RISE OF EMPIRES: OTTOMAN

Rise of Empires hevesiniz ikinci sezon öncesi kursağınızdayken, tüm ekiple yaptığımız sohbet, dahil olmanız için hazır ve nazır.

Rise of Empires: Ottoman, uzun süredir çığır sözcüğünü kullanmamıza engel olan bir şeyleri yıktı, yeniden yaptı, başarayazdı ya da başardı. Hüküm belirlemek bizim üzerimize vazife değil ammavelakin çıtanın belirli bir yerlerinden üst mertebelere doğru çıktığı bir gerçek. Aslında Türkiye değil ABD yapımı olması, kasting tercihinin Türk oyunculardan yana kullanılması, yayın dilinin İngilizce olması, bol CGI içeriğiyle desteklenmesi, seçilmiş tarihçilerle danışman olarak çalışılması gibi unsurları art arda sıraladığımızda, hangileri kulağa eleeştiri gibi geliyor diye bir durup düşünelim. Vardığımız sonuç, epey aralarda olacak. Ne var ki, hiçbiri eleştiri maiyetinde algılanmaması gereken unsurlarken, birçoğuna da bir yerlerde negatif bir şeylerle bezenmiş paragraflarda rastladınız. Biz de kulağımızı bu eleştirilere hiç tıkamamışcasına sorularla ekibin karşısına çıkıyoruz. Neyse ki hepsi epey hazırlıklı, oldukça spontan ve bir o kadar da mutlu. Ne olursa olsun, bir ilk başardılar. İlk doküdrama, ilk Netflix doküdraması, ilk yabancı dilde yapım... Hiçbirinden dem vurmuyoruz. Onların yaptıkları, aslında ikinci İstanbul'un Fethi gibi bir şey... Gerçekten, biz bu koca ekibin hissettiklerinin yalancısı değil, yalnızca tercümanıyız. Ve ne övgüyü ne yergiyi uzatmayı sevmeden, sözü onlara bırakıyoruz. Yönetmen Emre Şahin ve oyuncular Cem Yiğit Üzümoğlu, Selim Bayraktar, Birkan Sokullu, Osman Sonat, Ushan Çakır ve Tuba Büyüküstüne'e.

 

Hande Öçalan: Bu projeye dahil olmakta en güçlü iki unsur hikaye ve Netflix gibi duruyor. Buna ekleyeceğiniz özel bir sebebiniz oldu mu?

Emre Şahin: Bu bahsettikleriniz tabii ki önemli; bir de bu hikayenin bu topraklarda yaşanmış çılgınca bir hikaye olması beni, bu konuda kalıcı bir şey yapmaya, tarihin bu kısmını yeni insanlara ulaştırmak istemeye itti, bu da benim için ayrıca önemliydi. Dilinin İngilizce olması, Netflix’te yayınlanması gibi unsurlar sayesinde dünyanın her tarafına da ulaşmış olduk. Ayrıca bunu Türk oyuncularla yapmak da projenin başından beri belirlediğimiz unsurlardandı. Kısacası, bizim için en önemli olan, bu hikayeyi geniş kitlelere ulaştırmaktı. Keza bunu da yaptık.

Tuba Büyüküstün: Belgesel drama olmasından kaynaklı, kendi adıma, tarihte bilmediğim pek çok detayla karşılaştım. Şunu da okuyayım, bunu da araştırayım derken tüm bu süreç, benim için epey bilgilendirici oldu. Bu da oyuncuyla proje arasında güçlü bir bağ kuruyor.

Cem Yiğit Üzümoğlu: Benim için özel yanı da; tarihsel bir gerçekliği, taraf tutmadan, objektif bir biçimde sadece coğrafyanın gerçekliği içinde ele almasıydı. Osmanlı tarafını canlandıran bir oyuncu olarak veya seyirci olarak dahi, Bizans tarafını da, Osmanlı tarafını da haklı görüyorsunuz. Bu çok önemli. Aynı zamanda bu kadar büyük bir olayın arka planında gerçekleşen şeyleri gün yüzüne çıkartması açısından da çok önemli. İstanbul’u sadece Fatih Sultan Mehmed fethetmedi. O fethin arkasında, o fethin gerçekleşmesi ve gerçekleşmemesi adına çalışan onlarca başka insan var. Ve bu insanların hikayeleri de işin içine dahil oluyor. Projenin seyirciye, olayı tüm gerçekliğiyle izleyebilme fırsatı vermesi, benim bu işe inanmama ve bu işin içinde yer almama sebep olan unsurlardı.

