CANER ÖZYURTLU

Nereye baksanız Biz Böyleyiz'i mi görüyorsunuz? Dikkatinizi biraz da filmin yönetmenine vermeye ne dersiniz?

Röportaj: Hande Öçalan

Fotoğraflar: Cansu Kızıltaş

 

Caner, lütfen bize doğruyu söyle, bugünlerde nasıl hissediyorsun?

Vallahi karışık... Bir gün çok iyi, bir çok telaşlı, bir gün çok özgüvenli, bir gün çok özgüvensiz... Dalgalanmalar normal halime göre çok yüksek.

Sence Biz Böyleyiz seyirci tarafından sevilecek mi?

Sevilecek gibi hissediyorum... Vizyon öncesi birtakım kişilere izlettik ve çok kötü yorum almadık. Çok daha nefret toplayan filmlerim olmuştu... Kişisel olarak beğenmeyenler de oluyor tabii ama tabii genel gösterimlerde nasıl olacağını göreceğiz.

Acaba bu hikayenin oyuncu kadrosu farklı olsaydı, işin seyri nasıl değişirdi?

Değişirdi tabii... Bu da bir kelebek etkisi, nereye gideceğini tam olarak bilemeyiz. Ama oyuncu kadrosunun şu anki halinin değişmesini hiç istemezdim. İşin ticari kısmını da bir yana bırakarak konuşuyorum, gerçekten çok güzel vakit geçirdik ve arkadaş olduk. Ki ben kolay arkadaş olan biri de değilim... Aralarında hala neredeyse her gün telefonlaştığım insanlar var. Ki benim arama huyum da yoktur...

“Sette çok eğlendik.” geyiğini gerçekleştiren ilk set sizinki o zaman...

O enerji bazen yakalanıyor ama bu sefer gerçekten hiç sorun çıkmadı.

Bağımsız film dediğimiz türü Türkiye’de aslında çok başaramıyoruz. Bağımsız filmlerin arthouse sinemaya ait olduğu ve gişe filmi kategorisinde değerlendirilemeyeceği gibi bir seyirci ve dağıtımcı algısı var. Biz Böyleyiz bunu kırıyor sanki...

Aslında Türkiye’de oturmuş bir stüdyo sistemi olmadığı için herkes ‘indie’. Ama sinema anlayışı olarak evet, yok. Herkes ya seyirciyi eline alacak ticari iş yapmak istiyor ya da tamamen seyirciden kopuyor. Ben bu sefer, ana akıma kendi sevdiğim film zevkimi dahil ederek bir şey yapmak istedim. Çok kalabalık bir kitleye de düzgün bir şey izletebilir miyiz diye düşündük. Bunu belirleyen filmin seyirci sayısı olacak.

Bu anlamda yapım tarafından da epey şanslısınız o zaman...

Avşar Film, filme yatırımcı oldu ve açıkçası bize hiç karışmadı. Ön izleme yapıldıktan sonra da herhangi bir değişiklik istemediler. Türkiye’de hiç alışık olmadığım bir kreatife saygı vardı. Bir sürü yapımcının “Hayır.” dediği bu projeye Şükrü Avşar “Evet.” dedi; hep çok saygılı ve heyecanlıydı. Minnettarım.

Bu ülkede uzun süredir lakayıt olmayan bir gençlik draması da yapılmıyordu. Bu açığı kokladınız mı?

Gençlik olgusunu bilmiyoruz ki... Gençler üzerinden para kazanmaya çalışan yapımları izliyoruz. Ben insanların içinden kopmadan iş yapmaya çalışıyorum. Sorun, gençleri nasıl ele geçireceğini düşünen kötü kalpli yapımcılarda.

 

Hikayenin epey keskin bir karakter kurgusu var. Herkes ya siyah ya beyaz. Bu altılı, nasıl bir çalışmayla oluşturuldu?

Ben oldum olası karakter çalışmışımdır, filmlerden de bağımsız olarak. Aklıma geldikçe bir gün bir yerlerde kullanılmak üzere karakter yazarım. O karaktere belli sorunlar yaratırım, davranış paternleri çizerim ve bir senaryoda da bir gün kullanırım. Böyle bir havuzum var, fiziksel bir kutu yani. Itali Calvino’dan öğrendiğim bir yöntem. Üç kutuda insan, mekan, olay örmek. O, bu kutularda birikenleri birleştirip roman yazıyormuş tabii, ben o kadar profesyonel çalışamadım. Emrah karakterinin bazı şakaları, çok önceden not aldığım şakalardı mesela. Ya da benim hayatımda deneyip başaramadığım şakalar...

