PAULO TAVARES

Brezilyalı Mimar Paulo Tavares'le mimarlığın yeni yüzünü, inşaya karşı gelen mimariyi konuşuyoruz.

Mimarlık, inşa etmekle sınırlı değil. Hatta günümüzde inşa etmeye karşı mimarlıktan da bahsediyoruz. Aynı zamanda içinde bulunduğumuz dönem sosyal, ekonomik, politik ve çevresel anlamda herkes gibi mimarın da aldığı pozisyonun kritik hale geldiği koşulları önümüze seriyor. Brezilyalı mimar Paulo Tavares’in aldığı pozisyon çok net, cesur, sert ve bizden. Yani, canlı türlerinden yana...

 

Röportaj: Bahar Turkay - XOXO The Mag Sonbahar/Kış 2019-2020

Fotoğraf: Fabio Oliveira

 

BAHAR TURKAY: Merhaba Paulo. Geçtiğimiz hafta Cenevre’de bir konuşma gerçekleştirdin. Nasıl geçti?
PAULO TAVARES: Center for Photography Geneva tarafından gerçekleştirilen ‘One Thousand Ecologies’ başlıklı sergide ‘Trees, Vines, Palms and Other Architectural Monuments’ başlıklı projem yer alıyor, konuşma bununla ilgiliydi. Aynı zamanda ‘Des-Habitat’ adındaki, güncel başka bir projemi de kapsıyordu. Tepkiler çok enteresan ve olumlu oldu. İlgi çekici bir tartışma olduğunu söyleyebilirim.

BT: ‘Des Habitat’, ‘Forest Law’, ‘Non Human Rights’, ‘In the Forest Ruins’ gibi güncel projelerin üzerinden, çalışmaların aracılığıyla ortaya koyduğun manifesto ne?
PT: Çalışmalarım kapsamında, mimarlığın sömürgecilik ve sömürgeci şiddet için farklı biçimlerde nasıl bir araç haline geldiği ve sosyal ilişkilere ne şekilde aracılık ettiği konularıyla ilgileniyorum. Mimarlığa ilişkin bu şekilde bir okuma yapmak, hem toplulukları, hem sömürgeleştirilmiş bedenleri ve aynı zamanda da yeryüzünün bedeni olarak tarif edebileceğimiz doğayı işaret ediyor.

BT: Bu projelerde ilgilendiğin sosyopolitik ve çevresel meseleler bağlamında açıkça sormak istiyoruz; durum ne kadar kötü?
PT: Bildiğiniz ve güncel tartışmalardan hepimizin takip ettiği üzere, küresel çevre ve iklimle ilgili meselelerde oldukça kötü durumdayız. Özellikle Güney Amerika’da kendi yürüttüğüm iş üzerinden cevap verecek olursam; yeni meydana gelen ve çok büyük alana yayılan yangınlar bize, faşist arzulara sahip aşırı sağın yükselişini ve bunun sahip oldukları kalkınma idealleri yüzünden, toplumun demokratik ilkeleri, doğa ve çevre üzerinde nasıl doğrudan bir etki yarattığını gösterdi. Özellikle Brezilya’da konu oldukça dramatik... Bu noktada içinde bulunduğumuz durumun yalnızca çevreyi ve doğayı değil, ilk önce ve en çok da doğayı ve doğa haklarını koruyup savunmaya çalışan insanları etkilediğini söylemeliyim. Dolayısıyla hepimizin tanık olduğu çevresel bozulma biçimleri, aynı zamanda doğa savunucularına karşı yürütülen politik şiddetin çeşitli formları olarak da görülmeli.

