GAHL SASSON

İşe bakın ki, Some Men 11'de astroloji konuşuyoruz.

Hollywood’un en meşhur astrologlarından Gahl Sasson’la çok sevdiği İstanbul’da, yeni kitabı İnanç Sıçraması: Yeni Bir Dünyanın Şafağı’nın tanıtımı vesilesiye buluşuyoruz. CODE 86’nin bahçesindeyiz ve sorularımızı, astrolojiye ukala bir tavırla yaklaşan şüpheci kimlikle kendisine yöneltiyoruz. Ve o, ağzımızın payını ustalıkla veriyor.

Röportaj: Sude Orhan
Fotoğraflar: Cansu Kızıltaş

Gahl, bize astrolojinin varlığını kanıtlar mısın?

Astrolojinin varlığını kanıtlamanın bir yolu yok ki... Hatta onu bilimle dahi kanıtlayabileceğinizi sanmıyorum. Belki Jung ve fizikçi Pauli’nin geçtiğimiz yüzyılın başında üzerinde durdukları eşzamanlılık konseptiyle açıklanabilir... Aslında Jung da bir astrologtu. Astroloji ve psikolojinin birbirinden beslenmesi gerektiğini savundu. Hatta en zor hastalarının hayatında neler olup bittiğini görmek için astrolojiye başvurduğunu itiraf etti. Gökyüzünü bir rehber olarak kabul etti. Astrolojinin tüm mantığı da, Jung’un savunduğu eşzamanlılık üzerine kurulu. Eşzamanlılık, belirli bir zamanda belirli bir yerde doğduğunuzda, kozmik bir atmosferde etrafınızdaki her şeyle senkronize olmanız anlamına geliyor.
Onda neden-sonuç yok; korelasyon var. Herkes bir. Olaylar spontane şekilde gerçekleşiyor ve birliği yansıtıyor. Astroloji de bu birlik mantığıyla hareket ediyor; her şeyin birbirine bağlı olduğunu kabul ediyor. Gökyüzündeki tüm olaylar; ister Merkür Retrosu ister Jüpiter’in Boğa burcuna geçişi, fark etmez... Hepsi, aşağıdaki hayata yansıyor. Yani bizi etkilemiyorlar, aksine, onlar bizim monitörlerimiz. Siz bir gezegenseniz ve kendinizde neler olup bittiğini anlamak istiyorsanız Dünya’ya bakmanız gerekiyor. Jung’un, astrolojiden bu denli etkilenmesinin nedeni buydu, benim de öyle. Kariyerime psikolojiyle başladım ve akademisyenlerle dolu bir aileden geliyorum. Hayatını mantık mefhumunun yönettiği biriyim. Astrolojinin nasıl çalıştığını değil, yalnızca çalıştığını biliyorum. O, varlığını öngörülerinin doğruluğuyla teyit ediyor. Bunu falcılıkla karıştırmayın... Döngü prensibine göre işleyen bir algoritmadan bahsediyorum. Bu sayede geçmişe bakmanıza ve sağlama yapmanıza da olanak veriyor. Örneğin, Jüpiter şu an Oğlak burcundaysa, en son ne zaman bu pozisyonda olduğuna bakarak o tarihe göre öngörüde bulunulabiliyor. Beş yıl önce mi? 30 yıl önce mi? Ben kişisel olarak, astrolojinin hayatta kalmamıza da imkan verdiğini düşünüyorum. Çok eskiden, insan beyninin gelişmesiyle doğumlardaki ölüm oranlarının da arttığını biliyoruz. O dönemlerde dişi atalarımız hamile kalmamak için yöntemler ararken bir döngünün varlığını Ay’a bakarak tespit ettiler. Böylece ölüm oranları da azaldı... Bu arada astrolojinin, kadınların menstrüal dönemlerinin Ay’a olan bağını fark etmeleriyle başladığını söyleyebiliriz. Diğer taraftan, yeryüzündeki ilk şehirleri inşa eden medeniyet olan Sümerler de nehirlerinin taşma zamanlarını gökyüzüne bakarak tahmin ediyordu. Çünkü nehirlerin ne zaman taşacağı belli olmuyordu ve bunun ışığında kendi saatlerini gökyüzüne göre kurguladılar. Mısırlılar’ınsa astrolojiye çok gereksinimi olmadı; bu alanda ilerlemediler. Çünkü Nil’in ne zaman taşacağı ya da sakinleşeceği oldukça net bir şekilde belliydi. Son olarak; şu an her şeyi bir kenara bırakın ve bir kralın astroloğunu hayal edin. O da astrolojiyi tıpkı bizim gibi kullanıyordu. Ancak çok büyük bir sorumluluğu vardı ve en ufak bir hatasında bunu canıyla ödüyordu. Üstelik çoğunun da, sahip olduğu bilgi birikimini aktaracağı öğrencileri yoktu...