Hande Öçalan: Sanıyorum herkes ilk kez yabancı dilde bir yapımda rol alıyor. Bu aşamada karakterlerinize lengüistik olarak nasıl bir hedef koydunuz?

Selim Bayraktar: Şu an Antalya’ya gitseniz, Geyik Bayırı’na çıksanız, orada yaşayan bir yörüğün konuşmasını anlayamazsınız, halbuki Türkçe konuşuyordur. Bu hikaye de, 52 uygarlığa ev sahipliği yapan ve pek çok farklı etnik grubun bir arada yaşadığı Osmanlı topraklarında geçiyor, dolayısıyla konuşulan Türkçe kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Evet, dizinin kendi içerisinde bir dil birliği var, ama bu duygu birliğinin beraberinde getirdiği bir kombinasyon. Bizim amacımız, var olan tarihi sentezi seyirciye en doğru şekilde aktarmaktı. Enteresan bir dil birliğimiz de oluştu.

Emre Şahin: Tabii ki gramer olarak doğru bir iş çıkarmalıyız ama aksan vs. o kadar ikinci plan ki, komik geliyor... Chernobyl yaparken oluyor ama biz yapınca mı bu konuşuluyor? Konuşmamızın sebebini de anlıyorum ama dünya bu tip konuları çoktan aştı. Bizim de bunu yapma zamanınız geldi. Bu arada, bu konuyla ilgili yurt dışından aldığımız geri dönüşler çok da iyi. Selim’in de dediği gibi, dünyanın her tarafından gelen insan bir aradalar ve dilin bu hikayeye nasıl uyarlandığı konusu, en son takılmamız gereken konu. Şunu da söyleyeyim; bu projenin başından beri, projeye yurt dışından bir oyuncu koyma fikri asla geçmedi. Çok garip olurdu... Bu topraklarda yaşanmış duyguları bu ülkeden oyuncularla sunmak, işe bambaşka bir kimlik kazandırıyor.

Birkan Sokullu: Emre’nin burada yaptığı şey, bu işi İngilizce yapmaya karar verip, özellikle Türk oyunculara fırsat sunması bizim adımıza büyük bir şans. Hepimiz için çok değerli bir şey yapıyor, bu vesileyle tüm kadro adına ona teşekkür ediyorum.

Hande Öçalan: Bu proje küresel sahnede Osmanlı İmparatorluğu’na dair ne anlatsın istiyorsunuz?

Tuba Büyüküstün: Bir kere, bize ait bir hikaye anlatıyoruz. Açıkçası bu, bugüne kadar uluslararası sahnede yapabildiğimiz bir şey olmadı. Oyuncular ve yapımcılar olarak kendi aramızda hep konuştuğumuz bir mevzudur bu; fetih gibi değerli hikayelerimiz varken, bunların hiçbirini uluslararası mecralara taşıyamıyor olmamız hep bir problemdir. Bu iş, bunu yapabildi. Türkiye’de bir ilk, çok değerli, çok özel; türünün dökü-drama olması da ayrı değerli... Evet, hepimiz tarih dersi aldık, ilgimizi çeken şeyleri daha da araştırdık; ama tüm proje boyunca bu koşulların haricinde bilmediğimiz bir yığın şey olduğunu fark ettik. Bu öğrendiklerimizi Türkiye’ye de, Dünya’ya da aktarabilmek, çok gurur verici.

Osman Sonant: Biz şu an ekip olarak kendimizi milli takım gibi hissediyoruz. Dünya Kupası’na katılmış bir milli takım gibiyiz. Dünyanın yapabildiği kalitede bir prodüksiyonumuz var, oyuncu ve rejide de dünyayla eşit olur, altı olmaz bir kalitedeyiz. Bir gün bunu başkaları yapacak diye korktuğumuz şeyler olur ya, biz başkaları yapmadan yapabildiğimiz için mutluyuz. Fatih Sultan Mehmed’in başka bir ülkede, başka oyuncular tarafından, başka bir yaklaşımla anlatılmasını istemezdim. Onu anlatacak biri varsa, biz olmalıyız.

Tuba Büyüküstün: Emre bunu ABD’de, ABD’li oyuncularla yapamaz mıydı? Yapardı. Onun da bahsettiği şey tam olarak bu.

Selim Bayraktar: Bir de, bizim bir beden dilimiz var; her insana has bir dil olduğu gibi. Bu iş de, insanlara olayı bizim beden dilimizle anlatma derdindeydi. Hocamız da onu yaptı. 

Hande Öçalan: Cem, izlediğimiz Mehmet rolü, hem fiziksel hem de mental olarak epey hazırlanılmış, üzerine titrenmiş ve olabilecek en kahramanvari sunumda ortaya çıkmış duruyor. Klişe olacak ama, gerçekten role hazırlanma check list’inde neler vardı?

