TIZIANA & PAOLO TERENZI

Bu kez soruları biz sormuyoruz. Tiziana ve Paolo Terenzi birbirleriyle sohbette. Ortaya attığımız sözcüklerden hareketle...

Tiziana ve Paolo Terenzi'nin abla kardeş olduğunu, ikilinin büyükbabalarından devraldıkları mesleği farklı bir yöne kaydırıp niş parfümeride devleştiğini, olfaktif amaçlarının 'eşsizlik' olduğunu belki de biliyorsunuz. Bilmediğiniz kısım, bizim masaya fırlattığımız kelimelerden yola çıkarak birbirlerine sordukları sorular ve verdikleri cevaplar...

Röportaj: Ayşecan İpek
Fotoğraf: Cansu Kızıltaş

BAŞARI

Tiziana Terenzi:
Senin için başarının anlamı nedir sevgili kardeşim?

Paolo Terenzi:
Kendimi başarılı biri gibi hissetmiyorum çünkü çıtamı her seferinde biraz daha yükseltmek istiyorum. Hırslı bir planım var, yaptığım şeyden keyif almak zorundayım. Amacım, klasik anlamda başarılı olmak değil, mesleğimi bir ayrıcalık olarak görüyorum. İşimi ve markamı ileri taşırken biriktirdiğim deneyimler, beni paradan ve ünden daha fazla zenginleştiriyor.

PT:
Sen kendi başarıların hakkında ne düşünüyorsun?

TT:
Cevabın bana babamızı hatırlattı, o da başarıdan ziyade 'değer' kelimesine odaklanan biriydi. Ben de aynı yolu izliyorum fakat şimdi bakınca görüyorum ki zaten tüm başarımızı, sahip olduğumuz değerleri sürdürme gayretimizin bir neticesi olarak elde etmişiz. Dürüstlükle, sevgiyle, ekibimizi ve kendimizi mutlu ederek çalışmak, benim için her şeyden önemli.

SPAGETTI

PT:
Spagetti'yi, bol midyeyle Cattolica usülü pişirmekten bahsetmelisin, sorunu kendin sor, yeter ki cevabın bununla ilgili bir şey olsun...

TT:
Bana göre yemek pişirmek hayattan keyif aldığımın bir kanıtı. Aynı parfümde olduğu gibi yemekte de tarif ne olursa olsun, içine bolca sevgi katman şart. Yemek yaparken onu başka insanlar için pişirdiğimi her zaman kendime hatırlarım. Ailemizin doğup büyüdüğü topraklarda denize bakarak, yerel malzemelerle spagetti pişirmek ve bu leziz tabağı başkalarına sunmak, bana kendimi 'adanmış' hissettiriyor.

TT:
Paolo, spagetti sana da benzer şeyler mi çağrıştırıyor?

PT:
Bana çağrıştırdığı ilk şey, arkadaşlık. Arkadaşlarımla bir araya geldiğimde, iddialı bir poker gecesinde örneğin, oyun sırasında hayatta önem verdiğimiz konuları da paylaşırız: Ergenliğe adım atan çocuklarımız, işimiz, tutkularımız, duygularımız... Bizler de kendimizi çocuk gibi hissettiğimiz ve büyümeyi reddettiğimiz için olacak, bu gecelerin bir yarısında spagetti pişirmeye karar verilir... Aynı arkadaşlığımız gibi, bu yemek de cömertçe paylaşılması gereken bir şeydir. Sanırım bu geleneğin ve bakış açısının İtalyan olmakla ilgisi var, ben de son hücreme kadar gerçek bir İtalyan'ım.

SEKS

TT:
Kelimenin anlamını bana hatırlatman gerekecek, çünkü unutmuş olabilirim...

PT:
O halde ilk soru benden gelsin. Hayatta aşkı ve seksi deneyimlemek konusunda neler düşünüyorsun?

TT:
Kiminle, hangi koşulda yaşanırsa yaşansın, seks ve aşk arasında
mutlak bir bağ olduğunu düşünüyorum. İnsanların farklı tercihlerine bu kadar açık görüşlülükle yaklaşabilmem de bence bu sebepten... Aşkı ve seksi birbirinden ayıramıyorum.

