KERİMCAN GÜLERYÜZ

Bir galeri sahibi olmak, aslında ticaretle sanatın arasına bellir belirsiz ama epey keskin bir çizgi koymayı gerektiriyor. Tabii bir de bazı şeyleri zamana bırakmayı...

Kerimcan Güleryüz kuvvetli aile mirasını, kendi olmayı başararak taşıyor. Zihninde inanılmaz bir hareketlilik varken, yüzüne parlak bir dinginlik yansıyor. Kendisiyle konuştukça bunun bir tür çelişki değil, ruhen ve zihinsel olarak varılan yerle ilgili olduğu anlaşılıyor. Ama belli ki içinde sanatın, sanatçıların, fotoğrafın, fotoğrafçıların ve büyük bir ailenin olduğu bu yolculuk bütün heyecanıyla devam ediyor. Epeyce zamandır...

 

Röportaj: Bahar Turkay - XOXO The Mag Sonbahar/Kış 2019-2020

Fotoğraf: Gökhan Polat

 

İçinde olduğunuz veya geride bıraktığınız anla ilgili düşünüp değerlendirme yapma alışkanlığınız var mı?
Direkt olarak zamanı yaşayan biriyim. Geriye dönüp bakmayı tercih etmiyorum ancak muhasebe yapıyorum. Geçmişe yönelik değil ama bir durum değerlendirmesi anlamında bulunduğum pozisyonu kontrol ediyorum. Elimdeki imkanlar doğrultusunda zamanı iyi değerlendirmek benim için önemli. Bugünümü, yapmayı istediklerim ve planladıklarım anlamında iyi değerlendirdim. Hakkını veremediğimi düşündüğüm bazı günlerimdense nefret ediyorum...

Empire Project nasıl bir yer?
Burası artık gitgide daha kavramsal bir mevhum haline geldi. 2010’da kurulduğunda, içinde yetiştiğim ortamın göstergesi olarak nesnel olmak zorundaydı; fiziksel varlığı, yapısallığı olması gerekiyordu. Şu noktada, yani üçüncü sezonunda, asıl kuruluş aşamasında hayal ettiğim ama zamanında nasıl ulaşacağını çözemediğim bir yere geldi. Aslında Empire Project, galeri olmakla ilgili sorun yaşadı. Çünkü galeri tanımlaması zaman içerisinde, özellikle de Türkiye’deki koşullar çerçevesinde, malın teşhir edilip satıldığı mekana dönüştü. Sanatla kurulan bu ilişki beni tatmin etmiyor. Bunu gayet güzel yapan, mekan üzerinden diyalog kuran yerler var ve onlar zaten bu ihtiyacı karşılıyor. Empire Project’se bundan ziyade, olması gerektiği gibi, sanatçıyla birlikte koşan bir üretim alanı. Dolayısıyla burası, temsil etme şansını yakaladığı sanatçılarla birlikte ürettiği özgün projeleri olan, başka kurumlarla iş birlikleri geliştiren ve oluşturduğu stili paylaşan bir yer.

Fotoğrafçının alametifarikası, anı yakalamaktan mı, yakalamak istediği anı yaratmaktan mı geçiyor?
Aslında ikisi de. Söz konusu olan an değil, an zaten orada. Fotoğraf, anı belgelemek için kullanılan araç. Yaratıcının ihtiyacına göre çok da esnek bir ifade mekanizması. O nedenle fotoğrafı belirleyici bir an üzerinden sınırlamak haksızlık olur. O an, fotoğrafı manipüle edeceğimizi anlamamız itibarıyla canlı hale geliyor. O yüzden de meseleyi daha fazla o an üzerine inşa etmemeli; konu, artık bunun ötesinde.

Artık uzun anlatılar yerine anlık görsel anlatımların geçerliliği söz konusu. İMA’da moda fotoğrafçılığı üzerine eğitim veriyorsunuz. Bu durum fotoğrafçılığa nasıl yansıyor?
Söylediğiniz tüketim kültürüne ait bir durum. Fotoğrafçı, eskiden (aslında) sanatçı değildi. Şimdiyse fotoğraf öncelikle demokratik bir araç. Bugünün teknolojisiyle fotoğraf alanında fazladan üretim mevcut; kullanımı da son derece katmanlı hale geldi. Peki, içinden sanat çıkıyor mu? Evet. O anlamda fotoğrafın yeri gittikçe büyüyor ve gelişiyor. Enstantane paylaşımı da görseli başka bir boyuta taşıdı. Fotoğrafın yüzeysel okumasında, zamanın kendisiyle yaşanan sorunsalda, fotoğrafın anlık olmasından kaynaklı bir mesele oluştu. O da aktif olarak zamanın kurgusunu başka bir yere taşıdı. Artık kötü fotoğrafımız yok. Sonuçta fotoğrafta, nereden ve nasıl bakacağına dair tercihi taşıyorsun. O yüzden de fotoğrafı çok içten buluyorum. Kendisi, sizin şahitliğinizin tek şahidi.