Cem Yiğit Üzümoğlu: Defterim şu an bile yanımda, sette de hiç ayrılmadık. Her bir sahne için öncesinde yaptığım çalışmalar, sonra sete çıkıp yine her sahne öncesi sette sorduğum 50 soru; bunlara ek olarak sürekli yanımda taşınan 15-20 kitap... Yani, aylarca çalışıldı, maalesef yıllarca olamadı; keşke... Ama gerçekten ekip olarak çok çalıştık. Hepimiz adına çok gururluyum. Milli maç örneğinden gidecek olursak; ne olursa olsun biz çok uğraştık, çok didindik, çıktık ve elimizden geleni yaptık.

Selim Bayraktar: Karşımızda Fatih Sultan Mehmed’in reenkarne olmuş hali de duruyor olabilir, bu da ayrı bir film konusu...

 

Hande Öçalan: Birkan, Cenevizli rolü önüne geldiğinde ve onu derinliğiyle okuduğunda gözünün önünde oluşan karaktere ulaşabildiğini düşünüyor musun?

Birkan Sokullu: Rol bana teklif edildiğinde Emre’yle bir hemen telefonla konuştuk. Bana bu rolden ne beklediğini anlattı, ben de ona kendi kişisel yorumlarımı. Ne beklediğini anlamaya çalışıp, üzerine de bir kendimden bir şeyler katarak bu işi ortaya çıkardım. Sette de sürekli alışveriş içerisindeydik. Açıkçası tatmin olmasa her şeyi tekrar çekeceğine eminim... Bu aşamada aslında benim için olay Emre’yi tatmin etmekti yani... Şaka bir yana, bunu en iyi seyirci cevaplar. Dediğim gibi; oynarken çok keyif aldım. Bugüne kadar oynadığım hiçbir karaktere benzemiyordu. İşin İngilizce çekiliyor olması bir oyuncu olarak benim için de yeni bir çalışma alanı ve tecrübeydi. Bunu denemiş olmak ve bu kadar özel bir işin içinde bulunmak çok keyifliydi. Bu süreci, kariyerimin en kıymetli zamanlarından biri olarak görüyorum.

Hande Öçalan: Ushan, karakterinin bir dönem yaşamış gerçek biri olduğu bilmek üzerinde bir baskı yaratıyor mu?

Ushan Çakır: Evet, orada bir sorumluluk var. Topladığınız bilgiler üzerinden karakterinizle empati kurmaya çalışıyorsunuz. Tarihsel bir konuyu filme alırken iyi almak sorumluluğunuz var. Bu kısım yönetmenin yükü tabii ama biz oyuncular de o noktada empatiyle buna destek olmaya çalışıyoruz. Aramızda oluşan güven ve karşılıklı istekle ortak bir kanıya varıldı.

 

Hande Öçalan: Osman, aslında proje gerçeği anlatıyor, evet, ama oldukça da mitsel ve romantik bir yerden anlatıyor. Dolayısıyla hikaye size ulaştığında tarihsel kaygılar güttünüz mü ve bu kaygılarla nasıl başa çıktınız?

Osman Sonant: Ben karakteri düşünmeye ilk başladığımda, onun neye benzeyeceğine niyetlenerek bir çeşit meditasyon yaptım ve gözümün önünde bir yılan figürü belirdi.Yılan da benim karakterime her anlamda çok uygun bir sembol. Ama öyle yerler vardı ki, onu neredeyse komik ve zavallı konumuna düşürebilirdi. Okurken güldüğüm şeyler oluyordu ama sanki olayları daha ciddiye alarak görmem gerektiğini düşünüyordum. Bu açıdan korktum... Sonra set öncesi ve set sırasında Emre’yle konuştuğumuzda aslında bunun da karakterde istediğimiz bir yan olduğunu fark ettik ve nihayetinde telkin oldum. Komiklik için komiklik yapmaktan ziyade, yaptıklarından ötürü komik duruma düşen ve yer yer gülümseten bir karakter olması gerektiği konusunda hemfikir olduk. Emre olmasa, okuduklarımı çok daha ciddiye alıp daha tatsız veya daha az renkli bir karakter ortaya serebilirdim. Emre, sadece Fatih’le ilgilenmedi. Her karakterle ve her oyuncuyla tek tek ilgilendi. Sıkıntılarımızı çözdü, bizi rahatlattı, cesaretlendirdi. Sette bir süre sonra şunu fark ettik; sahne çekiliyor, iyi deniyor ama biz yine de tekrar alıyoruz. Emre’nin söyledikleri sürekli; “Good, one more. Perfect, one more.” Yani, mükemmelse niye bir tane daha?