BT: Üzerine çalıştığın konular dikkate alındığında, dünyanın başka bir yerine kıyasla, Brezilya’da yaşamak mesleki anlamda seni nasıl geliştiriyor?
PT: Hayatım boyunca farklı ülkelerde ve kıtalarda bulundum. Avrupa’nın farklı bölgelerinde, Güney ve Kuzey Amerika’nın çeşitli kentlerinde yaşadım. İçinde bulunduğunuz bağlam ve bu bağlamın içinde işgal ettiğiniz konum, politik, ekonomik ve sosyal konulardaki perspektifiniz için çok önemli. Bu anlamda, güneyde olmanın, işimi nasıl ürettiğim, onu yapış şeklim, yazdıklarım ve tüm bunları görselleştirme stilim üzerinde çok etkisi olduğunu söyleyebilirim. Diğer yandan güney her yerde...

BT: Neye karşı çok tutkulusun?
PT: Sanırım mimarlığa...

 

Trees, Vines, Palms and Other Architectural Monuments, research project, multimedia installation, english, 2013 – ongoing

BT: Bu yıl ‘...And Other Such Stories’ başlığıyla gerçekleşen Şikago Mimarlık Bienali’nin eş küratörlüğünü üstlendin. Bienal’in kavramsal çerçevesinden bahseder misin?
PT: 2019 Şikago Mimarlık Bienali, Yesomi Umolu’nun artistik direktörlüğünde, ben ve Sepake Angiama küratörlüğünde gerçekleşiyor. Yaklaşımımız, küratöryel projeleri araştırma temelli bir süreç çerçevesinde ele almayı denemek üzerine kuruluydu. Dolayısıyla küratöryel çerçeveyi ve soruyu dışarıdan tanımlamak ve bu konsepte yanıt verecek uygulayıcılar aramak yerine, aşağıdan yukarı bir yol izlemeye karar verdik. Bunu yapmak için de, belirli kentlerde öne çıkan sorular üzerine, o kentlerdeki kolektiflerle, sosyal hareketlerle ve inisiyatiflerle, mimarlarla, kent planlamacılarla ve sanatçılarla konuşarak, yerel ölçekte ne gibi sorunlarla uğraştıklarını, güncel kent sorunlarına karşılık ne gibi önermeler ortaya koyduklarını araştırdık. Bu soruların kentlerle ya da daha geniş anlamda bölgelerle ve ekolojiyle ne şekilde ilişki kurduğuna ve yerel sorunlar olmalarına rağmen nasıl küresel olarak yankılandıklarına baktık. Farklı bölgelere çeşitli araştırma gezileri düzenledik. Bunlardan biri Sao Paulo, diğeri Johannesburg, bir diğeri Vancouver’dı. Elbette tüm bu çalışmaların bir araya geleceği yer olarak Şikago’da da çokça vakit geçirdik. Bu araştırma gezilerinde gezegenin içinde bulunduğu güncel kentsel durumu ortaya koymak anlamında aydınlatıcı olacağına inandığımız sorular hazırladık. Bu çerçeve, hafıza ve mimari yoluyla sivil katılım üzerine sorulardan oluşuyordu. Aynı zamanda mülkiyet hakkı, doğayla iç içe olmanın en anlamlı biçimleri, içinde bulunulan çevresel krizle ilgili neler yapabilecekleriyle ilgili sorular da vardı. Baktığımız şey, kentlerin oluşumunda, bir tür dayanışma ve sosyal katılım alanı tanımlayabilecek ortak iş birliği biçimleriydi. Sıraladığım kentleri, küratöryel çerçeveyi tanımlamak üzere belirgin sebeplerle seçmiş olsak dahi, Bienal’in özellikle belli bir kenti ya da kentleri konu almadığını belirtmek bu noktada önemli. Bu bölgeler hayli yerel ve köklenmiş olmakla birlikte, diğer coğrafyalarla ilişki içinde olmalarından ötürü, kentsel anlamda güncel koşulları ve sorunları bu kentlerde incelemenin anlamlı olduğunu düşündük.

