JEN&SYLVIA SOSKA

Born fore gore. Yani, gore için doğdular. Ve XOXO'nun yeni sayısındalar.

Soldaki Jen, sağdaki Sylvia. İlk filmleri Dead Hooker in a Trunk, son filmleri Rabid. Tanıdık geldi mi? David Cronenberg’ten sonra Kanada’dan çıkmış en kanlı sinemacılar. Üstelik iki taneler. Ve üstatlarının imza filmini yeniden çevirerek, ona saygı çerçevesinde meydan okuyorlar.

 

Röportaj: Güzin Çiftelerli - XOXO The Mag Sonbahar/Kış 2019-2020

Fotoğraflar: Jen&Sylvia Soska’nın izniyle

 

GÜZİN ÇİFTELERLİ: Sevgili Soska’lar, ikiniz ‘gore’ için mi doğdunuz?

SLYVIA SOSKA: Ailelerimiz bizi epey iyi çocuklar olarak yetiştirdi ama sanırım bu yöntem geri tepti... Biz küçükken de koca birer korku filmi hayranıydık. Annem, 10 yaşımıza kadar korku filmi izlememize izin vermedi. Nihayet 10 olduğumuzda Poltergeist’ı (1982) izledik ve ödümüz koptu. Annem, sabırla bize bu süreci açıkladı; bunun bir korku filmi, bu filmi yapanların işlerinin bizi korkutmak ve her şeyin rolden ibaret olduğunu... Bu süreci anladıktan sonra kendimizi protezle canavar yaratma zanaatına kaptırıverdik.

JEN SOSKA: Okula başlamadan önce, korku filmlerini sevmenin alışılagelmişin dışında bir şey olduğunu düşünmezdim. İlkokulda Stephen King romanları okurduk ve annemle korku filmleri izlerdik. Bizim kaliteli zamanımız bundan ibaretti. Öyle pek sınırlarda korku hislerim yoktur. Korkmaya meyletmiyorum.

GÇ: İnsanlar sırf sizden iki tane var diye sizi fetişize ediyorlar mı?

SS: İnsanlar bizi fetişize etmeselerdi bir kariyerimiz olur muydu, ondan bile emin değilim... Bu bize, kendimizi özgürce ifade edebilme ve kendimiz olabilme fırsatı verdi. Bu yüzden sahne adımıza ‘Twisted Twins’ dedik. Çünkü hayatımız boyunca insanlar arkamızdan “İkizler!” diye bağırdı. Biz de bu vesileyle onlara iade-i cevap vermek istedik.

JS: Kimlik bakımından oldum olası fetişize edildik. Bu konuda yapabilecek bir şeyimiz yok ama zaten yapmak istediğimiz de pek söylenemez. Ama belki de ikiz olmasaydık, yaptığımız iş kendini daha iyi anlatabilirdi... İnsanlar işimizden çok dış görünüşümüzle ilgileniyor. Bu biraz moral bozucu; yaptığımız işle belli mesajlar vermek ve bu dış görünüşle paralel oluşan karakter algısını kırmak istiyoruz. İnsanları dış görünüşlerine göre değerlendiren herkesi o kadar sığ buluyorum ki... Ama karşınızdakini anlayabileceğiniz seviye, ancak onun kendini anladığı seviye kadar olabilir.

GÇ: Fright Fest’ten yeni döndünüz, her şey nasıldı?

SS: Fright Fest, zamanında American Mary (2012) filmimizin prömiyerini yaptığımız yerdi; ne şahane ki bu sene de yeni filmimizin prömiyerini orada yaptık. Kanadalı iki filmci olarak, yedi sene sonra, evimiz gibi hissettiğimiz yere yeni bir korku filmiyle geri döndük. Seyirci yine büyüleyiciydi ve film perdede sorunsuz aktı.

JS: Şahane bir tecrübeydi. Fright Fest seyircisi, American Mary’den beri bizi hep çok iyi ağırlıyor. Rabid, en kişisel filmimiz. Ve American Mary’den sonra insan bedenine odaklanarak korku yaptığımız ilk film. Fright Fest ilk gösterimimiz için en doğru yerdi ve seyirci filmin hakkını verdi.