Ushan Çakır: “O kadar iyi ki, bir kez daha lütfen.”

Osman Sonant: “Çok iyi oynadın, bir daha görebilir miyiz?” mi diyorsun ne diyorsun?

Cem Yiğit Üzümoğlu: Yapım, şöye bir tişört yaptırdı; ön tarafta Rise of Empires: Ottoman yazıyor, arkada ‘Moving on’ yazıyor.

Ushan Çakır: Biz o ‘Moving on.’u duyduğumuzda rahatlıyoruz, devam edebiliyoruz diye... Bu arada da, arkada şöyle bir mücadele veriliyor; ‘Good’dan, ‘Better’dan daha güzel şeylerduymak istiyoruz tabii. Birbirimize “Excellent aldın mı? Awesome aldın mı? Benim iki ‘Perfect’im beş’Good’um var.” falan demeye başlamıştık... Resmen reji taktiği uyguladı ve bizi geliştirdi. En başlarda gerilirken gitgide ne yapmamız gerektiğini daha iyi anladık.

Hande Öçalan: Tuba, projenin üç kadın karakterinden birisin. Tüm set sürecini nasıl bir hisle yaşadın?

Tuba Büyüküstün: Bir kere ben sete, kadına çok aşık olmuş, hayran kalmış biçimde gittim. Ama arada kaldığım durumlarda tuhaf bir sorumluluk ve hafif de bir gerginlikle, “Ya, bu nasıl olacak?” diyerek Ben de yine hep Emre’ye koştum. Ama Emre hakikaten sette size öyle bir güven sağlıyor ki, bu bir oyuncu için çok önemli. Biliyorsunuz ki ne olursa olsun, Emre orada. Onun haricinde, Mara’yı keşfettikçe, bana yetmediğini düşündüm. Harem’e yıllardır çok ilgiliyimdir, neredeyse herkesi bilirim; ama her nedense Mara’ya dair çok bilgim yoktu. Hatta ilk konuştuğumuzda “A, öyle bir karakter mi var?” dedim. Aslında çok önemli bir kadın ama önemi pek bilinmiyor. Almanya’da, kendisi hakkında detaylıca yazılmış bir kitap var ama ona da ulaşamıyoruz. Bir Sırp prensesi, Doğu-Batı dengesi ve Avrupa güzergahında her şeye hakim. Mehmed’i oğlu gibi seviyor, aralarında çok acayip bir bağ var. Mehmet için her şeyi yapabilecek durumda ama kendi karakteriyle de keninde çok güzel yer edinebilmiş bir kadın.

Emre Şahin: Osmanlı Tarihi’nin dışında, bütün Dünya tarihi için çok önemli bir kadın. Sanat, diplomasi, saltanat, bir sürü etkenin arkasını deştiğinizde Mara çıkıyor. Mehmed açısından da ilginç; hayatı boyunca kayıtsız şartsız desteklediği tek insan, Mara. O dönem gerçekleştirdikleri her şeyi, birbirlerine verdikleri destek şekillendirmiş. Hep söylüyorum, birileri mutlaka yapacaktır; Mara’ya başlı başına bir iş çekilmeli. En azından bir belgesel ama mutlaka bir film. Çünkü onun hakkında neden bu kadar az şey bildiğimizi hala merak ediyorum.

Hande Öçalan: Selim, siz saltanat hikayelerinin anlatıldığı işlere aşinasınız. Çandarlı’ya dönüşmek bir kıyas yapmanız gerekse nasıl bir mücadeleydi?

Selim Bayraktar: Hiçbir saltanat hikayesini anlatırken, birinin elinde cep telefonu tutması garibime gitmemişti. Daha önce yer aldığım benzer dönemsel hikayelerde bunu yaşamıştım.Günümüzde var olan her şeyi elemek durumundasınız. Tabii ki, asıl olan oradaki duygulara ulaşmak. Bunun için de çeşitli bilgi kaynaklarına ve iyi bilgi sentezlerine ihtiyacınız oluyor. Ortaya çıkan hissin geneli ne kadar doğru? Tartışılır; hepsi farklı birer sentez. İşin içinde, her şeyi iyi sentezleyip girmek lazım. Cem (Yiğit Üzümoğlu) de o yüzden sürekli kitap okuyor. Gönül isterdi ki, ben Çandarlı’yla oturayım, Tuba Mara’yla sohbet edebilsin. Ama ne yazık ki böyle bir şansımız yok. Bir sürü tarihçiyle beraber bu işin anlatılıyor olması, bizim şansımıza oldu. Çünkü insanlar çok kolay bir şekilde o dönemde bunların yaşanmadığını söyleyebilirler. Kanıtları, tarihçiler oldu. İşin de zorluğu buydu. Ben bireysel olarak bu sorumluluğu alırken, “Çandarlı gerçekten böyle miydi?” diye düşünüyorum tabii. Ama dediğim gibi, hiçbirimiz onların nasıl olduğunu bilmiyoruz, bilemeyiz de. Aynı şey bizler öldüğümüzde de geçerli olacak. Arkamızdan en fazla, “İyi miydi, kötü müydü?” diye soracaklar. Şu an konuştuğumuz her şey bile her saniye tarihe karışıyor. Ve herkes her şeyi kendine göre sentezleyerek arşivliyor, depoluyor. O yüzden o bahsettiğim sentezi doğru yapmak lazım. Bu iş bir aşure; içinde bir yığın lezzetli ürün var, güzel de bir aşure oldu.