Her durumda hayata geçirdiğiniz kişisel ritüelleriniz var mı?
Yok. Sanmıyorum... Yalnız şu var; yaşım ilerledikçe pozitif bencilliği öğrenmeye başladım. Kendimi hep başkalarının isteklerine ve ihtiyaçlarına göre yönlendirirken, son beş senedir bir uyanış yaşadım. Bunun ilk bir senesinde haftada üç gün pilates’e gittim. Bu benim için büyük olay. Günü belli bir noktada durdurmaktan ve pilates’e gitmekten dolayı biraz suçluluk da hissetmedim değil...

Görsel ifade söz konusu olduğunda her şeye, geçmişe nazaran daha fazla mı kılıf uyduruyoruz?
Eskiye kıyasla küresel anlamda kesinlikle çok daha muhafazakar bir döneme girdik. 20. yüzyılın başında dadaizmin oluşumunu, absürt denilebilen zamanları, büyük bir akımın ortaya çıkışını, onun görsel tüketime, literatüre, dansa, şiire, ifadeye yansımalarını düşünerek bugüne bakınca, açıkçası geriye gidiyoruz. Görsel ifade veri haline geldi. Görsel daha önceleri, sizin kişisel birikiminiz sonucu okunabilme özelliğinden kaynaklı olarak çok daha naif bir alanken, insanlar çok daha anarşist tavırlar sergileyebiliyorlardı. Şu andaysa, görsele karşı toleranssız ve yüzeysel tepkiler gitgide arttı. Müziğin dijital kültür ve görsel kültürün güncel hayatta daha fazla yer almasıyla birlikte, negatif yansımalar, yanlış okumalar veya doğru olsa dahi ironiden uzak kızgın okumalar söz konusu. Gri alan yok oldu. Evvelce, görsel sanatlar içinde bize ait olan yerde daha fazla oynayabiliyorduk, riske girebiliyorduk, o alanın içinde cinlik yapabiliyorduk. Bunların deşifre olması daha başka bir zaman sürecine tabiydi. Şimdiyse özgürleşmekten ziyade daraldı. Bunun tekrar başka bir yere gelmesi de yine zaman alacak. İnsanoğlu bu anlamda kendisini biraz sıkıştırdı...

Kendinizi cüretkarlığa mı yakın görüyorsunuz yoksa temkinli ve kontrollü tarafa mı?
Kesinlikle kontrollü değilim. Bu biraz da neyi neyin üzerine inşa ettiğimle alakalı. Yaptıklarımı hep ihtiyaç üzerine kurdum. Mesela, Galeri x-ist’in kuruluşunun arkasında Türkiye’de o dönemde gördüğüm ortamda sadece belli bir yere gelmiş sanatçıların işlerinin sergileniyor olması vardı. Daha sonra Empire Project’in kurulması, sanat literatürüne, Kuzey Afrika, Asya, Karadeniz, Balkanlar ve Yakın Doğu diyebileceğimiz alandan bakma üzerine gördüğüm bir ihtiyaca dayanıyor. Şu anda geldiğim noktada galeriyi göçebe bir hale getirip, sadece dükkan sahibi olmaktan öte, bir şekilde yürütmeye çalışıyorum. Burada mesele yine ihtiyaca göre düşünmek. Buradan bakınca yolun tamamında risk var. Sanatçı riske giriyorsa, onunla birlikte yola çıkan insanların da aynı yerde olması gerekiyor.

Babanız Mehmet Güleryüz’ü ve ailenizi düşününce mesleğiniz ve iş yapışınız üzerinde bir aile mirasından söz edilebilir mi?
Fazlasıyla edilebilir... Biri babaanne, diğeri büyük büyükbaba tarafından iki ayrı, enteresan karakter var. Bedia Güleryüz, babamın halası, Türkiye’nin ilk kadın ressamlarından biri. 1936’da Berlin’de Güzel Sanatlar Akademisi’nden mezun olmuş. Hiç evlenmemiş, prototip Cumhuriyet kadını. Babaannemse, Aralık 1938’de babam doğduktan iki ay sonra dedemi terk etmiş. Dolayısıyla ailedekiler bağımsız, özgür bireyler. Annemin tarafıysa, Fransız, Kanadalı, Avusturyalı. Annem, 1963’te barış gönüllüsü olarak Türkiye’ye gelmiş. Onlar da hep elleriyle çalışmış ve her zaman da birey olmayı başarmış, çok sağlam karakterler. O yüzden şanslıyım, önümde böyle örneklerim var.

Güzel mi daha kalıcı etki yaratır, sarsıcı mı?
Güzellik benim için hiçbir zaman cezbedici olmadı. Karakter her zaman daha önde. Dolayısıyla, kesinlikle sarsıcı şeyler daha kalıcı etki yaratıyor. Güzellik bir uyum; içinde akış var ama kendi içinde de homojenleşiyor. Kalıcı tarafı yok. Karakterse çok daha özel; o gittikçe büyüyor.

