SERRA YILMAZ

Serra Yılmaz birçok şey demek. Ve bunlardan bir tanesi mentor olabilir...

Birazdan bir mentorla konuştuğunuzu hissedebilirsiniz. Kendisine soru sorma güdünüzle savaşmanız gerekebilir. Onun için ‘Ferzan Özpetek’in değişmez oyuncusu’ndan başka sıfat bulamayanlarınız da çıkabilir. Huzurlarınızda, Serra Yılmaz ve o, kendini anlatmayı pek sevmez.

 

Röportaj: Münevver Ateş - XOXO The Mag Sonbahar/Kış 2019-2020

Fotoğraflar: Gökhan Polat

 

Serra Hanım, mavi saç size çok yakışıyor. Özel bir anlamı var mı?
Bundan yıllar önce, bir akşam eve geldim, kızım saçlarının uçlarını siklamen rengine boyatmış. Koltuğa tünemiş, sınavına hazırlanıyor. Onu görünce gülmeye başladım ve “Ben de istiyorum.” dedim. Önce bir parçasını boyadım. Sonra benekli yaptım, ters benekli yaptım, derken hepsini boyadım. Hatta o dönem Agnès Varda da yaptı. Maviden de hiç vazgeçmedim. Bir ara pembe yaptığımı iddia edenler bile oldu, ama hiç yapmadım. Sadece bir ara mavinin bir tonuna boyatmışım ki, diskoteğe gittiğimde ışıklar altında mor oluyordu.

Deneyiminize ve duruşunuza binaen soruyoruz; etrafınızdaki kişiler için bir mentor kimliğiniz var mı?
Bunu onlara sormak lazım. Tabii ki zaman zaman insanlara tavsiyede bulunuyorum, nihayetinde ben de onlardan tavsiye alıyorum. Yine de ben kendimi böyle hissetmiyorum. Ama bazı konularda da çokbilmişimdir...

İtalya’da nasıl bir hayatınız var?
Bir kere şunu belirteyim, herkes orada yaşıyorum zannediyor ama İtalya’dan ev kiralayalı iki yıl oldu. Uzun yıllardır orada çalışıyorum ama gidip geliyordum. Şimdi tamamen yerleştim, Floransa’dayım. Orada daha aktif bir hayatım var. Evi kiraladığım anda tesadüfen o kadar çok iş art arda geldi ki, henüz evimin keyfini çıkardığımı da söyleyemem, birbirimize hasretiz... Geçen sezondan beri ünlü İtalyan oyuncu Alessio Boni’yle Miguel de Cervantes’in ölümsüz eserinden uyarlanan Don Kişot’u oynuyoruz. Geçen sene 32 şehirde 65 oyun oynadık, bu sene 35 şehirde 100 oyun planındayız. Dolayısıyla evime çok az gidebiliyorum.

Oradaki yaşantınız buradakinden farklı mı?
Hem farklı hem değil... İstanbul bir megapol, benim İtalya’da yaşamak için seçtiğim yerse oldukça ufak bir şehir. Floransa’daki trafiğe kahkahayla gülersiniz... Her yere yürüyerek gidebiliyorsunuz. Daha sakin, daha huzurlu. En sevdiğim özellik de, 15 dakika içinde ormana, bir saatte deniz kenarına ulaşabilmeniz. Toskana’nın doğasına hayran kalıyorsunuz. Gözünüz sadece güzel şeyler görüyor. Orada eşim dostum da var; hatta manevi İtalyan ailem bile var. O yüzden günler hiç boş geçmiyor. Aynı zamanda orası bir sanat şehri de olduğundan, görülecek çok yer var. Yani, memnunum...

Burada doğup büyüyen ama denizaşırı ülkelerde sanat üreten bazı sanatçılar hem bize ait olsunlar isteniyor hem de en ufak bir falsoda kazana ilk atılanlar oluyorlar. Batılı hissedemediğimiz için Batı’ya ön yargılı yaklaşıyor olabilir miyiz?
Hiçbir Fransız, Fransız bir oyuncu Hollywood’da rol aldığında onunla gurur duymuyor. Biz bu konuda kendimizi yetersiz hissettiğimizden komplekslerimize kapılarak, herhangi bir Türk sanatçı yurt dışında benzer bir iş yaptığında gururla doluyoruz. Bu durum bize olağanüstü hissettiriyor. Oysa bir sürü Avrupalı için bunlar sıradan. Bizim bu sebeple Batılı olmamız zor oldu, yeni yeni başladık... Bu ‘Ya sev ya terk et.’ tavrıysa tamamen milliyetçilikten kaynaklanıyor. Sosyal medya, herkese her şey hakkında görüş belirtme imkanı verdi. Bu hem iyi hem kötü. Çünkü birinin belirttiği bir görüşün linç kampanyasına dönüşmesi an meselesi. Ben bu duruma karşıyım; haklı ya da haksız fark etmez, linç mantık dışı bir hareket.

Düşünce özgürlüğünün yerini küstahlık alıyor çünkü...
Kesinlikle. Küstahlık, zorbalık ve şuursuzluk... Bana Instagram’dan “Bebeğim, geliyorum, seninle bir kahve içsek.” diye mesaj atıldığı oluyor. Bu artık kendini bilmezlik...

 

Geri dönüp filmografinize baktığınızda, seçici olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Ben seçici olmadım; çok fazla teklif almadım, iyi bulduklarımı da kabul ettim. Ufak veya büyük rol ayrımı yapmadım; proje hoşuma gitsin, yönetmen sevdiğim biri olsun, ilerledim. Proje seçimiyle ilgili birçok şey aslında yanlış da anlaşılıyor. ‘Ben Nazi oynamam.’ gibi bir örnek üzerinden gidelim; ben oynarım. Oyuncuyum, mesleğim her türlü tipi canlandırmak. Ama ırkçı bir filmde oynamam. Bu da benim tercihim.

