CENK ERTÜRK

Haluk Bilginer'le Ali Atay'ı baba-oğul olarak izliyoruz. Nuh Tepesi'ndeki ağacın hikayesini, yönetmen Cenk Ertürk'den dinliyoruz.

Nuh Tepesi, Tribeca Film Festivali'nden hatırı sayılır ödüllerle döndüğünden beri zihinlerde. Geçtiğimiz Cuma itibarıyla da vizyonda. Cenk Ertürk'se uzunca süredir sinema hayatında. Kısa filmleri, katıldığı festivaller ve en önemlisi de hikaye anlatmak üzere masaasına oturup kalemini eline aldığı günden beri kafasında bir şeyler yönetiyor. Bu, onun ilk filmi. Haluk Bilginer, Ali Atay, Mehmet Özgür ve Arın Kuşaksızoğlu, bu filmin lokomotifleri. Hande Doğandemir de kendilerine eşlik ediyor. İzlediğimiz, bir baba-oğul hikayesi, bir ölüme yaklaşma yolculuğu, bir inanç arayışı ve küçük ama kocaman bir toplum kesiti. Sözün kalanını Cenk'e bırakıyoruz.

 

Röportaj: Hande Öçalan

Fotoğraflar: Cansu Kızıltaş

 

 

Cenk, Nuh Tepesi’ni bir erkek filmi olarak nitelendirir misin?

Bir şekilde nitelendirmek zorunda kalsaydım, Nuh Tepesi'ni bir erkek filmi olarak değil bir insan filmi olarak nitelendirirdim. Karakterlerin isteme, mücadele ve iletişim biçimlerinde çeşitli değişiklikler yaparak Nuh Tepesi'ni bir anne-kız hikayesi olarak da yazabilirdim.

Bir eve dönüş hikayesi anlatması filmin klişeleşme algısında eksi rol oynuyor mu?

Aslında Nuh Tepesi'ni bir eve dönüş hikayesi olarak görmüyorum. Öyle görenler olabilir tabii... Eğer varsa, onların algısında bu durumun nasıl bir etkisinin olduğunu kendileriyle konuşmak isterdim. 

Filmin epey az mekânda geçtiğini söyleyebiliriz. Ve bu mekanlar, köy evi, kahve, tapu dairesi, neredeyse hiçbir sanat dokunuşu yapılmamışçasına doğal ve kendi halinde duruyor. Bu alana nasıl yaklaştınız?

Filmdeki köy evi, kahve, market, tapu dairesi gibi mekanlar sanat yönetmenlerimiz Sıla Karaca ve Seda Saçlı tarafından büyük bir özenle sıfırdan tasarlandı. Filmde market olarak gördüğümüz yer, filmi çektiğimiz köyün deposu aslında. Kahve olarak gördüğümüz yerse muhtarlık binasında boş bir oda… Filmdeki ağaç ve etrafı da uzun bir hazırlık ve büyük bir prodüksiyon operasyonuyla hazırlandı. Sıla ve Seda, Anadolu değişkenlerini çok iyi biliyorlardı, ön hazırlık sürecinde yoğun araştırmalar yaptılar. Ben de köy hayatını ve o hayatın detaylarını iyi biliyorum. Sanat yönetmenlerimle uzun uzun konuştuk, kararlarımızı vermeden önce. Tamamen tasarım olan o mekanların doğal ve kendi halinde gözükmesine çok sevindim. 

Elif, muhtar, imam; aslında bu baba-oğul hikayesinin etrafına örülmüş farklı temsiliyetler içeren güçlü olması gereken karakterler. Ve fakat nedense hikayenin akışına etki etmediklerini hissettiriyorlar. İlk etapta onları nasıl kurguladın?

Filmdeki baba ve oğlu yazarken nasıl bir çalışma yaptıysam Elif'i, muhtar Cevdet'i ve imam Ahmet'i yazarken de benzer bir çalışma yaptım. Filmdeki muhtar ya da imam olmasaydı baba ve oğlun köydeki durumla bambaşka bir ilişki kuracaklarını düşünüyorum. Hele Elif... O filme girdikten sonra baba ve oğul başka şeyler istemeye başlamıyorlar mı?

Senaryo, klasik edebiyatın mihenk taşlarından epeyce etkilenilmiş replikler ve ruh halleri taşıyor. Edebiyatla aran nasıl?

