NELER OLUYOR?

Sadece soruyoruz...

Mesele popülerleşmedi, sadece rafa kaldırılamayacak kadar büyük. Ve acil çözüm gerektiriyor. İçinde bulunduğumuz iklim krizinin daha da büyümemesi için akılcı ve istikrarlı çevre politikalarına ihtiyacımız var. Bu sefer gerçekten küresel düşünmeliyiz... Tam da bu bağlamda, 1970’lerden beri etkisini hissettiren çevre hareketleri ekolojik sorunlara dikkat çekmek için yeni ve büyük bir ivme kazandı. Kaz Dağları’ndaki protestoları veya Greta Thunberg’ün kimine göre kozmetik, kimine göre naif itirazlarını bu şekilde okumalıyız. Bu dosyanın girizgahında ‘Neler oluyor?’ diye sormamızın amacı, yüzeysel yaklaşımları geride bırakarak, daha derinlikli düşünmek için ilk adımı atmak. En azından bunu yapmak...

 

Hazırlayan: Ali Tünay - XOXO The Mag Sonbahar/Kış 2019-2020

 

ADIM BİR: ANLAMAK

Elinizde tuttuğunuz matbunun sayfalarında işlediğimiz konular, yaptığımız röportajlar, gördüğümüz kareler her zaman yeninin, farklının, merak uyandıranın ya da uyandırması gerektiğini düşindüğümüzün peşinden koşuyor. Bu durum kuşkusuz, bulunduğumuz coğra ayı ve Türkiye’yi zaman zaman yalnızlaştırabiliyor. Ya da bazen bizlerin bile fark etmediği ölçüde ötekileştiriyor. Zira ele aldığımız konuların doğum yerlerinin Türkiye’den çok uzaklarda olması buna sebep. Ancak unutmamamız gereken bir şey var; her ne kadar birey olarak kendimizi ve/veya Türkiye’yi farklı görmeye meyilli olsak da, aslında küresel eğilimlerden azade değiliz. Tarihsel olarak her zaman çevremizdeki medeniyetlerden etkilendik, hala etkileniyoruz ve etkilenmeye devam edeceğiz. Kuşkusuz bu bir alışveriş; aldığımız ölçüde de katkımız var. Güncel siyasi iklime hakim olan, ulus-devleti dışarıya kapalı homojen bir yapı olarak gören, farklılıkları kendi siyasi ajandalarına uyduğu sürece kabul eden ve toplumlar arasında diyaloğu yok sayan anlayışsa yukarıda paylaştığımız görüşlere itirazlarını sürdürüyor. Ancak bir konu doğaya ve insana dair olan her sorunun aslında hepimizin ortak derdi olduğunun altını çiziyor: İklim krizinden bahsediyoruz... Birleşmiş Milletler tarafından kurulan IPCC (Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli), 5. Değerlendirme Raporu’nda küresel ısınmanın 1,5 °C ile sınırlandırılması hedefini koydu. Bu hedefe göre, 2 °C’lik bir ısınmaya kıyasla, 2100 yılı itibariyle denizlerin yükselmesini 10 cm azaltmak mümkün. Amaçlanan, küresel ısınmanın ve iklim krizinin yıkıcı etkilerini olabildiğince azaltmak. Bu hedef, bir ülkenin ya da coğrafi bölgenin tek başına üstesinden gelebileceği bir durum değil. İklim krizi diye adlandırmayı tercih ettiğimiz mevzu, iş birliği ve küresel yaklaşım gerektiriyor. Bu noktaya nasıl gelindiğiyse bir başka önemli soru... Cevapların çoğu, doğadaki kaynakları sonsuz gören kapitalizmi işaret ediyor. Bu anlatının klişeleşmesinin nedeni, doğruluk payının hayli yüksek olması. Fakat bu durum iklim krizine dair konuşulan küresel çözümleri rafa kaldırmamalı ve buna bağlı olarak kalkınmış ülkelerle, kalkınmaya devam eden ülkeler arasında bir suçlu arama telaşına dönüşmemeli. Bu bağlamda, Türkiye’nin özel veya dokunulmaz bir yeri olduğunu da düşünmemeliyiz. Kısaca, 1980’ler sonrası liberal kapitalist sisteme iyiden iyiye eklemlenen Türkiye, bugün dünya nüfusunun ve ekonomisinin yüzde birine tekabül ediyor. Türkiye’nin son 200 yıllık iktisadi performansına baktığımızdaysa; bu performansın kalkınmakta olan ülkelerin biraz üzerinde, dünya ortalamasıyla ise aynı olduğunu görüyoruz (Pamuk, 2018). Ancak Türkiye’nin yeteri kadar kalkınamaması, çevre politikaları üretememesi veya iklim krizini ciddiye almaması için bir neden olmamalı. Doğal kaynaklarımızı verimli ve ekolojik dengeleri gözeterek kullanmak, bu topraklar için de bir gereklilik. Takip eden sayfalarda, bu sorunları hem küresel hem de Türkiye özelinde dile getiren uzmanlarla röportajlar gerçekleştirdik. Ölçeğin boyutunun küresel ve yerel arasında gidip geldiğini elbette hissedeceksiniz. Ancak çevre politikaları, iklim krizi ve buna bağlı olarak çevre hareketleri her zaman merkezde olacak. Sözü burada durdurup, konuyla ilgili merak ettiklerimizi meselenin birbirinden farklı uçlarında konumlanan kişilere ve bağlı oldukları kurumlara soruyoruz. İsveç, KTH Çevresel Beşeri Bilimler Laboratuvarı’nda Akademisyen Dr. Ethemcan Turhan, İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Dr. Ümit Şahin, Colorado School of Mines’tan Prof. Dr. H. Şebnem Düzgün, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi’nden Prof. Doğanay Tolunay, Mercator-İstanbul Politika Merkezi Araştırmacısı ve Mekanda Adalet Derneği Eğitim ve Araştırma Koordinatörü Dr. Sinan Erensü, Sosyal Bilimci Dr. Duygu Avcı ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi Tarih Bölümü'nden Çevre Tarihçisi, Dr. Öğr. Üyesi Selçuk Dursun sorularımızın muhatabı.

