SORRENTI'LERİN YAZI

İspanya’da, ailenin yazlığındayız. Onların uzun sahil yürüyüşünde peşlerine takılıyoruz.

Tabii, siz buraya sahil derseniz... Güçlü dalgaların dövdüğü keskin kayalıklar arasında anı yakalama telaşındaki bu babayı ve kızını takip ederken, tam olarak neden burada olduğumuzu biliyoruz. Fakat siz bilmiyorsunuz. Birazdan öğreneceksiniz.

Yazı: Sude Orhan

Fotoğraflar: Mario&Gray Sorrenti

Mario Gray’i, Gray Mario’yu fotoğraflıyor. Sorrenti’leri tanıyorsanız, sonucun siyah ve beyaz arasında gidip gelmediğini; bu iki renge sabitlendiğini tahmin edersiniz... “Çocukluğumu Napoli’de, Akdeniz kıyısında geçirdim. Deniz dendiğinde aklıma ilk gelen şey, haliyle çocukluğum... Vaktimiz mütemadiyen deniz kenarında geçti; sahilde aile olarak biriktirdiğimiz anılar o kadar çok ve kıymetli ki... Yaz aylarını ve Noel’i denize yakın yerlerde geçirmek bizim için neredeyse bir gelenek.” Mario, sessizliği bu şekilde bölüyor. Onun çocukluğu 1971 ve 1980 yılları arasına tekabül ediyor. 80’den sonra 39 yıl geçtiğine göre, fotoğrafçı bulunduğumuz yerin her bir karışını ezbere biliyor olmalı... Acaba, 20 yaşındaki Gray bu rutine ne zamandır dahil?

Gray, “Benim hatırladığın ilk anı, okyanus. Sadece okyanus...” diyor ve devam ediyor; “Deniz üzerinde nereye yolculuk ettiğimizi bile hatırlamıyorum. Aklımda yalnızca annemin, kardeşimin ve babamın beni sımsıkı tutması var... Hatta bu hatıramı zaman zaman bir aşk üçgeni gibi anımsıyorum. Okyanusta birbirini dengede tutan dört aile üyesi... Hatırladığım ilk anı bu: Okyanusta olmak ve onu hissetmek. Artık ne zaman denize girsem, bu his otomatik olarak zihnimde beliriveriyor.” O halde, artık hatırladığı ilk anıya atlama vakti. Suya balıklama dalan Gray’i babası aynı akrobatik hareketle takip ediyor. Tabii, ikilinin diğer balıklama atlayanlardan farkı, ellerinde fotoğraf makinelerinin olması. Ne tesadüf... Yukarıdan baktığımızda, derinlerde birbirlerini fotoğraflamaya devam ediyorlar gibi görünüyor. Kayalıklara geri döndüklerinde, Gray’e bunu farklı bir açıyla soruyoruz: Aşağıda bizi neler bekliyor?

“En güzel dünyalardan biri.” diyor. “Yalnızca suyun altında olanlar değil, yüzme yeteneğimiz ve bu sayede denizle bağ kurduğumuz gerçeği bile inanılmaz... Başınızı suyun altına sokup tam sessizliği hissettiğiniz, sahip olduğunuz tek şeyin başınızın etrafındaki su kütlesi olduğu an... Bu sahne, benim için su altında olmak ve suyun yüzeyinde uzanmak demek...” Gray, bu esnada kurulanıyor. Sözü güzelliğe getirmek için fırsat, karşımızda. Ona, söz konusu mefhumun onun için ne ifade ettiğini soruyoruz. “Güzellik, kesinlikle doğal olana en yakın kavram. Ne makyajla, ne fotoğraf çekimiyle ne de kişinin kendisiyle belirlenebiliyor. Güzelliğimizi, onu taşıma biçimimiz, bu dünyaya doğma şeklimiz tanımlıyor. Her anlamda etkileyici.”

 

Kızının cevabına kulak misafiri olan Mario’nun güzellik adına söyleyeceği çok şeyi olduğunu biliyoruz. Zaten hiç beklemeden Gray’in noktasını koyuyor; söze, güzellik kavramının ona ne ifade ettiğiyle başlıyor: “Neredeyse her gün güzelliği farklı açılardan tanımlamaya çalışıyorum. İşim adına yapmaya çalıştığım, hatta yaptığım yegane şey bu. ‘Güzellik nedir?’ sorusunun peşine düşmek. Söz konusu cevap sabit değil; hep değişiyor, gelişiyor, karşısındakini hayrete düşürüyor. Güzelliği arama süreci, fotoğraf sanatını icra ederken yaptıklarımın bir parçası; her an değişebiliyor. Bu kavram, gerçeği arama ve keşfetme süreciyle bir şekilde bağ kuruyor. Mesela, bazen tam olarak güzel denmeyecek bir şey yaratsanız da size çok güçlü duygu verebiliyor. Ve derin olan her duyguda güzelliğin kokusunu alabiliyorsunuz. Birçok farklı şeye referans veriyor, birçok farklı şeyi niteliyor. Karanlık bir gökyüzü de olabilir, güneşli ve aydınlık bir sema da... Tamamen içinde bulunduğunuz anı nasıl hissettiğiniz ve onu nasıl yorumladığınıza bağlı.”

Mario’nun da söylediği gibi güzellik sürekli değişiyor, gelişiyor... Peki, sevgili Sorrenti’lerin şahsi güzelleşme ya da bakım tarihlerine mıhlanan bir formül var mı? Elbette. Hatta kendisi, burada olmamızın sebebi.