Senarist dokunuşun, tam olarak o şakalarda ortaya çıkıyor zaten...

Evet ama o da beni biraz üzmedi değil... Ben gerçek hayatta aynı şakaları yapınca ortam buz kesiyor, filmde olunca reaksiyon alıyor. Sözün özü, Berrak ve Melikşah ile bu karakterler için çok çalıştık. Olaylara o kadar odaklanmamışken ya da ortada olay yokken, karakterler vardı ve bunlarla bir şey yapmaktan yola çıktık.

Hikayenin en gerçekçi, marazsız ya da belki fazla uçlarda olmayan karakteri Beril (Meriç Aral). Her bir karakterde kusurlu bir yön bulmak epey kolayken Beril’de öyle değil. Bu ekibe sonradan dahil olduğu için mi onu özellikle bu şekilde kurguladınız?

Aslında Beril’i, seyircinin gözü olarak kurguladım. Seyirciyle beraber bir yere girip çıkan kişi o. Beril’in nelere nasıl tepkiler verdiğini uzun uzun vermek istedim ki seyirci kendini özdeşleştirecekse onunla özdeşleştirsin. Onun ahlakçılığını da bu yüzden açıkça gösterdim. Seyirciyi özdeşleştirdiğim bu karakterin de insanlara yaranmaya çalışması, iyilik yapması, tuhaf yalakalıklarda bulunması gibi marazları var. Dolayısıyla onun da düşündüğü kadar iyi olmaması çok hoşuma gidiyor.

Keşke Mesut karakteri film bitene kadar hiç konuşmasaydı ya... Burak Altay’a şahane bir detay muamelesi yapmışsınız ve cuk oturmuş.

Hiç konuşmasın diye düşünmedik aslında... Mesut, bir aşamadan sonra evcilleştirilmiş, benim de çevremde olan bir erkek tipi. Öğretilmiş erkeklik yaşıyor. Muhtemelen evliliğin bir noktasında büyük hatalara düşmüş, şu anda da onun bedelini hiç konuşmayarak ödüyor. Konuşursa hata yapma payı yükselecek, o da konuşmuyor. Sebebi sonlarında anlaşılıyor tabii...

Film, gala gösterimi sırasında Engin Öztürk, Boran Kuzum ve Hümeyra’nın domine ettiği üç farklı sekansta ara alkış aldı. Her yönetmen, seyirci tepkisini hesap eder; bunlar senin tahmin ettiğin yerler miydi?

Özellikle Engin’in sahnesinde, çekimde de gülmekten seti durdurduğumuz oldu. Ben kamerayı bırakıp kenara geçiyordum. O yüzden onu tahmin ediyordum. Hümeyra’nınkini de aynı şekilde. Boran’ınkiniyse o kadar beklemiyordum açıkçası, şaşırdım. Karakter olarak söylüyorum tabii... Gökçe’nin (Engin Öztürk) reaksiyon alması normaldi ama Emrah’ın (Boran Kuzum) değildi. En güldüğüm şakaları Emrah’a yazdım, çünkü onlar benim anlayışıma da en yakın şakalar ve seyirci tarafından bu kadar sevilmesini beklemiyordum.

Sinematografide ve color’da sektör tabiriyle bildiğimiz ‘reklam diline’ yakınlaşmak ya da ondan kaçmak gibi bir başlık, pre-prodüksiyon sırasında bir konuşma konusu oldu mu?

Ben reklam yönetmeni değilim, özellikle hiç de çekmedim. Ama Türkiye’de bu işin tekniğini en iyi bilen adamlar reklam sektöründe. Bizim görüntü yönetmenimiz, kurgu editörümüz de keza bu sektörün iyi isimleri. Ben sinematografi anlamında, filmin ilk 15-20 dakikası reklam ruhunda olsun istedim. İzleyici o pahalı, garip ve sahte dünyayı algılasınlar. Ama sonra karakterleri tanıdıkça gerçekçiliğe ve hatalara, eksilere dönsünler istedim. Film zaten 50. dakikadan sonra omuza geçiyor, neredeyse çok az havalı kamera hareketi var. O dakikalardan sonra gittikçe daha gerilla bir çekim tekniği olsun istedim, kavgaları, anlaşmazlıkları şahit konumunda görmeyi seçtim. Amacım, kozmetik bir dünya kurup onu kırmaktı.

