SAFA ŞAHİN

Safa Şahin farklı ülkeler, tasarım prensipleri ve ürünlerle yolculuğunun Paris durağından sorularımızı yanıtlıyor.

Genel olarak soruyoruz; başardığını düşünüyor musun?

Etrafımdaki insanlar başardığımı düşünüyor fakat başarmak eylemi benim kulağıma epey iddialı geliyor... Bir nevi başlangıç ve sonuç aşaması gibi, her şeyin bittiği ve kesin kararın verildiği bir yargıda bulunmak her

zaman pek de mümkün değil. Ben halen süregelen bir yolculuktayım. Yolun sonuna ulaşmak değil de, yolda olma halinin kendisini seviyorum.

 

Ayakkabılarını kağıt üzerinde tasarlamadan önce kendine bir prototip hazırlıyorsun. Bu yöntemin sana sağladığı en büyük kazanç ne?

Aslında iki çeşit tasarlama sürecim var. Biri kağıt üzerinde tasarlamak, ki en klasik yöntem bu. Diğeriyse bir çıkış noktası bularak prototip yapmak ve bütün tasarımı o belirlemiş olduğum çıkış noktasıyla aynı çizgide buluşturabilmek. Bu bazen bir aksesuar, bazen yeni bir trend, bazen de sadece bir renk bile olabiliyor. İkinci yöntemin bana sağladığı kazançlardan biri, tasarımı üç boyutlu haliyle inceleme şansı bulmam. Böylelikle tasarım sürecinin gidişatına daha rahat yön verebiliyorum ve hemen her şeyi hızlıca değiştirebiliyorum. Zaman zaman tasarım sürecinde bulduğum yeni bir yöntem ya da fikir de bütün formların değişmesine neden oluyor. Fakat işin sonunda tasarım sürecine çizim yöntemiyle başlamak ve ona mutabık kalmak daha özgür hissettiriyor.

 

Eğitim geçmişinde hem ayakkabı tasarımı hem de resim ve heykel gibi sanat pratikleri yer alıyor. Zanaatkar olmak kanında mı var?

Aslında, sektör beni zanaatkarlığa itti demek daha doğru olur. Ayakkabı tasarımı eğitimi aldığım liseden mezun olduktan sonra yaklaşık iki yıl kadar bu sektöre hizmet verdim. İllüstrasyonunu yaptığım tasarımlar alıcılar tarafından pek anlaşılmadı hatta bazı şirketlerle yollarımı ayırmam gerekti... Durum böyle olunca ben de tekrar üniversiteye hazırlanıp Güzel Sanatlar eğitimi almaya başladım. Beş yıl boyunca form, renk ve doku olarak görsellerin nasıl sunulması gerektiğiyle ilgili altyapı oluşturdum ve tekrar sektöre döndüm. Anlaşılması zor olan ayakkabıların, kalıpların ve sayaların ilk prototiplerini kendim yaparak üretimlerinin mümkün olduğunu karşı tarafa gösterme şansına sahip oldum. İşin sonunda eğer masaya bir prototip koyabiliyorsanız süreç daha kolay ilerliyor ve daha anlaşılır oluyor.

 

Önce İtalya sonrasında ABD ve şimdi de Paris’te ikamet ediyorsun. Bu üç destinasyonu sembolik ya da fiziksel olarak birer ayakkabıya çevirdin mi? Hayır, çevirmedim ama bu üç destinasyonun da bana kattığı ve tasarımlarım için olmazsa olmaz haline gelen üç şey var: İtalya’nın üretim sürecime kattığı kaliteli işçilik, ABD’nin performans ve konfor açısından gelişmeme sağladığı destek, son olarak da Paris’in getirdiği estetik bakış açısı.

 

Kendini nereye ait hissediyorsun?

Kendimi sabit bir yere ait hissetmiyorum. Nereden ilham alıp mutlu oluyorsam oralıyım...

Avangardı ve ergonomiyi bir araya getirebilmenin kilit noktası var mı?

Her iki alanda da yeterince deneyime sahipseniz bu farklı başlıkları aynı havuzda harmanlamakta hiçbir sakınca görmüyorum. Ayakkabıda ergonomiyi yakalamak için ayağın yapısını baz alarak belirlenen bazı kurallar var. Fakat bu kuralları mümkün olduğunca esneterek daha avangart ve yapısal olarak farklı formlara sahip tasarımlar da ortaya çıkarılabilir.

Doğadan ilham almayı sevmeni sağlayan şey ne?

İlk başvurduğum yönün doğa olmasının sebebi, doğanın kusursuz yapısı ve çeşitliliği. İnsanoğlu, varolduğu günden bu yana güzelliğin ve kusursuzluğun peşinden koştu, koşuyor, koşmaya da devam edecek. Doğanın bize sunduğu sınırsız argüman herhangi bir tasarımcı için de sonu olmayan bir ilham kaynağı. 

Sadece rahatlığıyla ön plana çıkacak bir ayakkabı tasarlamanı istesek...

Bunu spor ayakkabı markaları zaten en güzel şekilde yapıyor. Kariyerimin geçmiş döneminde kendimi bu alanda geliştirdiğime karar verdikten sonra moda dünyasına geri dönme zamanımın geldiğine kanaat getirdim. Sonrasında da rahatlığı maksimum seviyede tutmanın pek de mümkün olmadığını anladım. Çünkü yüksek moda, rahatlıktan çok görsellikle ön plana çıkan bir dünya. Bu yüzden tasarlayacağım ayakkabıda yalnızca temel ergonomi kurallarını kullanarak dış görünümün üzerine eğilmeyi tercih ediyorum.

