AKRABAĞ

Işıl Eğrikavuk, XOXO The Mag'in yeni sayısı için yazdı.

Yazı: Işıl Eğrikavuk - XOXO The Mag Sonbahar/Kış 2019-2020

Fotoğraf: Departure Time, 2015, Işıl Eğrikavuk

 

“E, var mı bir enişte adayı?” diye sordu karşımda oturan Gülten. Yedi yıllık evliliğinin ne kadar mutsuz olduğunu tüm ailenin bildiği, şimdiyse karşıma geçmiş kocasıyla evcilik pozları veren kuzenim. Bunu söylerken de başını hafifçe sağa eğip bir yandan sağ gözünü kırpıyordu. Cevabımı beklemeden söze devam etti: “Evlilik çok güzel bir şey. Hele bir de çocuğun olsa... O annelik duygusu var ya, o bambaşka, onu tatmanı o kadar çok isterim ki.”

Masanın karşısına oturmuş Gülten’in sözlerini bitirmesini bekliyordum. Acaba sana ne demeliyim Gülten? En son beş yıl önce görüştük; hayatta ne istediğim, neyi becerip beceremediğim, korkularım, hayallerim hakkında hiçbir fikri yoktu. Ben bunları düşünürken masa hafifçe zangırdamıştı. Gülten’den lafı devralan kocası başladı bu kez (namıdiğer öğreten ağabey; yıllardır işsiz, eniştem ölünce halamın mallarına göz dikmişti). “E, yaşın da geçiyor artık, kaçlıydın sen? Acele et bak, sonra çok geç olacak.” Bunu söylerken kendi kendini onaylamak için başını öne doğru sallıyordu. Bir an mutfakta elektrikler gitti, geldi. Hava kararmak üzereydi, akşam yemeği saati.

Halam devredeydi şimdi. “Gızım...” dedi, “Oralarda özlemişsindir...” diye önüme bir tabak sarmayı bıraktı. Halamı severdim; samimiyetsizliğin ve içten içte hasetliğin kol gezdiği şu ortamdaki en iyi niyetli kişiydi benim için. Sarmaları hızlıca yemeye koyuldum, yandaki yoğurda bandırarak. Açık pencereden rüzgar içeriyi doldurdu, cam hızlıca açılıp kapandı bir an. Soğuk.

Sessizliğimden rahatsız olmuşa benzemiyorlardı ki, günlük konuşmalarına devam ettiler. “Çocuğun okulu, ama yemek yemiyor, yok yok, çok yiyor o babası.” Ah, baba. Senin hatırın için buradayım. Zerre sevmediğin eniştemin ölüm yıl dönümünde halamın yanında olmamı istediğinden kalktım geldim. Ailemizi temsilen... Oysa ki burada bambaşka soruların acıları var yakamda. Kiram kaç mesela? Yalnız mı yaşıyorum? Ne zaman evleneceğim? Ne zaman? Ne zaman? Elinizin körü canlarım.

İşte bunları düşünürken karardı etraf, cam yine açıldı, rüzgar saçlarımı uçururken, masa zangır zangır yerinden oynadı. Bir anda yan odadan gelen kuvvetli bir öksürük sesi. Eniştem mi o? Bakakaldık birbirimize.

“Bismillahirrahmanirrahim...” dedi halam, hemen başını beyaz tülbendiyle kapadı. Emin, ‘the öğreten’, çoktan masanın altına çökmüştü bile. Bekledik. “Semiha!” diye halama seslendi içerden o gür sesiyle eniştem. Vallahi de ses onundu. “Bana da sarma getir bir tabak!”

“Allahümme salli ala...” diye başladı halam sarmaları tabağa koymaya, bir yandan hızlı hızlı başını sağa sola oynatıyordu. Gülten çocuğuna sarılmış ağlıyor, o tiz sesiyle “Yok bir şey anneciğim, dede gelmiş dede.” diye bağırıyordu. Halam sarma tabağını elime tutuşturdu. “Götür gızım, sen götürüver haydi.”