GÇ: Bir David Cronenberg kültü Rabid’in (1977) yeniden çevrimini henüz seyirciyle paylaştınız. Biraz geri saralım... 1977’de çekilmiş bir hikayeyi 2019’a nasıl uyarladınız?

SS: Aslında bize kalsaydı, biz Dead Ringers’ı (1988) yeniden çekmek istemiştik. Ama Bay Cronenberg’in filme eklediği her ince detay, senesinin o kadar ötesinde kurgulanmış ki... 1977’de yapılmış bir filmde kök hücre çalışmalarına ve bunun insanlığı manipüle edici şekilde kullanılmasına dair anekdotlar var. Şu anda bile olup bitene baktığımızda, buzdağının sadece bir kısmını görüyoruz. Transhümanizm deneyleriyle yarı insan yarı hayvan mahluklar üretmeye çalışarak ahlaki ve etik sınırlarımızı zaten zorluyoruz...

JS: Rabid’i yeniden çevirmek üzere yola koyulduğumuzda, hemen ardından bir şey daha yapmamız gerektiğini biliyorduk. Çünkü Bay Cronenberg The Fly’la (1986) tam olarak bunu yaptı. Sinemada iyi bir yeniden çevrim, işin orijinaline saygıda kusur etmeden, ona yeni bir şey katarak yaptığınız versiyondur. Cronenberg’in filmi erkek gözünden yapılmıştı, biz de ona bir kadın dokunuşu katarak, yaklaşımı modernize etmiş olduk.

GÇ: İlk filminiz Dead Hooker in a Trunk’dan (2009) son filminiz Rabid’e (2019), gore’a yaklaşmınız nasıl evrildi?

SS: Şurası kesin ki, artık teknik açıdan çok daha donanımlı filmcileriz. 2500 Dolar bütçeli ilk filmimizden beri öğrendiğimiz her şey bir sonraki filmin prodüksiyonuna yarıyor. Kendinizi her ince detayı planlar halde buluyorsunuz. Her yeni işte yıldızlara ulaşmaya çalışıyoruz; biliyoruz ki, onlara ulaşamasak bile en azından Ay’ın yanında olacağız. Tüm filmlerimizi ortalama 15 günlük süreçlerde çektik. Rabid’in çekimleri 19 gün sürdü. Hepsini memleketimiz Kanada’da, MastersFX, Fake Shark’tan Kevvy ve Ed Brando, William F Whites ekipmanlarıyla çekiyoruz. Sabit bir ekibimiz var. Ve oyuncu kadromuz da her seferinde bize istediğimiz o iddialı sahneleri verme eğilimin de.

JS: Çok az işi biz yapıyoruz... Önemli pozisyonlarda insanlara sorumluluk bırakmanın onları daha da güçlendirdiğine inanıyorum. Senelerdir çalıştığımız kemik bir ekibimiz oluştu. Nispeten daha ‘Kendin yap.’ stilinde çektiğimiz Dead Hooker in a Trunk, bize bu anlamda çok şey kattı. O deneyim sayesinde, suratımıza yediğimiz yumruklara nasıl karşılık vermemiz gerektiğini, çıkan problemleri her zaman parayla değil, yaratıcılıkla da çözebileceğimizi öğretti. Yeri geliyor, elinizdeki paradan arttırmanız gerekiyor; ki bu da büyük yetenek... Özetle, filmlerimiz her seferinde daha cesur, katmanlı, derin ve rafine bir hal aldı. 

GÇ: İki kişilik bir çetesiniz; her hikayeye yaklaşımınızda aynı tonu koruyor musunuz?

SS: Jen olmadan yapacağım herhangi bir üretim, haddinden fazla depresif kaçabilirdi. Her yeni filmde prodüksiyon kısmını alıp öyle bir hale getiriyor ki, tek bir detayı kaçırdığını bile göremezsiniz. Kanın kaç farklı tonunda kırmızıyı yarattığını anlatsam şok yaşarsınız... O kadar düşünceli ve harika bir iş ortağı ki, diğer yönetmenler tek başlarına nasıl çalışıyorlar, hayret ediyorum.