PT:
Böyle düşünüyorsun çünkü evlendiğin adam çocukluk aşkın...

TT:
Evet, tam bir delilik! Kocam ve ben birbirimizden çok farklıyız ama yine de ilişkimizde kendimiz olmakta hep özgürüz. Evet, farklı insanlarla seksi çok kısa bir süre deneyimlemiş olabilirim, hayatımın erkeğini genç yaşta seçerek bu süreyi kendim kısalttım.

TT:
Peki ya sen, benim tatlı kardeşim, seks hakkındaki iştahından bahsetmek ister misin bizlere?

PT:
Ben bu konuda senin tam zıttınım. Bu paragrafta yazdığınız her şeyi önce avukatıma gösterin lütfen, çünkü tehlikeli sularda yüzüyoruz. Bana göre seks, hayatın en önemli bölümlerinden biri. Seksin kendisinden ziyade baştan çıkarmak ve baştan çıkarılmakla ilgileniyorum aslında. Çok çabuk aşık olurum ve insanlarla sürekli flört ederim. Sekse bir gym egzersizi gibi değil, bir oyun gibi bakarım. Karım da beni bu şekilde kabulleniyor, çünkü ona sadık olduğumu biliyor; seyahatte olduğum dönemlerde, kendimi diyette kabul ediyorum. 50 yaşında bir adam olarak sekse daha sofistike bir yerden bakıyor olabilirim, karanlık uçlarında dolaşırken bile gerçek ve katkısız olmasını bekliyorum, naif olmalı, içten gelmeli. Mesela bugün İstanbul'da güzel bir tekneyle Boğaz'da olmamız da bana son derece seksi geliyor. Seks, hayatın ham maddesi. Eğer yaşıyorsak, hayattaysak, tüm malzemeleri eşit olarak kullanmalıyız değil mi?

HAM MADDE

PT:
Parfümlerimizde sadece ve sadece doğal ham madde kullanmakta inat ederek servetimizi hızla tüketmemiz konusunda neler düşünüyorsun?

TT:
Bu durumu yönetmenin ne kadar zor olduğunu çok az kişi tahmin edebilir. Bizi diğer parfümörlerden ayıran, çok net bir çizgi bu. Büyükbabamızın kurallarını bugün hala uygulamaya devam ediyoruz, onun reçetelerine sadığız. Eğer niş parfümerinin bir parçasıysan nadide ve doğal ham maddeler dışında bir malzeme kullanamazsın. Niş, bu ayrıcalığı gerektiriyor. Güzel bir şişe ve pahalı bir kutu yeterli değil. Doğal ham madde, kaprisli. Ama biz, neye hangi bölgeden ulaşabileceğimizi artık iyi biliyoruz. Özel bir ham maddeyle özel bir parfüm yaratmanın sırrını da... İçeriğe su eklemek istemiyoruz çünkü bu kadar değerli malzemeleri suyla incelterek ziyan edemezsiniz. Kaldı ki uzun süre bekleyen bir parfüm şişesinin içinde suyun olması sağlıklı da değil. Müşterilerimize daha azını vermekle yetinemeyiz, çünkü böyle bir cimrilik ve sahtecilik, değerlerimize aykırı.

TT:
Paolo, doğal ham maddeler konusunda senin de ne kadar tutkulu olduğunu biliyorum, ailemizden miras kalan koku kütüphanesini kullanıyor olmamız sence de müthiş bir şans değil mi?

