir uzuv var. Evet, ve ona uzuv demekte hiçbir sakınca yok. Omuzda, belde, elde, boyunda, sırtta, dirsekte, göğüs kafesinde konumlanıyor. Hatta zaman zaman üst bacak bölgesinde. Seçim bedeninizin. Ergonomik olması önemli. Yer kaplamaması. Ağır olmaması. E, bir de şık olursa, ne ala. Seçim zihninizin. Hangi materyalden oluşmalı, rengi ne olmalı, üretim yönteminde yüzünü sürdürülebilirlik akımına mı dönmeli, tekniğinde doğadan mı beslenmeli? Seçim bakış açınızın. Gölgenizden sonra sizi gün boyu yalnız bırakmayan bir şey daha varsa, muhtemelen o. Kafanız karışmasın, bu sayfalarda sadece çantalardan bahsediyoruz. Sadece, çantalardan.

 

Fotoğraf: Gökhan Polat Bike Bayer/324 New York

324 NEW YORK

Markayı kurma hikayen evinde temizlik yaptığın sırada ortaya çıkmış...

Evet! Küçük bir alanda yaşayınca sürekli ortalığı toplamak, eskileri ayırıp yenilere yer açmak gerekiyor. Yine böyle bir temizlik sırasında, seneler boyunca birçok çanta biriktirdiğimi ve aslında bunların birkaç tanesi dışında çoğunun artık bana cazip gelmediğini fark ettim. Trendlere değil de, kişiye ve seneler boyunca değişen zevklere adapte olabilecek bir çanta markası oluşturma fikri de bu şekilde doğdu.

Tasarımlarının özgünlüğünü korumak için nasıl bir yol izliyorsun? Ya da aslında o özgünlüğü kullanıcısı mı çantaya veriyor?

Tasarımların hepsinin çıkış noktasında sorduğum soru aynı: “Klasik bir silüeti nasıl yeniden yorumlayıp, daha genç ve özgün bir hale getirebilirim?” Markanın DNA’sı da bu aslında; genç ve fonksiyonel klasikler. Geriye kalan yaratıcılık, çantaların sahiplerinden geliyor. Her çantaya farklı bir karakter yükleyen şey, söylediğiniz gibi, kullanıcının kişisel stili.

Sen kendi tasarımlarını nasıl
kişiselleştiriyorsun? En azından birinci elden bir tüyo almış oluruz...

Bu aralar favorim, yeni koleksiyondan Marcel modeli. Gündüzleri bel çantası olarak ceketimin üzerine takıyorum, saatler geceyi gösterdiğinde de kemeri ceketin üzerinde bırakıp çantamı clutch gibi elime alıyorum.

New York ve İstanbul’daki tüketici kitlesini ele alalım ve bize bu ikisinin ilişkisiyle ilgili bir değerlendirme yapmanı isteyelim.

New York’taki tüketici, çevrimiçi alışverişe daha açık; Türk tüketiciyse, alacağı ürünü mağazada görmeyi, eline alıp,
ona dokunmayı arzuluyor, daha somut bir deneyim peşinde. New York, genç tasarımcılara ve yeni nesil markalara karşı daha açık görüşlü, Türkiye bildiğinden şaşmamayı tercih ediyor...

Unutmadan, 324 neyin sembolü?

Bu markayı kurmanın kesin kararını New York’da bir gece 03:24’de alınca ismi de 324 New York oldu.

Fotoğraf: Gökhan Polat Sevgi Acar, Tuğçe Özocak/Baa

BAÂ

İlk soruya son soru gibi başlayalım: Markada son söz kimin?

O son söz, son söz olana kadar birçok aşamadan geçiyor aslında. Son söz tüm ekibin, hepimizin ruhu ve fikrini dile getiriyor. Aile işimizde olduğu gibi yönetim kurulumuzda yapılan oylama sonucu ne şekilde, nasıl bir yöntemle devam edeceğimizi belirliyoruz.

Zaman zaman birbirinize kendi pozisyonlarınız hakkında tavsiye verdiğiniz oluyor mu?

Kesinlikle... Böyle olması da bizi daha çok besliyor. Küçük bir ekip olduğumuz için bu alışveriş bizim için çok değerli.

Hanginiz eleştirileri daha soğukkanlı bir halde karşılıyor?