JS: İkimiz de tek başlarımıza film üretebilirdik ama bunu hiçbir zaman istemedim. Yaptığımız iş zaten yeterince acımasız; iş ve yaratıcı ortağım, partnerim ve en iyi arkadaşım olmadan dünyaya gelmiş olmak istemezdim. Sylvia yanımda olduğu sürece her deliğe girip çıkabilirim. O, çok yaratıcı ve sıra dışı bir sanatçı, bir hikaye anlatıcısı.

GÇ: Hiç birbirinizden ayrı bir film yapmayacak mısınız yani?

SS: İş ortakları olarak birlikte çok yol kat ettik. Ekibimiz de bizimle birlikte oturdu ve gelişti. Bu raddeden sonra var olan uyumu dağıtmak aptalca olur. Bu arada, geçmişte bir projeyi birbirimizden ayrı çekmemiz için teklif aldık, hatta bu teklifte epey de ısrar ettiler. Ama istediklerini alamadılar...

JS: Şahsen bunu hiç istemiyorum; kabus gibi bir fikir. Kendimi bir anda yarım hissederim; yıllardır birlikte çalıştığım partnerimin artık yanımda olmadığını düşünsenize... İkizler, sanılanın aksine ayrı birer birey değillerdir. Her şeylerini paylaşırlar. Birlikte düşünürler, birlikte beyin fırtınası yaparlar. Doğa onları ortak doğurmuştur. Onlardan bunu almak, onları bir uzuvlarından mahrum bırakmakla eş değer. En azından bizim için durum böyle.

GÇ: Peki, mesleğinize dair birbirinizden ayrı yeteneğiniz ne? Kim, neyde daha iyi?

SS: Zor soru... Jen, senaryolardaki hümoristik kısımları yazmakta çok başarılı, senaryonun kalbini genelde o kuruyor. Sette karşılaştığımız zor şartlarla başa çıkmak konusunda da çok iyi. Proestetik ve FX olaylarına kafayı takmış halde. Her işe beraberinde şefkat ve bilgelik katıyor.

JS: Tüm görevlerimizi ve sorumluluklarımızı paylaşıyoruz. Hangi sahneyi kimin yazacağına aramızda karar veriyoruz. İkimiz de senaryoda revizyon yapmayı seven tipler değiliz. Sylvia, genellikle en orijinal ve akıl uçurucu fikirlerle gelen taraf. Kendisi pek olmamasına rağmen, fikirleri epey karanlık; görünüşe aldanmamak gerek... Sylvia görüntü yönetmenimizle, oyuncu ekibiyle (özellikle iyi ve kötü karakterlerle bir arada) daha sıkı çalışıyor. Kim vereceği oyunun derinliği ve sınırları konusunda sıkışsa, kendini Sylvia’nın yanında buluyor.

GÇ: Henüz filme çekilmemiş o en değerli projeniz ne?

SS: Ben yıllardır bir Chuck Palahniuk romanını beyazperdeye uyarlamanın peşindeyim. Survivor, Invisible Monsters ya da Snuff tercihim. Ama film dünyasında bir şeyleri oldurmak o kadar zor ki, heyecanınızın da, tutkunuzun da yeterli olmadığı zamanlar var. Bu arada, enteresan bir şekilde American Mary’den beri orijinal bir senaryoyu filme çekmedik. Bob adında bir senaryomuz var, yakın zamanda onu yapabilirsek şahane olacak.

JS: Ben de artık Bob’u çekmek istiyorum. Kendine özgü bir film ve böyle birkaç iş yapmak istiyorum. The Man Who Kicked Ass diye bir Japon western’imiz var; oldukça vahşet kokan bir iş. Birinci Dünya Savaşı sonrası Macaristan’ı anlatan bir projemiz daha var, onu da olayların geçtiği yerde çekme niyetindeyiz. Ama uyarlamaları hala çok seviyoruz. Dead Ringers ve Altered States (1980) de uyarlanmak için sırada bekleyenler.

GÇ: ‘Gore’un inandırıcı mı olması gerek yoksa ne kadar abartı o kadar iyi mi?