BT: Bienaller konusunda bir hayli tecrübelisin. Mimarlık ve diğer sosyal alanlar arasındaki ilişki bağlamında, mesleki ve kamusal ölçekte söylem üretmek adına bu etkinlikler nasıl bir katkı sağlıyor?
PT: Elbette mimarlık tarihi boyunca gerçekleşen sergiler ve bienaller, mesleğin kendisi ve meslek etrafında üretilen söylem için alan yaratmak anlamında her zaman önemli oldu. Mimarlık mesleğine ve söylemine yön vermiş pek çok sergi sayılabilir. Günümüze baktığımızdaysa, dünya etrafında mimarlık bienallerinde ciddi bir çoğalma görüyoruz. Son üç haftada Lizbon, Şikago, Sao Paulo ve Oslo bienallerinin açılışları oldu. Önümüzde Sharja Bienali var... Bunu, daha iyi bir formata yönelik bir cevap olarak da görebiliriz tabii... Ancak benim asıl üzerinde durmak istediğim, mimari söylemin bienalleşmesi olarak adlandırabileceğimiz bu fenomenin, kendi sorularını yaratması. Örneğin; bu tip etkinlikler ve katılımlar halen geçerliliğini koruyor mu ya da yalnızca bir kültürel üretim kalıbını yeniden üretmeye mi yarıyorlar? Yoksa bu etkinliklerin asıl gücü, mimarlık söylemini kentlerle ve kentsel koşullarla çok daha ilişkili ve sonuç odaklı bir hale getirmek noktasında mı kendini gösteriyor?

 

Röportajın tamamı, XOXO'nun yeni sayısında. Üye olmak için buraya tıklayınız. 

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Nadıa Lee Cohen

NADIA LEE COHEN

XOXO The Mag'in Sonbahar/Kış 2018-2019 kapak konuğuna bakmaktasınız.

Yeni İnsan

YENİ İNSAN

Gündüz Vassaf XOXO The Mag için yazdı.

Dönersen Islık Çal

DÖNERSEN ISLIK ÇAL

Bala Atabek, XOXO The Mag için yazdı.

Jonathan Anderson

JONATHAN ANDERSON

JW Anderson’ın kurucusu ve Loewe’nin Kreatif Direktör’ü Jonathan Anderson’ın yükselişi hız kesmiyor. Erkek kıyafetleriyle başlayıp kadın tasarımlarına varan serüvenin tanığıyız.

Bir Küresel Moda Dosyası

BİR KÜRESEL MODA DOSYASI

Küresel moda markalarını mercek altına alıyoruz.

Davıd Mallett

DAVID MALLETT

Maestro’dan sizin için güçlü tüyolar alıyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

Yedi Titreşim

YEDİ TİTREŞİM

Gün ortasında da günaydın diyemeyeceğimizi kim söyledi? Kendinizi rahat bırakın.

Yemek ve şarap eşleşmesi

YEMEK VE ŞARAP EŞLEŞMESİ

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.” Nikos Kazancakis

Best Frıends: Ece Çeşmioğlu

BEST FRIENDS: ECE ÇEŞMİOĞLU

Ece Çeşmioğlu ve Taner Ölmez'le sohbet ettik. Daha doğrusu onlar etti, biz dinledik.

Server Demirtaş

SERVER DEMİRTAŞ

Mekanik hareketlerle hisleri buluşturuyor.

Zızı Donohoe

ZIZI DONOHOE

Zizi Donohoe ile güzellik üzerine biraz laflıyoruz.

EN YENİLER
Server Demirtaş

SERVER DEMİRTAŞ

Mekanik hareketlerle hisleri buluşturuyor.

Davıd Mallett

DAVID MALLETT

Maestro’dan sizin için güçlü tüyolar alıyoruz.

Dönersen Islık Çal

DÖNERSEN ISLIK ÇAL

Bala Atabek, XOXO The Mag için yazdı.

Beğeni Üzerine

BEĞENİ ÜZERİNE

Ali Akay, XOXO The Mag için yazdı.

Zızı Donohoe

ZIZI DONOHOE

Zizi Donohoe ile güzellik üzerine biraz laflıyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

DAHA FAZLA