Galiba Sevgi...

İdeal çanta için ergonomi mi yoksa imaj mı önemli?

Ürünlerimizin her iki koşulu da yerine getirebilmesine odaklanıyoruz, yani her ikisi de. Tasarım olarak muhteşem görünen ama ergonomik olmayan bir modeli diskalifiye ediyoruz.

Evden çantasız çıktığınız oluyor mu?

Biraz tezat gelebilir ama çantasız dolaşmaya bayılıyoruz. Her gün pijamayla, makyajsız gezmek gibi bir şey... Sabah yürüyüşleri ve market alışverişlerine giderken, ceplerimiz alternatif çantalara dönüşebiliyor...

Fotoğraf: Gökhan Polat İpek Kocatepe/Bago

BAGO

Kendi işinin sahibi olmak, her zaman istediğin şey miydi?

Evet. Kurumsal hayatta yaratıcılığımın kısıtlandığını hissediyordum, yine de o alanda edindiğim tecrübeler olmasaydı kendi markamı kurmam pek de mümkün olmazdı...

Koleksiyonlarında baskın bir deniz kültürü teması mevcut. Bu durum kış sezonlarındaki satış grafiğini etkiliyor mu?

Kış koleksiyonlarımıza daha sakin pastel tonları hakim. Ama kullandığımız ham maddeler itibarıyla kendimizi daha çok bir yaz markası olarak nitelendiriyoruz.

Tasarım yaparken materyal mi öncelikli?

Kullandığımız materyaller çok özel olduğundan dolayı öncelikle bir arayışa girmek mecburiyetinde kalıyorum. Sadece doğal ham maddelerle çalıştığımız için belli bir kalite üzerinde olmalılar ki, kullanışlı ve kaliteli çantalar elde edebilelim.

Geçtiğimiz birkaç yıl içinde tasarımcı ve sanatçı iş birlikleri yükselişe geçti. Bir iş birliği yapacak olsan bu sanatın hangi kolu ve kim olurdu?

‘Murano’ cam sanatıyla iş birliği içinde olabileceğim bir koleksiyon sunmayı çok isterdim.

Kıyafet tasarlamaktan yola çıkarsak aksesuar tasarımı dünyasının daha zorlu ya da limitli bir dünya olduğunu düşünüyor musun?

Aslında tam tersi, hazır giyim sektörünün ucu daha açık... Aksesuar tasarımı dünyasıysa daha zengin ve limitsiz...

Fotoğraf: Gökhan Polat Efsun Güneşli, Kutlay Sındırgı/ Catto&Catto

CATTO & CATTO

Meraktayız, bu ikili nasıl bir araya geldi?

Aslında biz bile hatırlamıyoruz, her zaman birlikteydik gibi geliyor. Güzel Sanatlar Lisesi’nde birlikte resim ve heykel okuduk. 14 yaşından beri çok iyi anlaşıyoruz.

Catto Catto'nun ardında nasıl bir filolojik hikaye var?

Çok uzun yıllardır oyuncak tasarımları ve oyunlarla ilgiliyiz. Dünyanın en oyuncu hayvanı olan kedinin karakteri üzerinden yola çıktık. Bizim kadınlarımız da kendini sever, kendine gülebillir, hayatın hep olumlu tarafıyla ilgilenir. Catto Catto ismi de buradan geliyor. Bu kriterlere uyan herkes bizim gözümüzde bir 'catto', yani kedi.

Tasarımlarınız dinamik ve eğlenceli bir görüntüye sahip. Karakter olarak siz de böyle misiniz?

Biz hiç üzerimize vazife olmayan konularda bile fikir üreten, reklamcılığın damarlarının en ince köşesine yerleştiği iki tasarımcıyız. Yeni bir bilgilendirmeyle heyecanlanıyoruz. Sıkıcı şeylerden hiç hoşlanmıyoruz. Bizi seven kadınların ortak özellikleri de böyle, hepsi hayat dolu.

Markanızın bir de çizim hizmeti var. Süreç nasıl işliyor?

Markamızın özü hayattan keyif almak olduğu için müşterilerimizin kendi çantalarını tasarlarken duyduğu heyecan, en büyük motivasyonlarımızdan biri. Kişiselleştirme, müşterilerimize tamamen farklılaşma imkanı sağlıyor. Bu çok eğlenceli bir şey ve onların da bizim kadar eğlenmelerini istiyoruz. Türkiye’de tamamen müşterilerine özel kişiselleştirme hizmeti veren ilk ve tek çanta markası olmaktan gurur duyuyoruz.