Tamam. Burcun ne?
Koç.

Ruh eşi denen mefhumun tam olarak nesine inanabiliriz?
Yani, ilginç bir fikir diyebiliriz... Ruh eşi kavramına inanıp inanmamak üzere yine geçmişe bakmak gerekiyor. 2020’de neler olduğunu anlamak için 1982’ye ya da 1983’e dönmek gerekiyor. Bunun nedeni, ölümün lordu diye kabul edilen Plüton ve karmanın lordu bilinen Satürn’ün yaklaşık 40 yıl sonra ilk defa kavuşması. Tarihe dönüp baktığımızda, bu kavuşmalara denk gelen dönemlerde Soğuk Savaş’ın başladığını, AIDS salgınının ortaya çıktığını ve Birinci Dünya Savaşı’nın patlak verdiğini görüyoruz. Bu da, 2020’de güç dengelerinde köklü oynamalar yaşanacağına işaret ediyor. Ruh eşlerini tarihsel düzlemde ele aldığımızdaysa, aşka dair uyanışın yaşandığı romantik dönemde durmamız gerekiyor. O zamana dek insanların aşık oldukları için evlendiklerine dair herhangi bir ipucuna rastlanmıyordu. Evlilik, aileler arasında bir antlaşmaydı, işti. Tabii o zamanlar insanların birbirine aşık olmadıklarını kastetmiyorum... Aşk, insanın varlığından bu yana yeryüzündeki en kuvvetli güç. Hatta, yer çekiminin ta kendisi. Romantik dönemle
bu düşünce tarzı terk edildi ve evlilikler aşk temelli yapılmaya başlandı. Günümüzde de astrolojiye aşk motivasyonuyla yaklaşmak yaygın bir davranış. Ancak ben genel olarak ruh eşi kavramının sağlam olmayan temellere dayandığını düşünüyorum. Ruh eşi, ruhların birlikte seyahat etmesi anlamına geliyor. Ancak böyle bir şey zaten mümkün değil. Bu hayatında erkek, Müslüman ya da Pagan olan bir insan önceki hayatında pekala kadın, Hristiyan ya da Yahudi olabilir. Bu yaşamında çocuğunuz ya da anneniz de ruh eşiniz olabilir. Rolleri sürekli değişiyoruz. Dolayısıyla ruh eşini aşk çerçevesinden ziyade, size bir şey öğreten insan olarak yorumlamak daha doğru. Bu durumda belki de en büyük düşmanınız, ruh eşinizdir...

Mesela, aynı yıldız haritasına sahip insanların ruh eşi olduğunu söyleyebilir miyiz?
Hayır. Yıldız haritası size birinin sizin ruh eşiniz olup olmadığını göstermez.

Erkeklerin astrolojiye şüpheci ya da ön yargılı yaklaştığını düşünüyor musun?
Şüpheci değil, ama pratik biçimde anlamaya çalışarak yaklaştıklarını söyleyebiliriz... Yani, biraz daha faydacılar işte...

