EMİN ALPER

Emin Alper bize üç nankör kız kardeşin hikayesini anlatıyor. Sadece bize değil, tüm dünyaya. Ve hikayesi derdini epey iyi anlatıyor.

Üçüncü uzun metraj filmi Kız Kardeşler’de gerek Tepenin Ardı gerekse de Abluka’dan farklı bir türde hikâye anlatan Yönetmen Emin Alper; masalsı bir filme imza atıyor. Taşrada kadın hikâyelerinin az anlatıldığı ülke sinemasında kadını öne çıkaran nadir filmlerden de biri... Bu defa mizah yönü güçlü ama kendi dramını da içinde taşıyan bir film Kız Kardeşler. Küçük yaşta öksüz kalan Reyhan, Nurhan ve Havva’yı anlatan film, kardeşlerin kasabada birilerinin yanına besleme olarak verilmesini konu alıyor. Beslemeliği anlatan Alper bir yandan cinsiyet eşitsizliğine diğer yandan sınıf kavramına değinen bir hikâye anlatırken özellikle başarılı oyunculukların da olduğu bütünlüklü bir iş çıkarıyor.

İlk yayın: 07.10.2019 

Fotoğraflar: Cansu Kızıltaş

 

Daha önceki iki filminizde kadın karakterlere bu kadar yer vermemiştiniz. Şimdiyse Kız kardeşlerde odakta kadınlar var. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Evet, ilk iki filmde bu epey konuşuldu. Hatta bu filmde kadın karakterlerin odakta olmasından dolayı “Acaba bu eleştirilerden dolayı mı bir kadın filmi çekti” yorumları da yapıldı. Aslında Kız Kardeşler’in fikri benim aklımda çok eskiden beri vardı. Zaten kafamda birden fazla proje var ama hangisinin, ne zaman hayata geçirildiği tamamen zamanlama meselesi. Aklımda besleme bir kadın kadının odakta olduğu hikâye anlatma düşüncesinin evveliyatı vardı yani. Gerek Abluka gerekse Tepenin Ardı çok ortak noktaları olan filmlerdi. Ben artık farklı bir şey yapmak istiyordum ve de zaten aklımda hazır olan projeyi raftan indirdim. Tabii yazım aşamasında birçok şey değişti çünkü ilk projemde tek bir kadın besleme karakter vardı. Daha sonra dallanıp budaklanırken o kadın karakterin yanına kız kardeşler eklendiği gibi mesela mekân şehir ya da kasaba olacaktı ama köye kaydı.

Taşra filmlerinde genelde kadın çok geri planda ki bu tümü için geçerli, öte yandan Türkiye koşullarında da bu böyle zaten. Ama filmde hem bu cinsiyet eşitsizliği hem de beslemelikle birlikte bir sınıf perspektifi de ortaya çıkıyor. Bir besleme hikâyesi anlatmak istiyorum dediniz, peki sizin için toplumsal konumu neydi beslemeliğin?

Hem cinsiyet hem de sınıf eşitsizliğinin en kristalleştiği yerdir beslemelik. Bu mesele benim uzun zamandır kafamı kurcalıyordu. Çünkü benim doğup büyüdüğüm topraklarda beslemelik çok yaygındı. Bizler beslemeler ile büyüdük ama tabii o zaman onlara besleme denmezdi, ben bile bu kavramı çok sonradan öğrendim, daha çok abla derdik. O yöre için çok doğal bir uygulamaydı. Bu durum beni küçük yaştan beri rahatsız ediyordu. Çünkü ilkokulda en arka sıraya onlar oturtulur, beslemelerin karneleri hep kötü gelir ama kimse bunu umursamaz. Bir de eve gidip bunun üzerine çocuklarla ilgilenirlerdi. Evin gerçek çocukları ile asla aynı muameleyi görmezlerdi. Ama onların da her zaman bir direnme stratejileri vardı.

Filmdeki gibi…

Aynen, evin hanımıyla rekabet, kardeşler arası çekişme... Hep vardı bunlar. Bir yandan hiyerarşideki en alt tabaka konumlarını kabul ederler diğer yandan hiç beklenmedik bir anda da bir direnme gösterirler. Tabii bir genelleme değil. Çünkü o kadar çok insan var. Benim bizzat tanıdığım insanlar da vardı. Bazıları çok mutsuz olurdu yeni evlerinde ve geri dönmek isterlerdi, bazıları ise hiç geri dönmek istemezlerdi tıpkı bizim filmdeki karakterler gibi. Öte yandan sadece bu eşitsizlik durumu değil, aynı zamanda bunun insan ruhuna ve psikolojisinde yarattığı kırılmalar da önemli. Filmde de bu kırılmaları gözlemlerimle birlikte üç kız kardeşe bölüştürdüm. Küçük olan daha uyumlu, ortanca daha direngen ve kavgacı, en büyükleri de evin hanımı ile kaybedeceği bir rekabet ilişkisine girmiş. 

Kız Kardeşler’in mizahi yönü kuvvetli. Bu mizah yönü bilinçli bir tercih miydi?