Gray, “Şu an, eskiden babamla bir şeyler ürettiğimiz zamanları adeta tekrar yaşıyoruz. Fotoğraflara ya da kavanozun içine giren formüllere kampanya gözüyle bakmıyoruz. Aile olarak yapabileceğimiz şeylere odaklanıyoruz. Çocukluğumda, yani her şeyin alabildiğine yalın olduğu zamanlarda, kalemlerimizi, boyalarımızı ve kitaplarımızı alıp sahile giderdik. Kampanyayı tıpkı o anılarıma benzetiyorum.” diyor.

Kampanyanın muhatabı La Mer. Sorrenti’ler ikonik Crème de la Mer’in kısa süreliğine kreatif direksiyonuna geçiyor; ambalajlar ve kampanya fotoğrafları babaya ve kızına teslim ediliyor. Söz Mario’da: “Yalnızca, en mutlu olduğumuz, bulunmaktan en hoşnut kaldığımız yerde, okyanustayız. Bizi en rahatlatan şeyi yapıyoruz: Fotoğraf çekiyoruz.

İkimizin de mesleği fotoğrafçılık olduğundan kampanyayı burada çekmek bize uğraştığımız sanatı en olağan yoldan icra etme fırsatı veriyor. Fotoğraflara farklı elementlerin dahil olmasını istemiyoruz; her şey olması gereken
akışında ilerliyor. En doğal sonucu almak istediğimizden model de kullanmıyoruz.” İşte burada duruyor ve geriye sarıyoruz. “Normalde de sanatımızın önemli parçası olarak benimsediğimiz ve icra etmekten keyif aldığımız için fotoğrafları siyah-beyaz çekmeye karar verdik. Kendimizi bu şekilde daha iyi ifade ediyoruz. Burada çekici olmanın çok ötesinde bir şey var; yaşamlarımızın tarihi yanını yaratma ve belgeleme şeklimiz. Ortaya çıkardığımız iş de bu tavrın bir sonucu. Tam da bu yüzden, birer sanatçı olarak zaten bu şekilde yarattığımız için kampanya doğal bir ruha bürünüyor.” Siz bu satırları okuduğunuz sıralarda lanse edilmiş olan La Mer by Sorrenti iş birliğinin bu sohbetin bir yansıması olması bizi şaşırtmayacak gibi. Özgürlüğün ve samimiyetin odakta olduğu fotoğrafların, ambalajlara da yansıdığı kesin.

Mario’dan aldığımız bilgiler şimdilik kafi. Onlardan izin isteyerek denize atlıyoruz. Suyun yüzeyine çıktığımızda gözlerimizi açıyoruz. Malum, koleksiyonla tanıştıktan sonra, yoğun kıvamlı arzu nesnesini yüzümüze yedirirken, maalesef rüyada Mario’dan cevabını almayı unuttuğumuz o soru aklımıza geliyor: Gray yüzmeyi kaç yaşında öğrenmişti? Keşke biraz daha sohbet etseydik...

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Efı Gousı

EFI GOUSI

Efi'nin koyu-pastel dünyasına bakıyoruz. O anlatıyor, biz inceliyoruz.

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

Some Men yazı, Kerem Bürsin'le açıyor.

13 Reasons Why

13 REASONS WHY

Netflix’in 31 Mart’ta izleyiciyle buluşan yeni dizisi 13 Reasons Why, gençlik dizilerini polisiyeyle birleştiren formülüyle ilgi çekeceğe benziyor.

Birkan Sokullu

BİRKAN SOKULLU

Some Men'in Kış 2019 kapak konuğuyla biraz zaman geçiriniz.

MBFWI Backstage: Özlem Süer

MBFWI BACKSTAGE: ÖZLEM SÜER

Özlem Süer defilesinin sahne arkasından bildiriyoruz.

Fırat Çelik

FIRAT ÇELİK

Hayatında standartları var. O tam bir profesyonel. Amacına yönelik hareket ediyor, ve geniş bir vizyonu var. Ve dünya onun oldukça, o da dünyanın oluyor. #dude

Walk Don’t Run İle Tanışın

WALK DON’T RUN İLE TANIŞIN

İçeri lütfen, ama koşmadan.

Davıd Guetta

DAVID GUETTA

"Yaptığımız her şeyin %100 olması gerekiyor."

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

Instagram Pets: Shrampton

INSTAGRAM PETS: SHRAMPTON

Shrampton ile oturup sohbet edebilir, üstü açık arabasıyla Malibu sokaklarında gezebilirsiniz.

Metin Akdülger

METİN AKDÜLGER

Meğer Metin'e daha soracak çok sorumuz varmış.

Rüya Pamuk

RÜYA PAMUK

Rüya'yla konuşmamızın odak noktasında okuduğu, yarıda bıraktığı ya da okuyacağı kitaplar vardı.

EN YENİLER
LOKAL TEMAS: TRUST ME BABY

LOKAL TEMAS: TRUST ME BABY

Trust me baby mercek altında. Yaratıcısı Melih Çebi yanıtlıyor.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

"Biz Suna K.’yı bir kabile olarak tarif ediyoruz."

Davıd Guetta

DAVID GUETTA

"Yaptığımız her şeyin %100 olması gerekiyor."

Safa Şahin

SAFA ŞAHİN

“Şu an daha ziyade geleneksel sanat sisteminden yanayım."

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

Bedirhan Soral

BEDİRHAN SORAL

"Günümüzde doğanın bize verdiği mesajları hepimiz çok net görüyoruz."

DAHA FAZLA