PT:
Doğal ham madde kullanımı, bizim ve markamızın DNA'sında var, evet. Bence niş artık yok, niş öldü. Bizim gibi bağımsız parfüm evlerinin en büyük görevi çıtayı biraz daha yükseltmek ve benzersiz olmak, benzersiz kokmak isteyen insanlara özel bir deneyim sunmak. Parfümde biriciklik, hiç kuşkusuz ham maddeden başlıyor. Doğanın sunduğu hiçbir malzeme, bir öncekiyle aynı değil. Büyükbabamız parfümör değildi, mum yapıyordu. Ancak yarattığı koku kütüphanesi, bir parfümör için müthiş doyurucu ve ilham verici bir alan. Aslında onun da bize, kendi benzersiz deneyimini cömertçe sunduğunu söyleyebiliriz. Bahsettiğim kütüphane, 50'lerde ve 60'larda yaratılan akorlarla, notalarla, esanslarla dolu, ahşap bir yapı... Dolayısıyla her şey doğal, ne de olsa o yıllarda başka türlüsü mümkün değildi. Abu Dhabi'de yaşayan çok zengin bir aile, kütüphanedeki bazı özleri ve yağları satın almak istedi. Onu reddettikten hemen sonra senede sadece birkaç şişe ürettiğimiz Assoluto koleksiyonuyla bu değerli özleri seçkin müşterilerimizle paylaşmaya karar verdik. Doğal ham madde kullanımında bu kadar ısrarcı olmamızın bir sebebi de Doğa Ana'ya olan saygımız, eğer doğanın size sunduğu bir malzemeyi topluyorsanız siz de onu onurlandırmak zorundasınız.

 

KARDEŞLİK/ORTAKLIK

PT:
İşte şimdi savaşmaya başlayacağımız bölüm geldi.

TT:
Kardeşim, beni ne kadar seviyorsun?

PT:
Seni tüm kalbimle seviyorum. Ama...

TT:
Böyle büyük cümlelerin ardından hep bir ''ama'' gelir zaten...

PT:
Bundan birkaç hafta önce önemli bir finans yayınında, İtalya'da jenerasyondan jenerasyona geçen 25 önemli şirketten biri seçilerek onurlandırıldık. İkimiz Terenzi ailesinin üçüncü jenerasyonuyuz. Canlı yayında bize birlikte çalışmanın sırrı nedir diye sordular. Ben de onlara bunun bir sır olmadığını, her gün deli gibi kavga ettiğimizi söyledim. Kardeşime sonuna kadar güveniyorum, çünkü aynı kanı taşıyoruz. Birbirimizden siyah ve beyaz kadar farklıyız, tavrımız, hassasiyetlerimiz bambaşka. Ama hoşuma gitmeyen bir şey söylediğinde, bana karşı çıktığında bunu yine benim iyiliğimi düşünerek yaptığını biliyorum. Bu işte iki kafa, iki kalp ve iki ruh olarak varız, eğer bir konuda ortak karara varamıyorsak onu uygulamaya almıyoruz. Bu da net bir Terenzi kuralı.

PT:
Peki sen benim gibi mükemmel, tatlı, seksi, akıllı bir adamın kardeşi olduğun için mutlu musun? Beni seviyor musun?

TT:

Senden beş yaş büyüğüm, itiraf edeyim ki sen hayatıma girene kadar her şey gayet sakin ve yolunda gidiyordu. Annem doğduktan hemen sonra, kardeşimi bana gösterip sormuştu: ''Titi, ona Marco mu demek istersin yoksa Paolo mu?'' ''Ona Paolo diyelim ve başka birine verelim!'' demiştim ben de. Şimdi bu adama baktığımda onunla gurur duyuyorum, benim Superman'im. Müthiş yaratıcı, işine aşık, sahip olduğu tüm enerjiyi hayalimizdeki aileyi ve markayı büyütmeye harcıyor. On senedir birlikte çalışıyoruz, bu yılların bir kısmında babamız da bizimleydi. Üçlü olarak müthiş bir dengemiz vardı, birimiz daha teknik, birimiz daha yaratıcı, birimiz daha idareciydik. Babamdan sonra Paolo'yla kendi dengemizi bulmak, ortaklığımızı yeniden yaratmak zorunda kaldık. Babamın varlığının ne kadar önemli bir bariyer olduğunu o zaman fark ettik. O bir karar verdiğinde karşı çıkmak gibi bir şansımız yoktu, oysa şimdi her farklı görüşü değerlendiriyoruz.