SS: Arzu nesnenizi nereye koyduğunuza göre değişir. Vendetta’da (2015), bir adamı çatıdan başka bir adamın üzerine attık. Aşağıdaki adam zar zor yaşıyordu. Sonra elini cebindeki silahına götürdü ve ateş etmeye başladı. Sokakta bir hapishane çatışması çıktı. Böyle bir şeyin olması delice ve bizim de tam olarak niyetimiz bu deliliği gerçekleştirmekti. Rabid’i, filmin ana karakteri Rose’un gözünden izliyorsunuz. Kim olduklarını hemen anlayamayacağınız ama karakterleri zamanla açığa çıkanlar da var. İnandırıcı olsun ya da olmasın, filmin matematiğinde her element bir şeye hizmet ediyor.

JS: Kurduğunuz dekor, filminizin tonu, ışıklandırma, niyet ve tüm bunları uygulayış biçiminiz önemli. İncecik bir kan damlasının akışını azami gerginlikle seyirciye verebilirsiniz ve o damlanın tek bir sıçrayışı bütün salonu koltuğunda hoplatmaya yetebilir. Şayet o sahneyi yeteri kadar artistik ve/veya manalı yapamayacağınızı düşünüyorsanız, izleyenin üzerine mecazen galonlarca kan da boşaltabilirsiniz ve kimse de buna tepki vermeyebilir. Alfred Hithcock ne diyor?: “Korku anda değil, o anın gelişini beklemekte.” Buradaki an, aslında gerginliğin dışarıya salındığı an.

 

Röportajın tamamı, XOXO'nun yeni sayısında. Üye olmak için buraya tıklayınız. 

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Efı Gousı

EFI GOUSI

Efi'nin koyu-pastel dünyasına bakıyoruz. O anlatıyor, biz inceliyoruz.

13 Reasons Why

13 REASONS WHY

Netflix’in 31 Mart’ta izleyiciyle buluşan yeni dizisi 13 Reasons Why, gençlik dizilerini polisiyeyle birleştiren formülüyle ilgi çekeceğe benziyor.

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

Some Men yazı, Kerem Bürsin'le açıyor.

Birkan Sokullu

BİRKAN SOKULLU

Some Men'in Kış 2019 kapak konuğuyla biraz zaman geçiriniz.

MBFWI Backstage: Özlem Süer

MBFWI BACKSTAGE: ÖZLEM SÜER

Özlem Süer defilesinin sahne arkasından bildiriyoruz.

Fırat Çelik

FIRAT ÇELİK

Hayatında standartları var. O tam bir profesyonel. Amacına yönelik hareket ediyor, ve geniş bir vizyonu var. Ve dünya onun oldukça, o da dünyanın oluyor. #dude

Walk Don’t Run İle Tanışın

WALK DON’T RUN İLE TANIŞIN

İçeri lütfen, ama koşmadan.

Davıd Guetta

DAVID GUETTA

"Yaptığımız her şeyin %100 olması gerekiyor."

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

Instagram Pets: Shrampton

INSTAGRAM PETS: SHRAMPTON

Shrampton ile oturup sohbet edebilir, üstü açık arabasıyla Malibu sokaklarında gezebilirsiniz.

Metin Akdülger

METİN AKDÜLGER

Meğer Metin'e daha soracak çok sorumuz varmış.

Rüya Pamuk

RÜYA PAMUK

Rüya'yla konuşmamızın odak noktasında okuduğu, yarıda bıraktığı ya da okuyacağı kitaplar vardı.

EN YENİLER
LOKAL TEMAS: TRUST ME BABY

LOKAL TEMAS: TRUST ME BABY

Trust me baby mercek altında. Yaratıcısı Melih Çebi yanıtlıyor.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

"Biz Suna K.’yı bir kabile olarak tarif ediyoruz."

Davıd Guetta

DAVID GUETTA

"Yaptığımız her şeyin %100 olması gerekiyor."

Safa Şahin

SAFA ŞAHİN

“Şu an daha ziyade geleneksel sanat sisteminden yanayım."

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

Bedirhan Soral

BEDİRHAN SORAL

"Günümüzde doğanın bize verdiği mesajları hepimiz çok net görüyoruz."

DAHA FAZLA