Peki, kadınlar neden astrolojiye erkeklerden daha meraklı?
Her zaman değiller. Usta astrologlara baktığınızda karşınıza Kepler çıkar, ki kendisi astronominin babasıdır. Newton ve Galileo’nun yanı sıra I. Elizabeth’in danışmanı John D. de astrologtu. Eskiden kadınların astrolojiyle daha fazla ilgilendiğine dair bir kanı da yoktu. Evet, kadınlar bu alana hep meraklı oldu; zaten az önce de söylediğim gibi biyolojik olarak döngülerini yüzyıllardır Ay’a bağlı olarak takip ediyorlardı. Ama ne var ki kadınlar, modern çağda astrolojiyi aşk ya da çocuk odaklı görürken, erkekler bu kavrama daha pratik yaklaşıyor ve kariyer, para, yatırım gibi konulara yöneliyorlar. Hatta son 20 yılda erkeklerin gökyüzünü çok daha sık şekilde rehber olarak kabul ettiğini rahatlıkla söyleyebilirim.

Z Jenerasyonu’ndaysa cinsiyet sınırları silikleşiyor...
Z Jenerasyonu çok ilginç... 1996’dan sonra doğan insanları kapsıyor. Onlara büyük saygı duyuyorum. Biz, jenerasyonları Plüton’un konumuna göre belirleyebiliyoruz. Plüton her burç değiştirdiğinde biz de jenerasyon atlıyoruz: II. Dünya Savaşı’ndan sonra doğan Baby Boomers, 64’ten sonraki X Jenerasyonu, 81’in ardından gelen Y Jenerasyonu. Şu anda da Z’den sonra gelen ve 2011-2025 arası doğanları kapsayan Alfa’lardan bahseder olduk. Bu jenerasyon kalıpları elbette pazarlama sektörüne hizmet etmek üzere kurgulanıyor. Ancak astrolojik açıklamaları da salt tesadüf değil. 1995 ya da 96’da Yay burcuna geçen Plüton, Z Jenerasyonu’nu öncekilere göre çok daha açık bir zihniyete sahip kılıyor. Irkçı ya da fanatik olan Baby Boomers veya X Jenerasyonu’nun yanı sıra Z, cinsiyet kalıplarını kırıyor, kadın ya da erkek olarak adlandırılmayı kabul etmiyor. İnsanlar bu tavırlarının gelip geçici bir moda olduğunu düşünüyor ama,
hayır, değil. Z Jenerasyonu gelmiş geçmiş en cesur ve cüretkar nesil. Çünkü yalnızca onlar herkesin bir tane olduğunu düşünüyor ve bir olanı görmek istiyor. Tam da bu yüzden markalar artık kampanyalarında onlara yönelik bir dil oluşturuyor; ten renginin önemi, cinsiyet kavramları yok ediliyor.

Sürekli insanların burcunu düşünüyor olmalısın.
Hayır, tabii ki düşünmüyorum. Hatta biriyle tanıştığımda ona burcunu sormam bile... Belki zamanla onu tanırsam, merak edersem... Astrolojiye bir din gibi yaklaşmıyorum; onu suistimal etmiyorum. Yalnızca çok önemli dönemlerde ona başvuruyorum.

İstanbul’a sık gelip gidiyorsun...
Burayı çok seviyorum. Bu biraz da köklerimle alakalı. Büyükbabam İzmirli. Bir süre de Edirne’de yaşadı. Türkiye’yle aramda her zaman çok güçlü bir bağ oldu. Eskiden her cuma büyükanneme gidip, bize hazırladığı Türk yemeklerinden yerdik. O Bulgar olmasına rağmen bu kültürü kayınvalidesinden öğrendi. İstanbul’u ilk ziyaretimin bende epey etki bıraktığını hatırlıyorum; sanki evime geri dönüyormuşum gibi hissettim.