DR. ETHEMCAN TURHAN
Akademisyen, KTH Çevresel Beşeri Bilimler Laboratuvarı (İsveç)

Modern çevreci hareketlerin tarihi kısaca ne zaman başlıyor ve günümüze değin nasıl tarihsel bir yol izleyerek ulaştı?
Çevre meselelerinin küreselleşmesinin tarihi çoğu zaman 1972 Stockholm Konferansı’na atıfla anlatılmasına rağmen 1962 tarihli Sessiz Bahar çalışmasıyla bilinen Rachel Carson’dan, Marx’ın eşitsiz gelişme ve sosyal metabolizma üzerine çalışmalarına ve tabii ki 500 yıldır sömürgeciliğe ve beyaz adamın faydacı aklına direnen yerli halklarla birlikte çevre hareketlerinin tarihi çok daha geriye çekilebilir. Fakat bugün bildiğimiz anlamıyla küresel çevre hareketlerinin 70’lerdeki yeni toplumsal hareketler, ırkçılık ve ayrımcılık karşıtı hareketler, emek hareketi ve feminist hareketlerin kesişiminde demlenerek 80’lerden itibaren çevre adaleti hareketine dönüştüğünü söylemek mümkün. 2000’li yıllardan sonra özellikle neoliberal küreselleşme karşıtı küresel adalet hareketinin de eklemlenmesiyle bugün bildiğimiz haliyle bir küresel iklim adaleti hareketi de ortaya çıkmış durumda. Çevre meselelerinin teknokratik indirgemeyle değil ancak kesişimsel yaklaşımlarla çözülebileceği fikri, işbu hareketin zamanla öğrendiği şey oldu.