İyi galiba. Romanlar ve şiirler, dinlendiğim, genişlediğim ve kendime baktığım yerler. Vaktimin büyük bir kısmını alıyor. Edebiyatın duygularımızın üzerindeki örtüyü kaldırma gücüne hayranım. 

Türkiye’de Nuri Bilge Ceylan ve Zeki Demirkubuz ekolüne yakın gösterilmen ne hissettiriyor?

Nuh Tepesi ilk filmim olduğundan izleyenlerin filmi önceden bildikleri filmlere benzetmeleri çok normal. Benzetmek, karşılaştırmak bir öğrenme yöntemidir zaten. New York Times'da yayınladığı makalesinde eleştirmen Ben Kenigsberg de, Nuh Tepesi hakkında çok güzel şeyler yazarken, anlatım dilimi Abbas Kiarostami'ye benzetmişti mesela. Muhtemelen yeni filmlerimde neyi farklı yaptığım da biraz daha net gözüküyor olacak.

 

Biz seni Altın Portakal dönemindeki kısa filmin Zeitgeist’la hatırlıyoruz. Ve böyle bir ilk filmle dönmüş olman açıkçası beni şaşırtmadı. İnsanlar senden bu ekolde bir film bekliyor olabilir mi?

Zeitgeist'ı New York Üniversitesi'nde sinema yüksek lisansı yaparken aldığım reklam dersi için çekmiştim. Ders için kendi seçtiğimiz bir ürünün kısa bir reklamını çekmemiz gerekiyordu. Ben bu fikri pek sevmemiştim. Hocanın özel izniyle sinemaya olan tutkumun reklam filmini çektim. Zeitgeist, öyle bir filmdir. Nuh Tepesi'ni de aynı üniversitede 2013 yılında aldığım senaryo dersi için yazmıştım, ilk defa. Sevdiğim filmlerden başka bir pusulamın olmadığı bir zamandı. İnsanların benden nasıl bir film beklediğini bilmiyorum ama ben nasıl filmler izlemeyi sevdiğimi biliyorum. İzlemeyi seveceğim filmler yapmak istiyorum.

Yavaş sinema geleneğinden Türkiye’de çok fazla film üretilmiyor. Nuh Tepesi’ni bu ekolle tanımlar mısın?

Kundera, Yavaşlık kitabında şuna benzer bir şey söylüyor: "Yavaşlık ile hatırlama, hız ile unutmak arasında gizli bir ilişki vardır. Bir şey hatırlamak isteyen kişi yürüyüşünü yavaşlatır. Biraz önce yaşadığı kötü bir olayı unutmaya çalışan kişi de farkında bile olmadan yürüyüşünü hızlandırır." Nuh Tepesi biraz da bazı şeyleri hatırlamakla ilgili olduğundan filmin belirli oranda bir yavaşlığa ihtiyacı vardı, sanırım. Ama bence Nuh Tepesi genel itibarıyla yavaş bir film değil.

İlk etapta gelen yorumların aksine, köylülük ve burjuvazi arasındaki farkların filmin lokomotiflerinden biri olduğunu düşünmüyoruz. Çünkü Ömer de tam olarak şehirli olabilmiş değil, babası öyle olsa dahi hastalığından dolayı bu çok geri planda hissediliyor. Haksız mıyız?

Filmin fonlama sürecinde yazdığım yazar görüşü metinlerinde Nuh Tepesi'nin bir taşra filmi olmadığını, köylülük ve burjuvazi arasındaki farkların bu filmin ana konusunu oluşturmadığını özellikle belirtmiştim.

Öte yandan da toplumun farklı kesimlerini olabilecek en kötü alışkanlıkları, özellikleriyle görüyor olmamız, genel olarak pesimist bir bakış açısı mı?

Aslında karakterlerimi önyargısızca, kontrollü bir şefkat duygusuyla, hiç de pesimist olmayan bir bakış açısıyla yazmaya çalışıyorum. Muhtemelen onların kötü alışkanlık ya da özellikleri daha çok aklımızda kalıyor.

Çoğunluğu yabancı bir ekiple çalışmak yine de bu filmin bu coğrafyaya ait dokusuna zerre zarar vermemiş. Yurt dışında beğenilerek izlenmesini ve ödüle layık görülmesini filmin ağırlıklı olarak hangi özelliğine bağlıyorsun?