PT:
Babamın ismini şirketimize vermemizin sebebi de bu. Onun ismini taşıyan bir marka, en iyisini yapmak zorunda. Terenzi Verino ismi, hem ikimiz hem de iş yaptığımız insanlar için en büyük garanti... Daha iyisini yapmaya çabalayacağımızın sözü aslında...

GERÇEK

PT:
Gerçekle nasıl başa çıkıyorsun?

TT:
Dürüstlüğün koşulsuz ve şartsız hayatımda olmasını isteyerek... Gerçek, benim kaçtığım değil, ulaşmak istediğim bir şey. Tabii ki herkesin hayatı için çizdiği bir harita olabilir, benim gerçekliğim bana ait olandır. Başka birinin gitmemi istediği yol değil... Gerçek olanı korumaya çalıştığım için, kimi zaman kibarlıktan ödün vermem gerekiyor, ama buna razıyım.

TT:
Senin gerçekle kurduğun ilişki nasıl? Onu vizyonunun bir parçası olarak görüyor musun?

PT:
Benim gerçekle kurduğum ilişki çok basit bir temele dayanıyor, yalnızca ona odaklanıyorum. Gerçeği karşımdakine gülümseyerek söylüyorum ama bu gerçeği değiştirmiyor. Eğer beni anlamamazlıktan gelen birine denk düştüysem gülümseyerek ısrar ediyorum. Bir şeyleri ima etmekle, gizli mesajlar yollamakla uğraşamayacak kadar meşgul ve yaşlıyım. Bu yaşıma gelene kadar büyük bir ''hatalar koleksiyonu'' da oluşturdum ama bir tanesinden bile pişmanlık duymuyorum, çünkü hepsi gerçekti.

URSA/PORPORA

TT:
Neden Ursa'ya bu kadar düşkünsün?

PT:
Nasıl olmayayım ki? Ursa'yı ne zaman sürsem herkes etrafıma üşüşüyor, tüm kadınlar beni öpmek istiyor, tüm erkekler ise ben olmak... İş yaptığım insanlar üstünde bile manyetik bir etkisi var. Onu sürdüğüm hiçbir toplantıdan elim boş çıkmadım, kartımı verdiğim herkes beni geri aradı. Şaka bir yana Ursa, vetiver ve oud arasında muazzam bir denge yaratıyor. Toprakla su arasında kalmak, havadar bir yeşillikte gezinmek gibi... Agarwood'un derinliğiyle vetiverden gelen tuzlu rüzgar birbirine çok yakışıyor. Herkesin kendine ait bir ten kokusu var, Ursa benimkiyle çok uyumlu. Bana kendimi seksi ve özgüvenli hissettiriyor, bir parfümün yapması gereken tam da bu zaten...

TT:
Ursa konusunda neredeyse batıl inançlısın. Ne zaman önemli bir olay olsa, hep onu sürüyorsun. Peki senden geriye kalan parfümün Ursa olmasını mı isterdin?

PT:
Bugün bir anda yok olsam, benden geriye kalan ikon parfüm olarak Ecstasy'i seçerdim. Porpora'yı ise ailemizdeki kadınlara benzetiyorum, sen?

TT:
Porpora, babaannemin ta kendisi. Klasik ama isyankar, zamana başkaldıran bir modernliği var. Parlak, balzamik, acımtırak, baharatlı bir karışım... İhtişamlı bir opera gibi, size hitap etmeyebilir ama yine de varlığını inkar edemezsiniz. Güle bambaşka bir yerden yaklaşıyor Porpora ama kocaman bir kalbi olduğunu da gizlemiyor, o kadar cömert bir koku ki. Kırmızı şişesini biraz da bu yüzden seçtik. Kırmızının gücü de aynı Porpora gibi, tartışmaya açık bir konu değil.

PT:
Dedemin en çok oynadığı malzemelerden biriydi gül.

TT:
Tabii bunda İkinci Dünya Savaşı'nın da etkisi var. Babaanneme hep güllü parfümler hazırlarmış. Belki de bir odaya girdiğinde her zaman fark edilen bir kadın olduğu için, aynı kırmızı güller ve Porpora gibi...