 

DR. ÜMİT ŞAHİN
İstanbul Politikalar Merkezi-İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü

Çevre sorunları ve iklim değişikliği üzerinden distopik gelecekler tahayyül ediliyor. Bu durum, çevre sorunlarında kendi etkinliğimizi küçümsememize yol açmaktan mütevellit riskli mi?
Çevre üzerinden distopik kurgular, totaliter bir düşünce sistemini meşrulaştırmak için kullanılabileceğinden her zaman risklidir. Ama ben, çok da distopik bir gelecek kurgulandığını düşünmüyorum. Hatta okuyan-yazan kesimin gelecekte bizi nelerin beklediğine dair orantılı fikirleri dahi olduğunu sanmıyorum. Aksine, iklim değişikliği ve yok oluş krizini küçümsediklerini düşünüyorum. Bu durum ilgisizlikten ve bir tür savunma mekanizmasından kaynaklanıyor. Aslında sahip olduğumuz modern toplum yapısı, elit kesimleri de var ediyor. İklim değişikliğine neden olan ekonomik aktivite için elbette ilk başta kapitalizmi suçlamak gerek ama konuyu bireye indirgediğimizde bu tüketim alışkanlıklarından en çok faydalananın yine elit kesim olduğunu görüyoruz. Bu nedenle aynı kesimin kapitalizmi ve şirketleri suçlaması bir başka kolaycılık. Tabii ki asıl sorun şirketler ve kapitalizmin kendisi ama bunu dışarıya yansıtma ve kendi sorumluluğunu görmeme, bir tür konformizm yaratıyor. Kimse mevcut durumunun bozulmasını istemiyor. Greta Thunberg üzerinden yapılan tartışmalara baktığımızda, küçümseme ve inkar görüyorum. Durum küçümseniyor.

PROF. DR. H. ŞEBNEM DÜZGÜN
Colorado School of Mines

Çağdaş çevre ve iklim politikalarının modern madencilik pratikleri üzerinde nasıl bir etkisi oluyor?
Madencilik firmalarının çevre ve iklim politikalarını dikkate alması, firmaların faaliyetlerinin devamı için kaçınılmaz. Çünkü yeni nesil yatırımcılar artık sadece karlılığa bakmıyorlar. Yatırımın sosyal, çevresel etkileri ve riskleri de yatırım kararında önemli rol oynuyor. Benzer şekilde, kredi kurumları projelerin kredilendirmesinde firmaların sürdürülebilir kalkınmaya olan katkılarını dikkate alıyor. Ernst&Young her yıl küresel madencilik sektörü risklerini (madenciliğin devamını tehdit eden riskler) yayınlıyor. Kamuoyunun rızasından kaynaklı riskler 2019’da birinci sırada. Kamuoyunun rızasıysa maden faaliyetinin çevre ve iklim değişikliği konusunda ne denli duyarlı olduğuyla doğrudan ilgili.