Filmin birleştirici öğelerinden biri de aslında ölüm olgusu. Ama dilde hiçbir şekilde fazla dramatizasyona/ajitasyona yer yok. Bu sizin için sevindirici bir yorum mu?

Tam olarak istediğimiz buydu. Bizim ailede ölüm şakası çok yapılır. Dolayısıyla ben ölüm konusunda dramatiklikten epey uzağım. Filmde de bunu çok işlemek istemedim. Ama bir şeyler hissettirmesini de istedim. O duyguyu, biraz rahatsız olmak ve biraz da şakaya vurmak arasında çizdim. Çok klişe bir yere gideceğim ama, ölmeyip ne yapacağız, doğacağız mı?

Spoiler vermeden nasıl söylersin bilemiyoruz ama, sence film mutlu sonla mı bitiyor?

Mutlu diyemem ama, adaletli diyeyim. Hayatın boyunca düşüncesizce davranıp hem de istediğin her şeyin olmasını bekleyemezsiniz. Öyle bir şey yok, bazı şeylerin sonucu var. Bu insanların da bu şekilde sonlanması benim hoşuma gidiyor.

Biz Böyleyiz için hayalin nedir?

Ekip olarak verdiğimiz emeğin görülmesi. Fragmandan yargılayanlar oldu “Kafalar mı olacak?” diye. Ne olacaktı başka? Kek paketinin üzerine de kek resmi koymuyor muyuz?

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Gönül Ergenekon

GÖNÜL ERGENEKON

Bilime Bir Doz Anne Şefkati

2016: XOXO The Mag Röportajları

2016: XOXO THE MAG RÖPORTAJLARI

2016 yılında kimlerle sohbet ettik? Kısaca hatırlayalım;

MBFWI Backstage: Sudi Etuz

MBFWI BACKSTAGE: SUDİ ETUZ

MBFWI üçüncü gününü, Sudi Etuz'la açtı.

MBFWI Backstage: DB Berdan

MBFWI BACKSTAGE: DB BERDAN

MBFWI başladı. Biz de hemen sahne arkasına girdik. Deniz Berdan'la başla

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

MBFWI Backstage: Özlem Süer

MBFWI BACKSTAGE: ÖZLEM SÜER

Özlem Süer defilesinin sahne arkasından bildiriyoruz.

Efı Gousı

EFI GOUSI

Efi'nin koyu-pastel dünyasına bakıyoruz. O anlatıyor, biz inceliyoruz.

A New Earth

A NEW EARTH

Some Men'in Yaz 2019 sayısında, serin bir yol hikayesi anlatmak istedik.

TEN KAFESİ

TEN KAFESİ

Taner Ceylan ve Gülsün Karamustafa XOXO The Mag’in ikinci yıl dönümünde konuğumuz olmuştu.

Storm Is Comıng

STORM IS COMING

PUMA'nın yeni modeli Storm'un Hasköy İplik Fabrikası'ndaki partisindeydik.

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

Cıty Portraıts: Budapeşte, Kıev, Prag

CITY PORTRAITS: BUDAPEŞTE, KIEV, PRAG

Budapeşte, Kiev ya da Prag'ta havalar nasıl?

EN YENİLER
Nilay Örnek'in Adres Defteri

NİLAY ÖRNEK'İN ADRES DEFTERİ

Aklından çıkaramadıkları ve rutin haline dönüştürdükleriyle...

İtalyan Savaş Kahramanları

İTALYAN SAVAŞ KAHRAMANLARI

Gündüz Vassaf, XOXO The Mag için yazdı.

Emin Alper

EMİN ALPER

Emin Alper bize üç nankör kız kardeşin hikayesini anlatıyor. Sadece bize değil, tüm dünyaya. Ve hikayesi derdini epey iyi anlatıyor.

Mükemmel Uyum

MÜKEMMEL UYUM

Kusursuz müzik, dengeli ses deneyimi ve LG XBOOM Go arasındaki ilişkiyi tahmin etmeniz çok olası. Bu denkleme bir de Aybüke Pusat'ı dahil ediyoruz, sözü kendisine ve müziğe bırakıyoruz.

Dr. Mark Hyman

DR. MARK HYMAN

"Kaderimizin kurbanı olacağımız düşüncesinden vazgeçmeliyiz. Biyolojimizi değiştirecek güce sahibiz."

Serra Yılmaz

SERRA YILMAZ

Serra Yılmaz birçok şey demek. Ve bunlardan bir tanesi mentor olabilir...

DAHA FAZLA