Sektöre girdiğiniz dönemde “Keşke bunu önceden bilseydim...” dediğiniz bir durum yaşadınız mı?
Aslında yaşamadım ama belki, Ömer Kavur’la Venedik Film Festivali’ne gittiğimiz dönem sonrasında bir nebze bunu hissetmiş olabilirim. Şimdi geriye dönüp baktığımda, orada başka şeyler söyleyebilirmişim gibi geliyor. Ama bu da benim için büyük bir “Keşke...” değil.

Çalıştığınız yönetmenlerle aranızda hep özel bir kimya oluştu, özellikle Ferzan Özpetek, Ümit Ünal ve Atıf Yılmaz’la bu bağı nasıl güçlü ve kalıcı kılıyorsunuz?
O kimya oluşmadığında olamıyoruz zaten. Aramızda bir dostluk oluştuğunda da devam ediyoruz. Üç yönetmen için de bu geçerli. Ferzan’la aramızdaki dostluk o kadar yakın ki, bağıra çağıra kavga da ediyoruz. Çünkü karşılıklı güvene sahibiz, bu yüzden de ilişkimiz bu durumdan negatif etkilenmiyor. Bende böyle bir güven arayışı mevcut. Sağlık mevzubahis olduğunda da aynı şeyi arıyorum. Karşımdaki doktora güvenmezsem, kendimi ona tedavi ettiremiyorum.

Bir yönetmenin sıklıkla aynı oyuncuyla çalışması büyük risk değil mi?
Aslında tam tersi; oyuncu için daha büyük risk. Ben İtalya’da Ferzan’ın fetiş oyuncusu olarak algılanıyorum. Bu bana çok şey kattı ama öte yandan başka yönetmenler için engel de teşkil edebiliyor. Çünkü beni Ferzan’ın dünyasının bir parçası olarak görmeye başlıyorlar. Eh, yönetmen de yönetmeni kıskanır...

 

Röportajın tamamı, XOXO'nun yeni sayısında. Üye olmak için buraya tıklayınız. 

BUNLARI DA OKUYUN

CEMRE EBÜZZİYA

Risk almak ve erken yaşta başarıyı yakalamak üzerine...

HÜMEYRA

Hümeyra'yı birkaç sıfatla özetlemektense, ona mahsus sözcükler üretmek kulağa daha doğru gelmiyor mu? Belki röportajın sonunda kendinizkileri üretmiş olursunuz.

PİRAYE ERDOĞAN

Sizi farklı bir mimarla tanıştırıyoruz; zihin mimarı Piraye Erdoğan'la. Ve sorduğumuz ilk soru, uzun süredir sormadığımız bir meraktan kaynaklanıyor: İnsan nedir?

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Efı Gousı

EFI GOUSI

Efi'nin koyu-pastel dünyasına bakıyoruz. O anlatıyor, biz inceliyoruz.

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

Some Men yazı, Kerem Bürsin'le açıyor.

13 Reasons Why

13 REASONS WHY

Netflix’in 31 Mart’ta izleyiciyle buluşan yeni dizisi 13 Reasons Why, gençlik dizilerini polisiyeyle birleştiren formülüyle ilgi çekeceğe benziyor.

Birkan Sokullu

BİRKAN SOKULLU

Some Men'in Kış 2019 kapak konuğuyla biraz zaman geçiriniz.

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

MBFWI Backstage: Özlem Süer

MBFWI BACKSTAGE: ÖZLEM SÜER

Özlem Süer defilesinin sahne arkasından bildiriyoruz.

Fırat Çelik

FIRAT ÇELİK

Hayatında standartları var. O tam bir profesyonel. Amacına yönelik hareket ediyor, ve geniş bir vizyonu var. Ve dünya onun oldukça, o da dünyanın oluyor. #dude

Walk Don’t Run İle Tanışın

WALK DON’T RUN İLE TANIŞIN

İçeri lütfen, ama koşmadan.

Davıd Guetta

DAVID GUETTA

"Yaptığımız her şeyin %100 olması gerekiyor."

Metin Akdülger

METİN AKDÜLGER

Meğer Metin'e daha soracak çok sorumuz varmış.

Instagram Pets: Shrampton

INSTAGRAM PETS: SHRAMPTON

Shrampton ile oturup sohbet edebilir, üstü açık arabasıyla Malibu sokaklarında gezebilirsiniz.

Rüya Pamuk

RÜYA PAMUK

Rüya'yla konuşmamızın odak noktasında okuduğu, yarıda bıraktığı ya da okuyacağı kitaplar vardı.

EN YENİLER
LOKAL TEMAS: TRUST ME BABY

LOKAL TEMAS: TRUST ME BABY

Trust me baby mercek altında. Yaratıcısı Melih Çebi yanıtlıyor.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

"Biz Suna K.’yı bir kabile olarak tarif ediyoruz."

Davıd Guetta

DAVID GUETTA

"Yaptığımız her şeyin %100 olması gerekiyor."

Safa Şahin

SAFA ŞAHİN

“Şu an daha ziyade geleneksel sanat sisteminden yanayım."

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

Bedirhan Soral

BEDİRHAN SORAL

"Günümüzde doğanın bize verdiği mesajları hepimiz çok net görüyoruz."

DAHA FAZLA