PROF. DOĞANAY TOLUNAY
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi

Ormanların sadece ağaçlardan var olmadığını ve bir ekosistem olduklarının altını çiziyorsunuz. Bu olgu neden önemli?
Son yıllarda ormanlar kesilen ağaç sayılarıyla ifade edilmeye başlandı. Ben bunun bilinçli olarak yapıldığını düşünüyorum. Çünkü hemen ardından “Kestik ama daha fazlasını diktik.” şeklinde açıklamalar yapılıyor. Böylece yapılan tahribatın boyutu küçültülmüş oluyor. Ormanlar kendine özgü iklimi, toprağı, havası, suyu, canlıları hatta topoğrafyası olan ekosistemler. Ormanı orman yapan içindeki ağaçlar değil, ormanda bulunan canlı ve cansız varlıklar arasındaki ilişkiler. Bu ilişkiler bazen dayanışma, bazen acımasız rekabet ama çoğunlukla bir arada yaşamaya uyum sağlamaktır. Ölmüş bir ağaç bile binlerce canlıya ev sahipliği yapabilmekte. Orman ekosisteminde sadece canlı ve cansız varlıklar yok. Karbon, azot, su döngüleri, fotosentez, solunum, süksesyon gibi süreçler de var. Böylece bir ekosistem, sistemi oluşturan parçaların toplamından daha fazlasına dönüşüyor. Bir yeri ağaçlandırdığınızda, orada orman oluşturamazsınız. Sadece sistemin parçalarından birini monte edersiniz; kuşlar, memeliler, mikroskobik canlılar, çalı ve otsu türlerin ağaçlandırma alanına gelmesi, karbon, azot ve su döngülerinin sağlıklı bir şekilde oluşması, besin zinciri oluşumu, uyum ve doğal seçilim süreçleri, net birincil üretimin artarak daha fazla karbon bağlanması ve oksijen üretilmesi çok uzun zamanlar alacaktır. Günümüzde ekosistem hizmetleri olarak adlandırılan ekosistemlerin tüm canlılara sağlamış olduğu mal ve hizmetlerin belirlenmesi, haritalanması ve ücretlendirilmesi giderek daha fazla önem kazanıyor. Bu ekosistem hizmetleri, gıda, odun, su gibi doğrudan kullanılan mallar olabildiği gibi, karbon bağlama, oksijen üretme, erozyon önleme, iklim düzenleme, taşkın önleme, canlılara habitat sağlama, kirlilik önleme gibi faydalar. Bu faydalar sağlıklı ekosistemlerde en üst düzeydedir. Ancak ağaçlandırma alanlarının üretmiş olduğu ekosistem hizmetleri başlangıçta oldukça sınırlı.

 

DR. SİNAN ERENSÜ
Mercator-İstanbul Politika Merkezi Araştırmacısı
Mekanda Adalet Derneği Eğitim ve Araştırma Koordinatörü

Türkiye’deki yerel çevre mücadeleleri aslında eski bir olgu. Kaz Dağları’ndaki madencilik çalışmalarına gösterilen tepki bir ilk değil. Geçmişten günümüze bu mücadeleleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu kabarışın ardında kuşkusuz bir ekonomi politik var. Türkiye ekonomisinin büyümesi ve bu büyümenin hafriyatçı bir çizgide gerçekleşmesi durumu. Şehirlerde inşaat ekonomisi, kırsal alanlarda enerji, madencilik ve diğer altyapı çalışmaları üzerinde büyüyen, gelişen ve birçoklarını da zengin eden, hatta orta sınıfı da genişleten, bir ölçüde kısa bir süre feraha kavuşturan bir tercihten bahsediyoruz. Bu yaklaşımın yükünü de en fazla kırsal alanlar çekiyor. Son 10 yılda kırsal alanlar nicel bir şekilde daralıyor, yıkılıp, bozuluyor; nitel anlamda da çözülüyor. Buna karşı oluşmuş bir tepki var. Bu tepki yer yer köy ve vadilerde tutunmaya çalışanların tepkisi, bazen de ata toprağından büsbütün kopmak istemeyen artık kentlileşmiş göçmenlerin. Bu önemli bir farklılığa işaret ediyor. Türkiye’deki çevre hareketleri yakın zamana kadar kent merkezlerine sıkışmış, ağırlıklı olarak orta-üst sınıf meşgalesi durumundaydı. Son 10 yılda bunun kırıldığını, çevreciliğin farklı isim ve yöntemlerle kırsala ve çeper şehirlere sirayet ettiğini gözlemliyoruz. Bu da, Türkiye’deki çevre hareketini hem dil hem de niteliksel anlamda çok değiştiriyor. Geçmişteki büyük hareketlere baktığımızdaysa, Bergama’yı görüyoruz. Yine Kaz Dağları özelinde dillendirilen bir farkındalığı ve HES mücadelelerinin ilhamı Fırtına Vadisi mücadelesini görüyoruz. Çok geçmişten gelen, şehirli bir hareket olan nükleer karşıtlık var, ve tabi Cerattepe mücadelesinin 25 yıllık hikayesi... Bu hareketlerin ortak noktası, karşı durmak. Kurucu olmaktan çok tepki ve direnç ile büyüyen bir çevre hareketinden söz edebiliriz...

