MORITZ RINKE

Moritz Rinke'yle sohbetteyiz. Some Men'in 11. sayısında.

Moritz Rinke, kuşağının en dikkat çekici oyun yazarlarından. Daha önce ‘Seviyoruz ve Hiçbir Şey Bilmiyoruz’ adlı oyununu Moda Sahnesi’nde izledik. Bu sezonsa Batının Sonu, DasDas prodüksiyonu olarak Türkiye’de sahneleniyor; kendisinin ilk romanıysa Türkçe’ye çoktan çevrildi bile... Bir ayağı her daim İstanbul’da olan, futbolcu ve baba Moritz Rinke’yleyiz.

Röportaj: Bahar Çuhadar

Fotoğraf: Gökhan Polat 

Moritz, yazıyla ilişkini tarif eder misin?

Basit hikaye kurgularından ve deneyimlerinizden faydalanabilseniz de ben genel olarak yazmanın sihirli bir durum olduğuna inanıyorum. Her seferinde de masaya, yazmaya yeni başlamış biri olarak oturuyorum. Biyografik olarak nasıl yazmaya başladığımdan bahsedecek olursam, Max Frisch’in Günlükler’ini okurken fark ettim ki, edebiyat için özel bir eğitim almanıza gerek yok, tek yapmanız gereken insanları gözlemlemek. Yazmak benim için insanları merak etmekle başlıyor.

Gezegence bir tür yok oluş çağındayız. Küresel iklim krizinden diktatör liderlere başımızda büyük dertler var. Bu zorlu gündem senin aklında nasıl yer ediniyor?

Yazmaya hiçbir zaman “Şu konu üzerine bir şey yazmalıyım.” cümlesiyle başlamıyorum. İnsanlara ve ilişkilere ilgi duyuyorum; doğal olarak bu dönemde yaşayan insanlar ilgimi çekiyor. Bu insanlar bugünde yaşadıkları için de karşıma direkt güncel problemler çıkıyor. Tabii ki bu karakterler kendilerine göre hassaslar. Onların çevresel koşullarla nasıl baş ettiklerini izleyiciye göstermeye çalışıyorum. O yüzden de edebiyat her zaman politik. Bugünün karakterleri bugüne ait bu politik auradalar, fakat karakterler asla konunun önüne geçmiyorlar, geçmemeliler. Konunun önünde, arkasında her yerde olabilirler ama asla kendisi değiler...

Seni provaları arasında yakaladığımız DasDas prodüksiyonu Batının Sonu’nun yaratım sürecinden bahseder misin?

Goethe’nin Zoraki Yakınlıklar adlı romanını okuyordum ve neredeyse 200 sene önce yazılmış bu romanın güncelliğini kaybetmediğini fark ettim. Bu beni çok etkiledi. Romanı, günümüz karakterleri ve güncel konularla tekrar kurgulamak istedim. Oyunda tek bir Goethe sözü dahi geçmiyor. Genel hatlarıyla ev, taşınmak, dört insan, yeni kişiler vb. konular aynı fakat aynı zamanın içinde, bir o kadar da farklı.

Oyunun Türkiye’deki prodüksiyonunu nasıl buldun?

Çok, çok beğendim. Özellikle, Türkiye’deki seyirciye de nasıl tesir ettiğini gördüğümde, bu konuların ne kadar evrensel olduğunu bir kez daha hissettim. Nasıl birlikte yaşayabiliriz? İlişkilerimizi nasıl geliştiriyoruz? Aşk ne? Arkadaşlık ne? Yaşlanmaktan korkmak... Çocuk sahibi olmak... Sanat ne için var? Sanatla dünyayı dönüştürebilir miyiz? Narsisizm, bugünün dünyasını nasıl şekillendiriyor? Hikayede bu soruları, iki adamın arasında kalmış Charlotte soruyor. Ve Eduard’ın cevabı çok önemli: “Narsisizm dünya için çalışıyor. Bu Batı dünyasının şekli şemali.” Ayrıca muhteşem, açık fikirli, yaratıcı bir yönetmenle ve oyuncu ekibiyle çalıştım. Provalarda bulunma şansım oldu ve oyuncuların sürece nasıl katkılar sağladığını gördüm. Almanya’da durum tamamen farklıydı ve burası benim için harika bir deneyimdi.

Futbol, hayatında en az tiyatro kadar yer kaplıyor. Bu iki ‘oyun’ arasında nasıl bir bağ var?

Evet, aslında tıpkı söylediğiniz gibi; futbol da benim için bir tiyatro sahnesi. Kocaman bir dünya. Futbolda da oyun öncesi bir hikaye yaratıyorsunuz. Oyunda ne olacak? Beklentilerimiz ne? Oyunun kahramanları kimler? Oyun bitince yıldız gibi kayanlar var mı? Gol atıldığında, o kocaman stadyumun içinde binlerce seyircinin önünde heyecanla hızlanan kalp atışlarınız... Bunlar her oyuncunun ve yazarın yaşamak istediği hayaller. Tarihte de ne ilginçtir ki, birçok tiyatro çalışanı ve yazar aslında futbolla yakinen ilgilidir...

Oyunların Türkiye’de ilgiyle takip ediliyor, burada çeşitli etkinliklere katılıyorsun ve eşin de bir Türk.