Ömrünüzün sonuna kadar kullanacağınız bir çanta tasarladığınızı düşünelim. Üzerinde nasıl bir illüstrasyon var?

Ömrümüzün sonuna kadar aynı çantayı kullanmak çok sıkıcı olmaz mıydı?

Fotoğraf: Gökhan Polat Serra Türker/Misela

MISELA

ABD’de eğitim aldığın dönemde Misela aklının bir köşesinde duruyor muydu?

Bir marka kuracağım düşüncesi aslında küçük yaştan beri aklımın köşesindeydi. Sadece tam olarak ne tür bir marka olacağını bilmiyordum. Moda tasarıma yöneleceğimi düşünmüştüm, ama sonra hiç aklımda olmayan bir şekilde çantalara yöneldim.

Çantaların numuneleri ilk olarak annenin kontrolünden geçiyormuş, doğru mu?

Etrafımdaki kadınların fikirleri benim için önemli, o nedenle ekibim küçükken sadece annem ve kız kardeşlerimin fikrini alıyordum, şimdi ekibim de bu kontrolün parçası...

Peki çalışma sürecinde başka ritüellerin de var mı?

Yeni koleksiyon sürecinde, özellikle yeni renkler seçerken ve yeni desenler üzerinde çalışırken, birkaç gün ofise kapanmayı seviyorum. O süreç dışında her gün bir şeyler toparlıyor oluyorum ve elimdekiler iyiden iyiye biriktikten sonra tasarıma geçiyorum.

Çanta ve aksesuar tasarımı bazı limitleri de beraberinde getiren bir alan. Özgün ve yenilikçi tasarımlar yapmak için en çok neye ihtiyaç duyuyorsun?

Renkler ve desenler olduğu sürece kendimi yeterince özgür hissediyorum. Bunlar benim güçlü noktalarım.

Misela’yı Serra’nın sözcükleriyle tanımamız mümkün. Peki Misela, Serra için neler düşünüyor?

Serra’nın içinde sonsuz bir yaratma aşkı ve çalışma gücü olduğunu düşünüyor olabilir...

Fotoğraf: Gökhan Polat Dilan Bozdağ/Rara Atelier

RARA ATELIER

Neden Rara?

Latince kökenli, anlamı ender. Latinler adlandırılmamış olan şeylere ‘rara avis’ (ender bulunan kuş) derlermiş. Fonetiği ve enerjisi güzel geldi... Logomuz da kuş şeklinde oldu, iki ters r harfinin birleşimi. Ra da Mısır mitolojisinden. Nepal’in en büyük nehri Rara, onu da oradayken öğrendim. Her yerde karşıma çıkıyor.

Yaşını hesaba kattığımızda milenyallerle aranda daha kolay bağ kurduğunu ve bunun da ‘talep edilebilirliğine’ hizmet ettiğini söyleyebilir miyiz?

Teşvikiye’deki mağazamızda kitlemizi birebir inceleme şansımız oluyor. Evet, kendi yaşıtlarımdan oluşan bir müşteri kitlem var, ama 40 yaş ve üstü alıcıların oranı da oldukça yüksek. Onlarla da birebirde hoş sohbetlerimiz oluyor ve kolayca bağ kurabiliyoruz. Önemli olan, birbirine karşı iyi niyetli ve olgun yaklaşabilmek.

Hani olmaz ya, Türkiye’de deri stoğu gitgide azalıyor ve başka bir malzemeye yönelmek durumundasın. Tedarikçini arayıp isteyeceğin o ilk malzeme hangisi?

Derinin yerini tutabilecek, deri görünümlü, kaliteli malzemeler mevcut, tasarımlarıma onlarla hayat verirdim. Eğer yaz sezonu için bir şeyler tasarlayacaksam da, kesinlikle neopren kumaş kullanmayı seçerdim; daha önceki sezonlarımda da yer verdiğim bir materyal...

Kıyafet tasarlamaktan yola çıkarsak aksesuar tasarımının daha zorlu ya da limitli bir dünya olduğunu düşünüyor musun?