 

DR. DUYGU AVCI
Sosyal Bilimci

Çevre sorunlarını düşünürken, akılda tutmamız gereken unsurlar neler?
Temel nokta, çevre sorunlarının toplumsal olandan bağımsız olarak düşünülemeyeceği gerçeği. Yani, çevreye ne olduğunu şu tür soruları sormadan anlamamız mümkün değil: Nasıl bir ekonomik yapı içerisinde yaşıyoruz, bu yapı içerisinde çevreyi nasıl kullanıyoruz? Çevrenin belirli kullanımlarından kim, ne şekilde faydalanıyor ve kimler bundan zarar görüyor? Çevreye ilişkin kararları kimler, nasıl alıyor, kimler bu karar alma süreçlerinin dışında kalıyor? Nasıl bir bilgi, anlam ve değer dünyası içerisinden çevremizle, doğayla ilişki kuruyoruz? Dolayısıyla çevre sorunlarıyla baş edebilmek için çoğu zaman hayal edildiği gibi sadece teknolojik değişimler yeterli değil. Bunların ötesinde asıl mesele, ekonomik ve siyasi örgütlenmemizi, toplumsal ilişkilerimizi, kültürel anlamlarımızı ve yaşantılarımızı ne yönde değiştireceğimiz...

 

DR. ÖĞR. ÜYESİ SELÇUK DURSUN
Çevre Tarihçisi
Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Tarih Bölümü

Hocam, neden çevre tarihi çalışıyorsunuz?
Bu soruya verebileceğin en kestirme cevap; çevrenin tarihini çalışmaktan zevk alıyorum, mutluluk duyuyorum. Akademik cevaba gelince... Çünkü çevresel tarih, gezegenimizin geleceğiyle ilgili en önemli meselelerin geçmişiyle ilgileniyor. Bir tarihçinin zihni her ne kadar geçmişle meşgul olsa da bugünün meseleleriyle en az bir sosyolog, filozof, siyaset bilimci kadar ilgilenmeyen tarihçiler, geçmişi yorumlamak konusunda sıkıntı yaşıyorlar. Günümüzde dünyanın her yerindeki doğal kaynakların pervasızca tüketilmesi sonucunda meydana gelen çevre kirliliği ve besin kaynaklarının tahrip edilmesi insanlığın sağlığını da bozuyor. Bunun gibi, günümüzün çevre sorunlarını ancak geçmiş toplumlardaki benzer çevresel krizleri araştırırsak anlayabiliriz. Her ne kadar neoklasik iktisadın, kaynakların kıtlığı argümanını açıklayıcı bulmasam da, gün geçtikçe tükettiğimiz doğal kaynakları gelecek nesiller için nasıl koruyabileceğimizi öğrenmek istiyorum. Çünkü çevresel tarih, insanların doğal kaynakları hangi şekillerde kullandığını anlamamıza yardımcı oluyor. Bu da doğal kaynaklarda var olacak muhtemel kıtlıkları kestirmemizi ve gelecek nesilleri korumak için önlemler almamızı sağlıyor. Özellikle çocuk sahibi olduktan sonra gelecek nesilleri koruma güdüsü her şeyin önüne geçti. Bu nedenle çevresel tarih benim için uzun zamandır, gelecek için çok fazla ümit vadeden bir disiplin. Bütün bunlar bir yana, ülkemizde çevre tarihçiliğinin gelişmesi var olan tarih yazımının genel hasletlerinden olan, insanın doğadan bağımsız yaşayan bir varlık olduğu, doğayla olan ilişkisinde sadece faydacı yanlarının ağır bastığı ve insan-doğa ilişkisinden ziyade doğanın insan için var olduğuna dair baskın anlatıların da değiştirilmesi için, tarihe yeni bir bakış açısı yöneltmeye ihtiyacımız var.