Masanızda sizi heyecanlandıran yeni projeler var mı?
Babamın yeni sergisini yapıyorum; bu aralar beni en heyecanlandıran şeylerden biri. Kendisi 81 yaşında ve hayatının en üretken dönemini yaşıyor. Şu anda hem geçmişiyle hem de geleceğiyle mücadele eden bir resmin peşinde. Bunun ötesinde de yaklaşık 20 farklı sergi projesi söz konusu; Can Pekdemir, Ali Taptık, Cemil Batur Gökçeer... Hepsinin bir sezona sığması mümkün değil. Ama yine de çok mutluluk verici.

Kolunuzdaki IWC Portugieser Automatic’i bir süreliğine, günün hangi anında durduralım?
23.55. O saatten kısa bir süre sonra sözde gün dönüyor. Ama benim için böyle değil. Benim o günü yaşadığım süreç aslında çok daha uzun...

BUNLARI DA OKUYUN

DENİZ GÖKTÜRK KOBANBAY

İstanbul'da geçen Amerikan filmlerinin çoğunun set tasarımını o yaratıyor. Deniz Göktürk Kobanay, XOXO'nun yeni sayısına konuk oluyor.

ZEYNEP ARÇAY

Deri ve zarafet, Zeynep Arçay tasarımlarının birbirine uç ve birbiriyle iç içe iki noktası. XOXO'nun yeni sayısında, bizi showroom'unda ağırlıyor.

BARBAROS TAPAN

Bir Lakers yıldızına ne sorulur? Bir Hollywood premier'inde nasıl davranılır? Gazeteci Barbaros Tapan, zamanın kariyerini nasıl şekillendirdiğini XOXO'nun yeni sayısında anlatıyor.

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Nadıa Lee Cohen

NADIA LEE COHEN

XOXO The Mag'in Sonbahar/Kış 2018-2019 kapak konuğuna bakmaktasınız.

Yeni İnsan

YENİ İNSAN

Gündüz Vassaf XOXO The Mag için yazdı.

Dönersen Islık Çal

DÖNERSEN ISLIK ÇAL

Bala Atabek, XOXO The Mag için yazdı.

Jonathan Anderson

JONATHAN ANDERSON

JW Anderson’ın kurucusu ve Loewe’nin Kreatif Direktör’ü Jonathan Anderson’ın yükselişi hız kesmiyor. Erkek kıyafetleriyle başlayıp kadın tasarımlarına varan serüvenin tanığıyız.

Yemek ve şarap eşleşmesi

YEMEK VE ŞARAP EŞLEŞMESİ

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.” Nikos Kazancakis

Yedi Titreşim

YEDİ TİTREŞİM

Gün ortasında da günaydın diyemeyeceğimizi kim söyledi? Kendinizi rahat bırakın.

Bir Küresel Moda Dosyası

BİR KÜRESEL MODA DOSYASI

Küresel moda markalarını mercek altına alıyoruz.

Davıd Mallett

DAVID MALLETT

Maestro’dan sizin için güçlü tüyolar alıyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

Best Frıends: Ece Çeşmioğlu

BEST FRIENDS: ECE ÇEŞMİOĞLU

Ece Çeşmioğlu ve Taner Ölmez'le sohbet ettik. Daha doğrusu onlar etti, biz dinledik.

Server Demirtaş

SERVER DEMİRTAŞ

Mekanik hareketlerle hisleri buluşturuyor.

Erol Tabanca & İdil Tabanca

EROL TABANCA & İDİL TABANCA

OMM'u Kengo Kuma'dan dinledik, şimdi sıra işin kalbi olan ikilide. Biz bu ikilinin sohbetine müdahil olmaktansa şahit olmayı tercih ediyoruz.

EN YENİLER
Walk Don’t Run İle Tanışın

WALK DON’T RUN İLE TANIŞIN

İçeri lütfen, ama koşmadan.

Yürümek İçin 7 Neden

YÜRÜMEK İÇİN 7 NEDEN

Sicilya’ya gidip geleceğiz.

Aceleniz Yok: An’da Kalmanıza Yardımcı 5 Tüyo

ACELENİZ YOK: AN’DA KALMANIZA YARDIMCI 5 TÜYO

Hala an’da değilseniz, size buraya davet ediyoruz.

Sicilya Sokaklarında Kaybolmak İçin 3 Neden

SİCİLYA SOKAKLARINDA KAYBOLMAK İÇİN 3 NEDEN

Koşuşturmayı bırakıp derin bir nefes alıyoruz, Sicilya’dayız.

Server Demirtaş

SERVER DEMİRTAŞ

Mekanik hareketlerle hisleri buluşturuyor.

DAHA FAZLA