Aksesuar tasarlamanın en büyük zorluğu, eğer ki esas materyal deriyse, deri... Kaliteli, az işlenmiş bir deri kullanmak istiyorsanız, iş daha da zorlaşıyor. Organik her parça birbirinden farklı; uygulamalara, dikimlere karşı tepkimede bulunabiliyor. Bir de, deri çok fire veriyor; en düzgün yerlerini kullanmak zorundasınız. Özellikle butik çalışıyorsanız, maliyeti de çok yüksek...

Dijital çağda büyüyen biri olarak tanıtım aşamasında seni zorlayan şeyler oldu mu?

Aslında çok zorlandığımı söyleyemem; bilinmezin verdiği endişe ya da heyecanı yaşamış olabilirim. Markayı kurduğum dönemde, sosyal medyada ‘butik’ iş yapmak yeni yeni canlanmıştı. Ama ben gayet rahat geçirdim o dönemi, markaya destek olan arkadaşlarım da meslektaşlarım da çoktu... Aslında şu an çok daha zor; denizdi, okyanus oldu sosyal medya...

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
2016: XOXO The Mag Röportajları

2016: XOXO THE MAG RÖPORTAJLARI

2016 yılında kimlerle sohbet ettik? Kısaca hatırlayalım;

MBFWI Backstage: Sudi Etuz

MBFWI BACKSTAGE: SUDİ ETUZ

MBFWI üçüncü gününü, Sudi Etuz'la açtı.

Sorumluluk Sevgiye Dahil

SORUMLULUK SEVGİYE DAHİL

Evcil hayvan sahiplenirken aklınızda bulunması gerekenler.

Tennıs Remıx

TENNIS REMIX

Ali, Leyla, Ece, Mehmet ve Fırat'la Lacoste'un Tennis Remix koleksiyonunu keşfediyoruz.

MBFWI Backstage: Özlem Süer

MBFWI BACKSTAGE: ÖZLEM SÜER

Özlem Süer defilesinin sahne arkasından bildiriyoruz.

Yemek ve şarap eşleşmesi

YEMEK VE ŞARAP EŞLEŞMESİ

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.” Nikos Kazancakis

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

Mezar Turizm

MEZAR TURİZM

Bu yolculuk bir müzik yolculuğu değil. Metaforik bir şekilde sona doğru da ilerlemiyor. Hikayeyi, Mezar Turizm’in tek elemanı Kerem’den dinliyoruz.

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

MBFWI Backstage: Brand Who

MBFWI BACKSTAGE: BRAND WHO

MBFW Istanbul'un ikinci gününü kapatan Brand Who'nun sahne arkasındaydık.

Dilara Fındıkoğlu

DİLARA FINDIKOĞLU

Dilara XOXO Ailesi’nden, yıllar öncesinden... Emre, zaten tanıyorsunuz...

Storm Is Comıng

STORM IS COMING

PUMA'nın yeni modeli Storm'un Hasköy İplik Fabrikası'ndaki partisindeydik.

EN YENİLER
Hayata Açık Ol

HAYATA AÇIK OL

Ray-Ban; dürüst, özgür ve anların içinde kendine doğallıkla yer bulanlara sesleniyor: You're On!

Bir Yerel Moda Dosyası

BİR YEREL MODA DOSYASI

İnsanı ve yaşadığı alanı ele alıyoruz. Giydiklerini, kendini çevrelediklerini. Ve sözü Türkiye'den yedi tasarımcıya bırakıyoruz.

Hayvanlarla Daha İyi Bir Dünya

HAYVANLARLA DAHA İYİ BİR DÜNYA

BluTV dizisi Bunu Bi' Düşünün sorumlu hayvan sahipliğini farklı bir gözle anlatıyor. Şimdi bu hikâyeyi yaratıcılarından dinliyoruz.

Kubilay Aka

KUBİLAY AKA

"Hayvanlar; sevgi, vakit ve anlaşılmak ister."

Ayşenil Şamlıoğlu

AYŞENİL ŞAMLIOĞLU

"Sorumlu hayvan sahipliği yüreğinizi bütünüyle ona vermeniz demektir."

Ulaşcan Kutlu

ULAŞCAN KUTLU

"Sevgiyi anlamamış hiçbir insanın hayvan sahibi olmasını istemem."

DAHA FAZLA