Cem Yiğit Üzümoğlu: Bir gün sete bir akademisyen geldi. Ona, bir tarihçiyi çok iyi tarihçi yapan şeyin ne olduğunu sordum. “Tarihi kendi yazmasıdır.” dedi. “Bulgulardan yola çıkarak bir hikaye kurgulamasıdır.” dedi. O zaman şunu anladım; biz şu an İstanbul’un Fethi’nin tarihini yazıyoruz. Bu çok büyük bir şey. Bunu fark ettikten sonra sorumluluğumuz da, işe olan duygusal bağımız da arttı; biz bir anlamda tarih yazdık.

BUNLARI DA OKUYUN

BİRKAN SOKULLU

Some Men'in Kış 2019 kapak konuğuyla biraz zaman geçiriniz.

2019’DA İZLEDİĞİNİZİ VARSAYDIĞIMIZ 33 ŞEY

2019'da izlediniz, ama izlemediyseniz de 2020'de izlemek hala 'lame' olmayacak.

RISE OF EMPIRES: OTTOMAN GELDİ

Taht oyunları from İç Anadolu.

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Efı Gousı

EFI GOUSI

Efi'nin koyu-pastel dünyasına bakıyoruz. O anlatıyor, biz inceliyoruz.

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

Some Men yazı, Kerem Bürsin'le açıyor.

13 Reasons Why

13 REASONS WHY

Netflix’in 31 Mart’ta izleyiciyle buluşan yeni dizisi 13 Reasons Why, gençlik dizilerini polisiyeyle birleştiren formülüyle ilgi çekeceğe benziyor.

Birkan Sokullu

BİRKAN SOKULLU

Some Men'in Kış 2019 kapak konuğuyla biraz zaman geçiriniz.

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

MBFWI Backstage: Özlem Süer

MBFWI BACKSTAGE: ÖZLEM SÜER

Özlem Süer defilesinin sahne arkasından bildiriyoruz.

Fırat Çelik

FIRAT ÇELİK

Hayatında standartları var. O tam bir profesyonel. Amacına yönelik hareket ediyor, ve geniş bir vizyonu var. Ve dünya onun oldukça, o da dünyanın oluyor. #dude

Walk Don’t Run İle Tanışın

WALK DON’T RUN İLE TANIŞIN

İçeri lütfen, ama koşmadan.

Davıd Guetta

DAVID GUETTA

"Yaptığımız her şeyin %100 olması gerekiyor."

Metin Akdülger

METİN AKDÜLGER

Meğer Metin'e daha soracak çok sorumuz varmış.

Instagram Pets: Shrampton

INSTAGRAM PETS: SHRAMPTON

Shrampton ile oturup sohbet edebilir, üstü açık arabasıyla Malibu sokaklarında gezebilirsiniz.

Rüya Pamuk

RÜYA PAMUK

Rüya'yla konuşmamızın odak noktasında okuduğu, yarıda bıraktığı ya da okuyacağı kitaplar vardı.

EN YENİLER
LOKAL TEMAS: TRUST ME BABY

LOKAL TEMAS: TRUST ME BABY

Trust me baby mercek altında. Yaratıcısı Melih Çebi yanıtlıyor.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

"Biz Suna K.’yı bir kabile olarak tarif ediyoruz."

Davıd Guetta

DAVID GUETTA

"Yaptığımız her şeyin %100 olması gerekiyor."

Safa Şahin

SAFA ŞAHİN

“Şu an daha ziyade geleneksel sanat sisteminden yanayım."

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

Bedirhan Soral

BEDİRHAN SORAL

"Günümüzde doğanın bize verdiği mesajları hepimiz çok net görüyoruz."

DAHA FAZLA