Ayakkabıda şıklık ve rahatlık, aslında aynı şeye hizmet eden iki farklı dünya. Bu iki farklı dünya arasında nasıl bir geçiş sağlıyorsun?

Biraz önce de bahsettiğim gibi, öncelikle ayakkabıya ait temel kuralları sabit tutuyorum. Böylece kendime mimari bir yapı inşa etmiş oluyorum; tasarımın güçlü bir strüktüre sahip olduğunu test ettikten sonra da olmasını istediğim genel görüntüsü üzerine odaklanıyorum.

Büyük bir markanın çatısı altında çalışırken karşılaştığın sınırlamalar tasarım sürecinde değişiklikler yaratıyor mu?

Tabii ki yaratıyor. Her markanın kendine ait DNA’sı var. Ama tasarımcının da kendine ait bir estetik algısı var; bu ikisi zaman zaman çatışabiliyor. Genellikle bu sürecin başında sıkıntılı ve stresli anlar yaşanıyor; nihayetinde tasarım sürecindeki değişiklik markanın DNA’sı bazında ilerliyor ama zamanla biraz onlardan biraz da kendi estetik algınızdan parçalar ekleyerek doğru karışımı elde ediyorsunuz. 

Daha önce Versace için çalışıyordun ve şimdi Balmain’lasın. Her yeni markayla birlikte estetik algın değişiyor mu?

Estetik algım değişmiyor ama farklı kitlelere ve stillere hitap eden markalarla çalıştığımda daha da deneyim kazanarak kendi belleğimde yeni sekmeler açmış oluyorum. Bu durumun getirisi de, her yeni deneyimde yaşadığım olaya daha farklı bakış açılarıyla yaklaşabilmem oluyor.

Kariyerin için bir sonraki adımın ne?

Açıkçası hiçbir fikrim yok... Şimdilik sadece, Balmain çatısı altında, yönetiminde olduğum işi en iyi şekilde yapmaya odaklanıyorum.

Kendi markanla üç yıllık bir serüven yaşadın. İlerleyen dönemlerde bu oluşumun küllerinden doğması mümkün mü?

Eğer şartlar buna olanak verirse neden olmasın? Belirli bir deneyim kazandıktan sonra kendi yolunu çizmek, her tasarımcının hayali...

Hayatın boyunca en uzun süre giydiğin ayakkabı modeli hangisi?

Yaklaşık 11 yıldır benimle birlikte olan Godfather ve Alice in Wonderland gibi birbirinden farklı iki filmi aynı tasarımda birleştirdiğim ve kendim için tasarladığım siyah-beyaz mafya ayakkabılarım.

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Dijital Sanatın Yeni Sahnesi

DİJİTAL SANATIN YENİ SAHNESİ

DACO: Adil, sürdürülebilir ve şeffaf.

Mine Özbek

MİNE ÖZBEK

Mutlaka bir yol vardır.

2016: XOXO The Mag Röportajları

2016: XOXO THE MAG RÖPORTAJLARI

2016 yılında kimlerle sohbet ettik? Kısaca hatırlayalım;

MBFWI Backstage: Sudi Etuz

MBFWI BACKSTAGE: SUDİ ETUZ

MBFWI üçüncü gününü, Sudi Etuz'la açtı.

Cool & Collected

COOL & COLLECTED

XOXO yeni sayısında önümüzdeki soğuk aylar için birkaç olfaktif öneride bulunuyor.

MBFWI Backstage: Giray Sepin

MBFWI BACKSTAGE: GİRAY SEPİN

Giray Sepin'le MBFW Istanbul'un üçüncü günündeyiz.

Birkan Sokullu

BİRKAN SOKULLU

Some Men'in Kış 2019 kapak konuğuyla biraz zaman geçiriniz.

Dilara Fındıkoğlu

DİLARA FINDIKOĞLU

Dilara XOXO Ailesi’nden, yıllar öncesinden... Emre, zaten tanıyorsunuz...

Tennıs Remıx

TENNIS REMIX

Ali, Leyla, Ece, Mehmet ve Fırat'la Lacoste'un Tennis Remix koleksiyonunu keşfediyoruz.

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

Some Men yazı, Kerem Bürsin'le açıyor.

Instagram Pets: Shrampton

INSTAGRAM PETS: SHRAMPTON

Shrampton ile oturup sohbet edebilir, üstü açık arabasıyla Malibu sokaklarında gezebilirsiniz.

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

EN YENİLER
Sesin Sınırlarında Bir Deneme

SESİN SINIRLARINDA BİR DENEME

Blu TV'de yayında olan Podacto Stüdyo multidisipliner bir yaklaşımla "ses'i görselleştiriyor." Yeni pencereler açan projeyi Nisan Ceren Özerten ve Mihran Tomasyan ile konuştuk.

Okan Yalabık

OKAN YALABIK

Okan Yalabık'la ilgili bir şeyler öğrenmek için onun bir röportajını okumak yerine, birkaç röportajını okumanız tavsiye olunur.

Nilay Örnek'in Adres Defteri

NİLAY ÖRNEK'İN ADRES DEFTERİ

Aklından çıkaramadıkları ve rutin haline dönüştürdükleriyle...

The Art of Hygge

THE ART OF HYGGE

İlhamını Danimarkalıların iyi yaşam felsefesinden alan NFT koleksiyonuyla tanışınız.

İtalyan Savaş Kahramanları

İTALYAN SAVAŞ KAHRAMANLARI

Gündüz Vassaf, XOXO The Mag için yazdı.

Emin Alper

EMİN ALPER

Emin Alper bize üç nankör kız kardeşin hikayesini anlatıyor. Sadece bize değil, tüm dünyaya. Ve hikayesi derdini epey iyi anlatıyor.

DAHA FAZLA