GONCA VUSLATERİ

Gonca Vuslateri ile sohbetteyiz.

Epey ele avuca sığmaz, oldukça dediğim dedik, haddinden fazla açık sözlü. Onu yanlış okumayınız. Huzuru seven, samimiyete inanan, tutkularının peşinde. Ona doğru birkaç adım attığınızda bulacağınız sözcükler. Gonca Vuslateri’nin size söyleyeceği birkaç şey var, bir de Greta Thunberg’e...

Röportaj: Hande Öçalan

Fotoğraflar: Cansu Kızıltaş

 

Merhaba Gonca. Bugünlerde seni en mutlu eden koku ne?

Amber ve lavanta kokusu bana hep huzur vermiştir. Özellikle amberi babaannemi anımsattığından daha çok seviyorum. Oda kokum da, Fransa’da bir dükkandan aldığım özel bir amber esansı.

Seyirci seni Türkiye sinema ve televizyonlarının ele avuca sığmaz kadını minvalinde bir kimliğe oturtuyor. Neden olduğunu hiç düşündün mü?

İşimi çok seviyorum. Elbette gösterdiğim özen, yeteneğimle harmanlandığında insanları mutlu edebilecek karakterlerin ortaya çıkmasına izin veriyor. Bu karşılıklı bir his aslında. Mutlu olduğu ortamda açmaktan çekinmeyen çiçek gibi oluyorum adeta...

Jenerasyonundaki oyunculara göre daha samimi ve açık mısın?

Böyle bir kıyaslama yapmak çok acımasız olur. Son yıllarda televizyonda hakikaten çok yetenekli oyuncular görüyoruz. Hikayeler de genel anlamda artık karakterlere yönelik. Peri masallarından ziyade insan hikayeleri izliyoruz. Bu seyirciyi hem sos- yal olarak hem de duygu anlamında besliyor. Anlatılan hikayenin anlatılış biçimi ne denli samimiyse bu oyuncunun seyirci gözündeki izlenimi de elbette etkiliyor.

Nasıl bir oyunculuk ekolüne öykünüyorsun?

Hikaye anlatıcılığına... Bu, belki de ailemden özellikle babaanne ve dedemden gördüğüm şey olduğundandır. Oyunculuğumun ruhuma yer etmesinde rol oynayan, çocukluğuma dair aklımdan çıkmayan çok fotoğraf var. Dedem de babaannem de iyi birer hikaye anlatıcısıydı. Annem de öyledir... Bir filmi anlattığında filmi izlemiş kadar olursunuz. Ben aslında bu özü benimsiyorum. Bir iletişim, karşılıklı bir konu önünde bir araya gelip bir üsluba bürünüyor ve ekonomik bir zaman dilimi içinde lokomotif bir yapı oluşturuyor. Yaptığımız iş genel anlamda bu disipline öykünüyor ama yalnızca beceriyle inandırıcı olabiliyor. İçinde birbirinden bağımsız tonlarca teknik var... Kalp hastası biri nasıl kulak burun boğaz bölümüne gidip muayene olmuyorsa, oyunculukta da her an, kendi içinde farklı teknik bilgiye ve arayışa bağlı olarak yön değiştiriyor.

Üzerine yapıştırılan bir rol var mı?

Hayır. Her yeni rolümde bir öncekini unuttuklarına dair söylemler duyuyorum. Mutlu olur, duygulanıyorum... Seyircilerin “Aferin.” dediklerini işitiyorum. Tabii, Vasfiye Teyze karakteri elbette başka bir yerde.

Aslında komediye daha çok yakıştırılıyor gibisin ama sınırlarda yürüyecek bir drama performansı potansiyeli de senin bir parçan gibi.

Enteresan bir şekilde, okulda hep dram oynadım. Ekrandaysa o kadar değil. Anne dizisinden sonra fikirler elbette farklılaştı. Komedide eğleniyorum. Hepsi iç içe zaten; benim için çok değişmiyor.

Bir süredir televizyon projesi yapmıyorsun. Nasıl bir şey bekliyorsun?

Bana yakışan şeyi bekliyorum. Artık dizi takibinden çok sinema filmine yüklenmem gereken bir evredeyim. Filme ağırlık verdim. Dizi söz konusu olduğunda seçici olmak şart. Başka türlü istemediğiniz bir şeye o kadar zaman harcamak iyi gelmiyor.

Bir oyuncu, hayatı boyu oynayabileceği her rolü oynadığını hissederek bu işi bırakabilir mi? Yani, bunu hissetmek mümkün mü?

‘Searching for Debra Winger’ belgeselini izlemelerini öneririm. Bunları hissetmeden de bırakabilir. Böyle hikayeler çok var. Bırakmak bir histen çok bir karar aslında. Bu koşulları konuşmak gerek. Ne olmuş da bırakmış?

Sezonda yeni bir oyunun var; Erkek Arkadaşım Bir Feminist. Bize ne anlatacaksınız?

Çok keyifli bir oyun olacak gibi görünüyor. Samantha Ellis sevdiğim bir yazar. Onun bu oyununu bana Fırat Tanış getirdi. Ona da başka bir oyuncu arkadaşı önermiş. Güncel konu başlıklarına da ışık tutan keyi i bir oyun.

Türkiye’de tiyatro sahnesinde son beş yıldır olup bitenleri nasıl değerlendiriyorsun?