Bu ilgiyi, filmin, hepimizin yakından tanıdığı duygularla dürüst olmaya çalışarak uğraşmasına bağlıyorum. Yaşamla iyi bir arkadaş olmaya çalışan bir yazar olarak yazdım ben Nuh Tepesi'ni. Yazdığım karakterleri ve dünyayı filmle anlama çabamın, izleyici için de davetkar olduğunu düşünüyorum. 

Seyirci salondan çıktığında, o ağacı İbrahim’in dikip dikmediğini ne kadar merak eder?

Ağacı gerçekte kimin diktiğini film festivallerinde soru-cevap bölümlerinde çok sordular. Ben de sorulmasını istiyordum zaten. Yani, merak ediyor insanlar. Filmde belirli bir andan sonra, özellikle Ömer için artık ağacı kimin diktiğinin bir öneminin kalmamasını sanırım seviyorum. 

Nuh Tepesi için hayalin ne?

Şahsımdan bağımsız bir yerlerde kendi başına yaşamasını hayal ediyorum. İyi arkadaşlar yapsın kendine, o arkadaşlarıyla ışıklı bahçelerde birlikte bir şeyler içsinler. Yaşasınlar...

BUNLARI DA OKUYUN

EMİN ALPER

Emin Alper bize üç nankör kız kardeşin hikayesini anlatıyor. Sadece bize değil, tüm dünyaya. Ve hikayesi derdini epey iyi anlatıyor.

SERKAN KESKİN

Serkan Keskin ve kendisine yakıştırdığımız sıfatlar, lakaplar ve tanımlamalar üzerine...

CANER ÖZYURTLU

Nereye baksanız Biz Böyleyiz'i mi görüyorsunuz? Dikkatinizi biraz da filmin yönetmenine vermeye ne dersiniz?

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Şehirlerin Şarjı Bitmez

ŞEHİRLERİN ŞARJI BİTMEZ

Güne hazırsınız, otomobiliniz de öyle.

Yeni İnsan

YENİ İNSAN

Gündüz Vassaf XOXO The Mag için yazdı.

Sosyal İzolasyonda Skın-Fastıng

SOSYAL İZOLASYONDA SKIN-FASTING

Cilt bakımı rutininizi durdurduysanız, tekrar düşünün.

Değişik Bir Gün

DEĞİŞİK BİR GÜN

Başlıyoruz.

Az Kaldı

AZ KALDI

Otomobile atlayıp şehri yaşamaya.

Şükrü Özyıldız

ŞÜKRÜ ÖZYILDIZ

Şapkasını kapının dışında bıraktı. İçeri girdi, elimizi sıktı, karşımıza oturdu; arkadaşımız oldu.

Best Frıends: Ece Çeşmioğlu

BEST FRIENDS: ECE ÇEŞMİOĞLU

Ece Çeşmioğlu ve Taner Ölmez'le sohbet ettik. Daha doğrusu onlar etti, biz dinledik.

Rebırth

REBIRTH

Adı üstünde işte, yeniden doğuyoruz.

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

Evdeki Saat

EVDEKİ SAAT

Grubun beyni ve şimdilik tek üyesi Eren Bagi’yleydik.

Lyn Weıscz

LYN WEISCZ

Lynskiii, telefonun öbür ucunda.

A’dan Z’ye Moda Haftası

A’DAN Z’YE MODA HAFTASI

Moda haftasının hengamesi ve bütün yaşananları alfabedeki harflerin öncülüğünde inceliyoruz.

EN YENİLER
Beğeni Üzerine

BEĞENİ ÜZERİNE

Ali Akay, XOXO The Mag için yazdı.

Zızı Donohoe

ZIZI DONOHOE

Zizi Donohoe ile güzellik üzerine biraz laflıyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

Bir Küresel Moda Dosyası

BİR KÜRESEL MODA DOSYASI

Küresel moda markalarını mercek altına alıyoruz.

Erol Tabanca & İdil Tabanca

EROL TABANCA & İDİL TABANCA

OMM'u Kengo Kuma'dan dinledik, şimdi sıra işin kalbi olan ikilide. Biz bu ikilinin sohbetine müdahil olmaktansa şahit olmayı tercih ediyoruz.

Jonathan Anderson

JONATHAN ANDERSON

JW Anderson’ın kurucusu ve Loewe’nin Kreatif Direktör’ü Jonathan Anderson’ın yükselişi hız kesmiyor. Erkek kıyafetleriyle başlayıp kadın tasarımlarına varan serüvenin tanığıyız.

DAHA FAZLA