Mizah yönü biraz aslında kendiliğinden gelişti ama sonradan bu mizahın faydalarını fark ettim diyebilirim. Çünkü mizahı çıkarırsak film gerçekten çok ağır bir hikâye dönebilirdi. Daha mutsuz ve karamsar bir film olabilirdi. O yüzden bu mizahı fark edince ben de üstüne gittim. Mesela Veysel karakteri benim için trajikomik bir tipleme oldu. Onun varlığı zaten otomatikman bir mizah getirdi. Kız kardeşlerin rekabeti de öyle. Zira ben kız kardeşler hem böyle tatlı bir rekabet hem de bir taraftan dayanışma içinde olsunlar istemiştim. Bu da bir şekilde kendi mizahını doğurdu. Öte yandan elbette bunda oyunculukların da payı var. Çünkü en başından beri yapımcılarla da bunu konuşuyorduk. Filmde sadece mizahi açıdan değil, genel anlamıyla oyunculukların çok iyi olması lazımdı. Çünkü diğer filmlere göre daha çok diyalog var, tek mekân kullanımı çok fazla. Ateş başında, evde geçen 10-15 dakikalık sahnelerimiz var. Burada seyircinin ilgisini ayakta tutan elbette diyaloglar kadar oyunculuk olacaktı.

Kız Kardeşler, evet, diğer iki filmden farklı. Ama Abluka ve Tepenin Ardı filmlerindeki o bilinmeyene dair korku sanki burada da var. Kendinizin de oynadığı bir eşkıya karakteri var, Veysel’in doğayı ürkütücü buluşu ama bir yanıyla da mistik bir çerçeve. Gizem bir şekilde tüm filmlerinizde bulunuyor diyebilir miyiz?

Filmin tırnak içinde bir “şiiri” vardır. Filmdeki iki eşkıya da madenciler de takla atan deli kadının da böyle bir rolü var. Yani bunlar biraz daha filmi kuşatan, filme masalsı bir atmosfer veren öğeler. Bu olayların hepsinin karakterlerle de bir bağlantısı var. Örneğin eşkıyalar, Çoban Veysel'in hayatından çıkan karakterler. O yüzden film boyunca bunları Veysel mi hayal ediyor, yoksa gerçekten mi var tam olarak bilemiyoruz. Ama bu öğeleri Abluka ya da Tepenin Ardı’ndaki gibi bir gerilim unsuru gibi değil daha çok mistik bir havada kullanmak istedim. Çünkü köyün etrafını sarıp sarmalayan doğa filmde birden çok işleve sahip. Doktor Necati karakteri için doğa bir hafta kafasını dinleyeceği, şehirden uzaklaşacak bir yerken Veysel için tam aksine çok tekinsiz bir ortam. Kız kardeşler için bir tuzakken baba için bin yıllardır devam eden bir rutin…

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Gönül Ergenekon

GÖNÜL ERGENEKON

Bilime Bir Doz Anne Şefkati

2016: XOXO The Mag Röportajları

2016: XOXO THE MAG RÖPORTAJLARI

2016 yılında kimlerle sohbet ettik? Kısaca hatırlayalım;

MBFWI Backstage: Sudi Etuz

MBFWI BACKSTAGE: SUDİ ETUZ

MBFWI üçüncü gününü, Sudi Etuz'la açtı.

MBFWI Backstage: DB Berdan

MBFWI BACKSTAGE: DB BERDAN

MBFWI başladı. Biz de hemen sahne arkasına girdik. Deniz Berdan'la başla

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

MBFWI Backstage: Özlem Süer

MBFWI BACKSTAGE: ÖZLEM SÜER

Özlem Süer defilesinin sahne arkasından bildiriyoruz.

A New Earth

A NEW EARTH

Some Men'in Yaz 2019 sayısında, serin bir yol hikayesi anlatmak istedik.

Efı Gousı

EFI GOUSI

Efi'nin koyu-pastel dünyasına bakıyoruz. O anlatıyor, biz inceliyoruz.

TEN KAFESİ

TEN KAFESİ

Taner Ceylan ve Gülsün Karamustafa XOXO The Mag’in ikinci yıl dönümünde konuğumuz olmuştu.

Storm Is Comıng

STORM IS COMING

PUMA'nın yeni modeli Storm'un Hasköy İplik Fabrikası'ndaki partisindeydik.

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

Cıty Portraıts: Budapeşte, Kıev, Prag

CITY PORTRAITS: BUDAPEŞTE, KIEV, PRAG

Budapeşte, Kiev ya da Prag'ta havalar nasıl?

EN YENİLER
Nilay Örnek'in Adres Defteri

NİLAY ÖRNEK'İN ADRES DEFTERİ

Aklından çıkaramadıkları ve rutin haline dönüştürdükleriyle...

İtalyan Savaş Kahramanları

İTALYAN SAVAŞ KAHRAMANLARI

Gündüz Vassaf, XOXO The Mag için yazdı.

Mükemmel Uyum

MÜKEMMEL UYUM

Kusursuz müzik, dengeli ses deneyimi ve LG XBOOM Go arasındaki ilişkiyi tahmin etmeniz çok olası. Bu denkleme bir de Aybüke Pusat'ı dahil ediyoruz, sözü kendisine ve müziğe bırakıyoruz.

Dr. Mark Hyman

DR. MARK HYMAN

"Kaderimizin kurbanı olacağımız düşüncesinden vazgeçmeliyiz. Biyolojimizi değiştirecek güce sahibiz."

Serra Yılmaz

SERRA YILMAZ

Serra Yılmaz birçok şey demek. Ve bunlardan bir tanesi mentor olabilir...

Hayata Açık Ol

HAYATA AÇIK OL

Ray-Ban; dürüst, özgür ve anların içinde kendine doğallıkla yer bulanlara sesleniyor: You're On!

DAHA FAZLA