 

Dosyanın tamamı, XOXO'nun yeni sayısında. Üye olmak için buraya tıklayınız. 

BUNLARI DA OKUYUN

SOME MEN OF NATURE

Doğaya kulak veren erkekleri dinliyoruz.

ALTERNATİF GERÇEKLER

Some Men'in yeni sayısında, altı üç boyutlu tasarım insanıyla masaya oturuyoruz.

YAŞASIN TİYATRO!

Bu sezon sahnelerde izleyeceğimiz altı oyun ve ögemiz insan.

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
2016: XOXO The Mag Röportajları

2016: XOXO THE MAG RÖPORTAJLARI

2016 yılında kimlerle sohbet ettik? Kısaca hatırlayalım;

Sorumluluk Sevgiye Dahil

SORUMLULUK SEVGİYE DAHİL

Evcil hayvan sahiplenirken aklınızda bulunması gerekenler.

Tennıs Remıx

TENNIS REMIX

Ali, Leyla, Ece, Mehmet ve Fırat'la Lacoste'un Tennis Remix koleksiyonunu keşfediyoruz.

MBFWI Backstage: Sudi Etuz

MBFWI BACKSTAGE: SUDİ ETUZ

MBFWI üçüncü gününü, Sudi Etuz'la açtı.

MBFWI Backstage: Özlem Süer

MBFWI BACKSTAGE: ÖZLEM SÜER

Özlem Süer defilesinin sahne arkasından bildiriyoruz.

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

Yemek ve şarap eşleşmesi

YEMEK VE ŞARAP EŞLEŞMESİ

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.” Nikos Kazancakis

Mezar Turizm

MEZAR TURİZM

Bu yolculuk bir müzik yolculuğu değil. Metaforik bir şekilde sona doğru da ilerlemiyor. Hikayeyi, Mezar Turizm’in tek elemanı Kerem’den dinliyoruz.

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

Dilara Fındıkoğlu

DİLARA FINDIKOĞLU

Dilara XOXO Ailesi’nden, yıllar öncesinden... Emre, zaten tanıyorsunuz...

MBFWI Backstage: Brand Who

MBFWI BACKSTAGE: BRAND WHO

MBFW Istanbul'un ikinci gününü kapatan Brand Who'nun sahne arkasındaydık.

Storm Is Comıng

STORM IS COMING

PUMA'nın yeni modeli Storm'un Hasköy İplik Fabrikası'ndaki partisindeydik.

EN YENİLER
Bir Yerel Moda Dosyası

BİR YEREL MODA DOSYASI

İnsanı ve yaşadığı alanı ele alıyoruz. Giydiklerini, kendini çevrelediklerini. Ve sözü Türkiye'den yedi tasarımcıya bırakıyoruz.

Hayvanlarla Daha İyi Bir Dünya

HAYVANLARLA DAHA İYİ BİR DÜNYA

BluTV dizisi Bunu Bi' Düşünün sorumlu hayvan sahipliğini farklı bir gözle anlatıyor. Şimdi bu hikâyeyi yaratıcılarından dinliyoruz.

Kubilay Aka

KUBİLAY AKA

"Hayvanlar; sevgi, vakit ve anlaşılmak ister."

Ayşenil Şamlıoğlu

AYŞENİL ŞAMLIOĞLU

"Sorumlu hayvan sahipliği yüreğinizi bütünüyle ona vermeniz demektir."

Ulaşcan Kutlu

ULAŞCAN KUTLU

"Sevgiyi anlamamış hiçbir insanın hayvan sahibi olmasını istemem."

Müjde Uzman

MÜJDE UZMAN

"Hayvan sahipliği, şartlar ne olursa olsun, fedakârlık ve özveri gerektirir."

DAHA FAZLA