Anadolu’da geçen bir Hitchcock filminin ortasındaydım sanki. Adı ‘Akrabağ’. Üstelik ben de baş oyuncularından biriydim bu akşam. Loş salona doğru elimde sarma tabağıyla yaklaşıyordum. Koridordan geçerken halının desenlerine takıldı gözüm. Çiçeklerle bezenmiş karoların içinden fırlayan kafalar... “Maaşın kaç maaşın? Para biriktiriyor musun? E, yok mu birisi? Haydi artık...” diye fısıldaşıyorlardı. Yavaşça kapının kolunu tuttum, çevirdim. Eniştem koltukta, her zamanki yerinde kaykılmış oturuyordu. Beni görünce doğruldu. “Getir gızım getir, şuraya koy.” dedi. Yavaşça sehpayı önüne çektim. Sarma tabağını bırakırken eniştemin suratına kaydı gözlerim. Gayet canlı görünüyordu, toprağın altına beş yıl önce giren o değildi sanki.

“Otursana gızım.” diye gürledi eniştem. Oturdum, mıhlanmış gibiydim. Salonun merkezindeydik, halılardaki çiçeklerden çıkan hortlaklar çevrelemişti etrafımızı, çini tabaklar rüzgarla havada uçuşuyor, televizyonun ışığı gidip geliyordu. Gülten, Emin, halam binlerce koridor yılı gerilerdeydi şimdi. Hitchcock İç Anadolu’yu bilir miydi? Ağzını şapırdatarak son sarmayı da yedi eniştem. “Oh...” dedi. Göbeğini okşadı. Bana döndü birden. “E, gızım, de bakayım bir, ne zaman evlendireceğiz seni?”

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Şehirlerin Şarjı Bitmez

ŞEHİRLERİN ŞARJI BİTMEZ

Güne hazırsınız, otomobiliniz de öyle.

Yeni İnsan

YENİ İNSAN

Gündüz Vassaf XOXO The Mag için yazdı.

Sosyal İzolasyonda Skın-Fastıng

SOSYAL İZOLASYONDA SKIN-FASTING

Cilt bakımı rutininizi durdurduysanız, tekrar düşünün.

Değişik Bir Gün

DEĞİŞİK BİR GÜN

Başlıyoruz.

Az Kaldı

AZ KALDI

Otomobile atlayıp şehri yaşamaya.

Şükrü Özyıldız

ŞÜKRÜ ÖZYILDIZ

Şapkasını kapının dışında bıraktı. İçeri girdi, elimizi sıktı, karşımıza oturdu; arkadaşımız oldu.

Rebırth

REBIRTH

Adı üstünde işte, yeniden doğuyoruz.

Best Frıends: Ece Çeşmioğlu

BEST FRIENDS: ECE ÇEŞMİOĞLU

Ece Çeşmioğlu ve Taner Ölmez'le sohbet ettik. Daha doğrusu onlar etti, biz dinledik.

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

Evdeki Saat

EVDEKİ SAAT

Grubun beyni ve şimdilik tek üyesi Eren Bagi’yleydik.

Lyn Weıscz

LYN WEISCZ

Lynskiii, telefonun öbür ucunda.

A’dan Z’ye Moda Haftası

A’DAN Z’YE MODA HAFTASI

Moda haftasının hengamesi ve bütün yaşananları alfabedeki harflerin öncülüğünde inceliyoruz.

EN YENİLER
Beğeni Üzerine

BEĞENİ ÜZERİNE

Ali Akay, XOXO The Mag için yazdı.

Zızı Donohoe

ZIZI DONOHOE

Zizi Donohoe ile güzellik üzerine biraz laflıyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

Bir Küresel Moda Dosyası

BİR KÜRESEL MODA DOSYASI

Küresel moda markalarını mercek altına alıyoruz.

Erol Tabanca & İdil Tabanca

EROL TABANCA & İDİL TABANCA

OMM'u Kengo Kuma'dan dinledik, şimdi sıra işin kalbi olan ikilide. Biz bu ikilinin sohbetine müdahil olmaktansa şahit olmayı tercih ediyoruz.

Jonathan Anderson

JONATHAN ANDERSON

JW Anderson’ın kurucusu ve Loewe’nin Kreatif Direktör’ü Jonathan Anderson’ın yükselişi hız kesmiyor. Erkek kıyafetleriyle başlayıp kadın tasarımlarına varan serüvenin tanığıyız.

DAHA FAZLA