2020?
Çok yoğun geçecek... Bu sebeple İnanç Sıçraması: Yeni Bir Dünyanın Şafağı, diğer kitaplarıma göre daha kalın oldu. Çünkü bizi bu yıl içerisinde çok daha fazla olay bekliyor. Her 20 yılda bir yaşanan Jüpiter ve Satürn kavuşumu, 2020’de Kova burcunun altında gerçekleşiyor. Son 220 yıldır bu kavuşum toprak burcunda (Terazi’de oldukları 1980/81
yılları haricinde) yaşanıyordu. Dolayısıyla son 220 yıldır ekonomik ve toprak temelli konuları
konuşuyoruz. Ancak 2020’deki Jüpiter-Satürn kavuşumu, geleneksellikten uzak olan, sadakati, iletişimi, küreselleşmeyi ve teknolojiyi temsil eden hava burçlarında... Ayrıca Çin Astrolojisi’ndeki Metal Fare Yılı’nın da katılımıyla birlikte 2020’de resmen yapay zekanın dönemine gireceğimizi düşünüyorum. Ayrıca 2020, nümerolojik olarak da önemli bir yıl. 2+2, 4 ediyor. Bu sayı, özellikle Doğu kültürlerinde ölümü temsil etmesiyle biliniyor. Mesela, Çin’de
bazı binalarda dördüncü kat yoktur. Diğer taraftan 22 de, nümorolojide temel harf kabul ediliyor. 0 ise bir cambaz... 2020 oldukça fırtınalı ilişkilerle ve yeniliklerle dolu, bir yandan da tehlikeli geçecek.

Gahl, biraz daha delirelim; hiç UFO gördün mü?
Hayır, hiç görmedim. Ama varlıklarına inanıyorum. İnanmamak bana bencilce geliyor. Koskoca evrende nasıl yalnız olabiliriz ki?

 

Some Men 11'den alınmıştır.

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Nadıa Lee Cohen

NADIA LEE COHEN

XOXO The Mag'in Sonbahar/Kış 2018-2019 kapak konuğuna bakmaktasınız.

Yeni İnsan

YENİ İNSAN

Gündüz Vassaf XOXO The Mag için yazdı.

Dönersen Islık Çal

DÖNERSEN ISLIK ÇAL

Bala Atabek, XOXO The Mag için yazdı.

Jonathan Anderson

JONATHAN ANDERSON

JW Anderson’ın kurucusu ve Loewe’nin Kreatif Direktör’ü Jonathan Anderson’ın yükselişi hız kesmiyor. Erkek kıyafetleriyle başlayıp kadın tasarımlarına varan serüvenin tanığıyız.

Yemek ve şarap eşleşmesi

YEMEK VE ŞARAP EŞLEŞMESİ

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.” Nikos Kazancakis

Yedi Titreşim

YEDİ TİTREŞİM

Gün ortasında da günaydın diyemeyeceğimizi kim söyledi? Kendinizi rahat bırakın.

Davıd Mallett

DAVID MALLETT

Maestro’dan sizin için güçlü tüyolar alıyoruz.

Bir Küresel Moda Dosyası

BİR KÜRESEL MODA DOSYASI

Küresel moda markalarını mercek altına alıyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

Best Frıends: Ece Çeşmioğlu

BEST FRIENDS: ECE ÇEŞMİOĞLU

Ece Çeşmioğlu ve Taner Ölmez'le sohbet ettik. Daha doğrusu onlar etti, biz dinledik.

Server Demirtaş

SERVER DEMİRTAŞ

Mekanik hareketlerle hisleri buluşturuyor.

Erol Tabanca & İdil Tabanca

EROL TABANCA & İDİL TABANCA

OMM'u Kengo Kuma'dan dinledik, şimdi sıra işin kalbi olan ikilide. Biz bu ikilinin sohbetine müdahil olmaktansa şahit olmayı tercih ediyoruz.

EN YENİLER
Walk Don’t Run İle Tanışın

WALK DON’T RUN İLE TANIŞIN

İçeri lütfen, ama koşmadan.

Yürümek İçin 7 Neden

YÜRÜMEK İÇİN 7 NEDEN

Sicilya’ya gidip geleceğiz.

Aceleniz Yok: An’da Kalmanıza Yardımcı 5 Tüyo

ACELENİZ YOK: AN’DA KALMANIZA YARDIMCI 5 TÜYO

Hala an’da değilseniz, size buraya davet ediyoruz.

Sicilya Sokaklarında Kaybolmak İçin 3 Neden

SİCİLYA SOKAKLARINDA KAYBOLMAK İÇİN 3 NEDEN

Koşuşturmayı bırakıp derin bir nefes alıyoruz, Sicilya’dayız.

Server Demirtaş

SERVER DEMİRTAŞ

Mekanik hareketlerle hisleri buluşturuyor.

DAHA FAZLA