ATEŞ

PT:
Ateşin herkes için farklı bir anlamı ve yansıması var, senin için ne ifade ediyor?

TT:
Ateş, perspektifimi değiştirip duygularıma odaklandığım dakikayı hatırlatıyor bana. Ateş, insanı kendiyle buluşturan bir şey... Eğer bir yerde ateş yanıyorsa, bu bir mumun üstünde minik bir alev bile olsa, bir mola verip kendimize döner ve sonra da karşımızdaki insanı dinleriz. Onu, gerçekten duymak için dinleriz. Ateşin markamız için sembolik anlamı da var ama ben yine aile üzerinden gideceğim. Hemen hemen her kültürde aileler ateşin etrafında toplanır, paylaştığın, kaynaştığın dakikadır. Tiziana Terenzi parfümleri, ateşin yaptığı gibi, insanı duygularıyla buluşturmak için var. Duygularınla buluşmadan başka insanlarla da buluşamazsın.

PT:
Bunun üzerine hiçbir şey söyleyemem, sadece birlikte çalıştığımız için ne kadar şanslı olduğumu tekrar edebilirim.

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Nadıa Lee Cohen

NADIA LEE COHEN

XOXO The Mag'in Sonbahar/Kış 2018-2019 kapak konuğuna bakmaktasınız.

Yeni İnsan

YENİ İNSAN

Gündüz Vassaf XOXO The Mag için yazdı.

Dönersen Islık Çal

DÖNERSEN ISLIK ÇAL

Bala Atabek, XOXO The Mag için yazdı.

Jonathan Anderson

JONATHAN ANDERSON

JW Anderson’ın kurucusu ve Loewe’nin Kreatif Direktör’ü Jonathan Anderson’ın yükselişi hız kesmiyor. Erkek kıyafetleriyle başlayıp kadın tasarımlarına varan serüvenin tanığıyız.

Yemek ve şarap eşleşmesi

YEMEK VE ŞARAP EŞLEŞMESİ

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.” Nikos Kazancakis

Yedi Titreşim

YEDİ TİTREŞİM

Gün ortasında da günaydın diyemeyeceğimizi kim söyledi? Kendinizi rahat bırakın.

Davıd Mallett

DAVID MALLETT

Maestro’dan sizin için güçlü tüyolar alıyoruz.

Bir Küresel Moda Dosyası

BİR KÜRESEL MODA DOSYASI

Küresel moda markalarını mercek altına alıyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

Best Frıends: Ece Çeşmioğlu

BEST FRIENDS: ECE ÇEŞMİOĞLU

Ece Çeşmioğlu ve Taner Ölmez'le sohbet ettik. Daha doğrusu onlar etti, biz dinledik.

Server Demirtaş

SERVER DEMİRTAŞ

Mekanik hareketlerle hisleri buluşturuyor.

Erol Tabanca & İdil Tabanca

EROL TABANCA & İDİL TABANCA

OMM'u Kengo Kuma'dan dinledik, şimdi sıra işin kalbi olan ikilide. Biz bu ikilinin sohbetine müdahil olmaktansa şahit olmayı tercih ediyoruz.

EN YENİLER
Walk Don’t Run İle Tanışın

WALK DON’T RUN İLE TANIŞIN

İçeri lütfen, ama koşmadan.

Yürümek İçin 7 Neden

YÜRÜMEK İÇİN 7 NEDEN

Sicilya’ya gidip geleceğiz.

Aceleniz Yok: An’da Kalmanıza Yardımcı 5 Tüyo

ACELENİZ YOK: AN’DA KALMANIZA YARDIMCI 5 TÜYO

Hala an’da değilseniz, size buraya davet ediyoruz.

Sicilya Sokaklarında Kaybolmak İçin 3 Neden

SİCİLYA SOKAKLARINDA KAYBOLMAK İÇİN 3 NEDEN

Koşuşturmayı bırakıp derin bir nefes alıyoruz, Sicilya’dayız.

Server Demirtaş

SERVER DEMİRTAŞ

Mekanik hareketlerle hisleri buluşturuyor.

DAHA FAZLA