Türkiye’de tiyatro sahneleri son birkaç yıldır resmen devrim gerçekleştiriyor. Televizyonda sansürden sıkılan seyirci sayısıyla birlikte artık hiçbir oyuna bilet bulamaz hale geldik. İyi bir şey... İkinci Dünya Savaşı sonra kabarelerin patlama- sına benziyor.

Peki bu iyi görünen gelişmeler Devlet Tiyatrosu’nu nasıl bir konumda bırakıyor? Devlet Tiyatrosu’nu ve özel tiyatroyu birbirinden ayıran birçok ana başlık gündemde, evet. Fakat bu, iyi yönetmen ve iyi oyuncular için farketmiyor. Oynamak isteyen derdini sahnede anlatıyor. Orada da bir sansür varsa onu bilemem... Ama yıllardır oynanan ve kaçırılmaması gereken oyunlar var.

Ağzına geleni tutamayıp söyleyen bir mizacın mı var?

Hayır yoktur. Zeki bir kadınım. Söz ağzıma gelene kadar bin elekten geçiyor. Sonuçları da yine benim hassasiyetime göre değişiyor.

Son zamanlarda en çok neye sinirlerin bozuluyor?

Bir sürü şeye!

Peki gülmek masumane bir reaksiyon mu? Yoksa kasıtlı bir kaçış mı?

Hangi duruma niye ve neye güldüğünüze bağlı. Bu soru, gülme reaksiyonu için sorulduysa benim sorum, “Siz nasıl bir top- rakta yaşıyorsunuz ki gülmenin amacını sorguluyorsunuz?” olur. Bizi çok içler acısı bir duyarlılığa götürmüş belli ki. Gülün geçin yahu.

Bugüne kadar sana yapılmış haksız bir eleştiriye verdiğin en orijinal cevap neydi?

“Bundan hoşlanmadım. Bu konuda konuşmayacağım.”

Petals’ın bu ayki teması nane. Onu hangi yiyecek veya içecekte tüketmek istersin?

Kokteyl. Sodanın içine çok atarım... Gece yatmadan içerim, yanında magnezyum da olur mutlaka. Nane ve roka her öğünümde vardır zaten.

Greta Thunberg’e buradan bir mesaj iletmek ister misin?

Seninle aynı zamanda yaşamak müthiş bir serüvene imza atmak. Yanındayız. Bizi evrensel değerlerle yüzleştirmenin yaşı yok. Öğrenmenin yaşı olmadığı gibi. Sana minnettarız.

 

Petals Magazine Spearmint Issue'dan alınmıştır. 

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Şehirlerin Şarjı Bitmez

ŞEHİRLERİN ŞARJI BİTMEZ

Güne hazırsınız, otomobiliniz de öyle.

Yeni İnsan

YENİ İNSAN

Gündüz Vassaf XOXO The Mag için yazdı.

Sosyal İzolasyonda Skın-Fastıng

SOSYAL İZOLASYONDA SKIN-FASTING

Cilt bakımı rutininizi durdurduysanız, tekrar düşünün.

Değişik Bir Gün

DEĞİŞİK BİR GÜN

Başlıyoruz.

Az Kaldı

AZ KALDI

Otomobile atlayıp şehri yaşamaya.

Şükrü Özyıldız

ŞÜKRÜ ÖZYILDIZ

Şapkasını kapının dışında bıraktı. İçeri girdi, elimizi sıktı, karşımıza oturdu; arkadaşımız oldu.

Rebırth

REBIRTH

Adı üstünde işte, yeniden doğuyoruz.

Best Frıends: Ece Çeşmioğlu

BEST FRIENDS: ECE ÇEŞMİOĞLU

Ece Çeşmioğlu ve Taner Ölmez'le sohbet ettik. Daha doğrusu onlar etti, biz dinledik.

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

Evdeki Saat

EVDEKİ SAAT

Grubun beyni ve şimdilik tek üyesi Eren Bagi’yleydik.

Lyn Weıscz

LYN WEISCZ

Lynskiii, telefonun öbür ucunda.

A’dan Z’ye Moda Haftası

A’DAN Z’YE MODA HAFTASI

Moda haftasının hengamesi ve bütün yaşananları alfabedeki harflerin öncülüğünde inceliyoruz.

EN YENİLER
Beğeni Üzerine

BEĞENİ ÜZERİNE

Ali Akay, XOXO The Mag için yazdı.

Zızı Donohoe

ZIZI DONOHOE

Zizi Donohoe ile güzellik üzerine biraz laflıyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

Bir Küresel Moda Dosyası

BİR KÜRESEL MODA DOSYASI

Küresel moda markalarını mercek altına alıyoruz.

Erol Tabanca & İdil Tabanca

EROL TABANCA & İDİL TABANCA

OMM'u Kengo Kuma'dan dinledik, şimdi sıra işin kalbi olan ikilide. Biz bu ikilinin sohbetine müdahil olmaktansa şahit olmayı tercih ediyoruz.

Jonathan Anderson

JONATHAN ANDERSON

JW Anderson’ın kurucusu ve Loewe’nin Kreatif Direktör’ü Jonathan Anderson’ın yükselişi hız kesmiyor. Erkek kıyafetleriyle başlayıp kadın tasarımlarına varan serüvenin tanığıyız.

DAHA FAZLA