Bu ülkeyle çokça ilgiliyim. Özellikle Eylem’le (Özdemir) evlendiğimden beri bir hayli... Hatta bazen Türkiye’yle, kendi ülkem Almanya’nın güncel politikasından daha fazla ilgilendiğimi düşünüyorum. Belki de burası daha heyecanlı ve benim gibi bir üreten için daha çok dramatik öge barındırıyor. Shakespeare oyunları gibi...

Günlük çalışma rutininden bahseder misin?

Yazmak için, fantezi dünyanızda çoktan oluşmuş hikayeyi açığa çıkarmak için, hatırlamak ya da dışarıdan gelecek ilham kaynaklarını fark etmek için en önemli unsur sessizlik. Kendinizi dinlemek... Beyninizde sessizlik, etrafınızda sessizlik, kendinizi güncel haberlere kapatmak gerek. Ben, gerçekle kendi fantezi dünyamı birleştiriyorum ve bunun için çok disiplinli olmak gerekiyor. İlham bana romantik bir ortamda, kırmızı şarap ve mumlar eşliğinde gelmiyor... Yazmak, saat 9’da masanın başına geçip tüm gün ara vermeden çalışmayı gerektiriyor. Thomas Mann, “Yazarlık Bolivar bir meslektir.” diyor. Çünkü yazmak gerçekten çok büyük disiplin gerektiriyor. Gerektiğinde kendinizi sabah 9’dan akşam 5’e kadar kapatmalısınız. Diğer türlüsü olmaz. Yazarlık, en disiplinli meslek.

Şu ara masanın üzerinde seni neler bekliyor?

Uzun zaman sonra büyük bir heyecanla tekrar roman yazıyorum. Berlin’de ve Viyana’da birer opera çıkarma çalışmalarım var. İlk romanımın televizyon uyarlamasıyla ilgili görüşmeler sürüyor. 2020 başında Can Yayınları’ndan Yüzyılın İçinden Düşen Adam adıyla yayımlanıyor. Çocuklara yönelik bir opera oyunu ve kitap yazmayı çok istiyorum. Bu ülkede çalışmak beni hep çok heyecanlandırıyor...

 

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Dijital Sanatın Yeni Sahnesi

DİJİTAL SANATIN YENİ SAHNESİ

DACO: Adil, sürdürülebilir ve şeffaf.

Burak Deniz

BURAK DENİZ

“Biraz sabırsız ve çoğu zaman kararsızım. Bu iki özelliğim bir kenara, kendimden oldukça memnunum, zira en nihayetinde bunlar beni ben yapan haller ve bütünü olumlu etkiliyorlar.”

2016: XOXO The Mag Röportajları

2016: XOXO THE MAG RÖPORTAJLARI

2016 yılında kimlerle sohbet ettik? Kısaca hatırlayalım;

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

Some Men yazı, Kerem Bürsin'le açıyor.

Rüya Pamuk

RÜYA PAMUK

Rüya'yla konuşmamızın odak noktasında okuduğu, yarıda bıraktığı ya da okuyacağı kitaplar vardı.

The Art of Hygge

THE ART OF HYGGE

İlhamını Danimarkalıların iyi yaşam felsefesinden alan NFT koleksiyonuyla tanışınız.

MBFWI Backstage: Özlem Süer

MBFWI BACKSTAGE: ÖZLEM SÜER

Özlem Süer defilesinin sahne arkasından bildiriyoruz.

MBFWI Backstage: Sudi Etuz

MBFWI BACKSTAGE: SUDİ ETUZ

MBFWI üçüncü gününü, Sudi Etuz'la açtı.

Metin Akdülger

METİN AKDÜLGER

Meğer Metin'e daha soracak çok sorumuz varmış.

MBFWI Backstage: DB Berdan

MBFWI BACKSTAGE: DB BERDAN

MBFWI başladı. Biz de hemen sahne arkasına girdik. Deniz Berdan'la başla

Cool & Collected

COOL & COLLECTED

XOXO yeni sayısında önümüzdeki soğuk aylar için birkaç olfaktif öneride bulunuyor.

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

EN YENİLER
Nilay Örnek'in Adres Defteri

NİLAY ÖRNEK'İN ADRES DEFTERİ

Aklından çıkaramadıkları ve rutin haline dönüştürdükleriyle...

The Art of Hygge

THE ART OF HYGGE

İlhamını Danimarkalıların iyi yaşam felsefesinden alan NFT koleksiyonuyla tanışınız.

İtalyan Savaş Kahramanları

İTALYAN SAVAŞ KAHRAMANLARI

Gündüz Vassaf, XOXO The Mag için yazdı.

Emin Alper

EMİN ALPER

Emin Alper bize üç nankör kız kardeşin hikayesini anlatıyor. Sadece bize değil, tüm dünyaya. Ve hikayesi derdini epey iyi anlatıyor.

Mükemmel Uyum

MÜKEMMEL UYUM

Kusursuz müzik, dengeli ses deneyimi ve LG XBOOM Go arasındaki ilişkiyi tahmin etmeniz çok olası. Bu denkleme bir de Aybüke Pusat'ı dahil ediyoruz, sözü kendisine ve müziğe bırakıyoruz.

Dr. Mark Hyman

DR. MARK HYMAN

"Kaderimizin kurbanı olacağımız düşüncesinden vazgeçmeliyiz. Biyolojimizi değiştirecek güce sahibiz."

DAHA FAZLA