CHLOË SEVIGNY

The American.

Röportaj: Tim Goossens - Eylül 2012

Fotoğraf: Casey Spooner

90'lardaki umutsuzluğumuzun, geleceğe dair beklentisiz yola devam edişimizin lideri, mahmur gözlerin ardından bakıyor... Chloë Sevigny, bu ay kapağımızın onur konuğu. Biz hayattan hiçbir şey beklemezken o bize öfkemizin hedefsizliğinden bir şey çıkarabilmeyi öğretti. Garip güzelliği ile, kendisiyle ilgili hiçbir tasarrufa girişmeden, hiçbir şeye müdana etmeden yoluna devam ediyor. Oyuncuların kimi karakterlerini iğdiş edip egzotizmada bacak ağrılarına tuttuğu yerde Chloë Sevigny, her karakter oyuncusunun tek hayali olan bir rol ile Hit&Miss’teki karaktere layığıyla oturuyor. Bugün sadece ekrandan yeni karakterler değil, çalışma masasından tasarım da çıkaran, “kumaşları düşünen” oyuncuyu gezegenlerin hızla yer değiştirdiği şu günlerde Los Angeles’ta yakaladık. Bu da yetmezmiş gibi, eski MoMA PS1 küratörü ve fordPROJECTS’in eski kreatif direktörü New Yorklu Tim Goossens’i, röportajı gerçekleştirmesi için üzerine saldık. Garip zamanlar yaşadığımızdan mütevellit, ‘bu yıl ne yapıyorsak oyuz’ dedik ve Eylül sayısının kapağını Casey Spooner’ın ellerine teslim ettik. Bu ayki konuk küratörümüz olarak deklanşörün başına geçen Casey Spooner’ın enerjisini Chloë Sevigny’nin dinginliği ile dengeledik. Yeni sezonda hızla yol alıyoruz şimdi. Acele karar vermeniz gerek: Are you on board or not? 

 

Los Angeles’ta havalar nasıl?

Yanıyor.

Oldukça nemli olmalı. New York’ta öyle.

Tam öyle değil, ama daha kuru. Çok sıcak oluyor ama yine de sokakta insanlar resmen çıldırıyorlar.

Şu an Los Angeles’ta ne yapıyorsun?

American Horror Story’nin ikinci sezonunun çekimleri için buradayım.

Gerçekten mi? Ben de Lizzie Bordon ile hakkındaki serinin çekimine başladın sanmıştım. O zaman Hit&Miss’teki
rolün hakkında konuşalım. Interview Magazine’deki röportajında transseksüel insanların istemedikleri bedenlere hapsolduklarını söylüyordun. Rolüne nasıl hazırlandın?

Çok fazla biyografi okudum. Trans insanlarla da konuştum ama daha çok okuduğum biyografilerden yola çıktım rolü çalışırken. İnsanlara ulaşmak kolay değildi ve ben de o yüzden daha hazır olan bir bilgiye başvurdum.

Çalışırken belli bir grubu temsil etmen gerektiğin konusunda bir endişen oldu mu? Bu senin için bir engel miydi mesela?

Evet, böyle bir endişem oldu sanırım. Sonuçta televizyonda birçok temsil oluyor ve bunların kötü olanlarından bir tane yapmamanın peşindeydim.

Bu zamana kadar yer aldığın projelerden ilk aklına gelen hangisi? Kişisel olarak engelleri aşmanı sağlayan bir rolün var mı mesela?

Galiba Big Love’daki Nickie karakterini oynamak çok eğlenceliydi. Çünkü oldukça çeşitli bir kişilikti, çok zengindi. Karakter benden çok fazla şey bekliyordu. Dolayısıyla bana da çok fazla iş düşüyordu. 5 yıllık bir süreç, az değil ve bu uzun zaman içinde de karakterin benden beklentilerini yerine getirmem için yapmam gereken çok fazla şey vardı. Uzun süre bir işte çalışmanın da böyle bir getirisi oluyor. Çok fazla şey öğrenmiş olarak çıkıyorsun işten. Karakter sana kendisini daha çok açıyor ve sen de kendi sınırlarını daha fazla esnetiyorsun. Ondan çok fazla şey öğrendiğim için Nickie favorim diyebilirim.

O dizinin bu kadar uzun süreceğini tahmin ettin mi?

Senaryoyu ilk okuduğunda tabii ki karakterin nereye gideceğini bilemediğin gibi ne kadar süreceğine dair de bir öngörün olamıyor. Ben de Big Love’ın 5 yıl süreceğini elbette bilmiyordum.

Senin üzerine hep belli etiketler yapıştırılıyor. Seninle ilgili aklıma gelen ilk şey, 'indie queen' mesela. Seninle ilgili bu etiketler kuşkusuz sana gelen işleri de etkiliyordur.

Daha önceden yaptığın işler ya da insanların bu işler üzerinden senin hakkında verdikleri kararlar çoğu kez yanlış anlaşılmalar üzerine de kurulu olabiliyor. İnsanlar birçok şey söylese de bir rolü seçerken başka dinamiklerin oluyor. Bu yüzden bunu ne kadar belirleyemesen ve sen karar verem esen de, rolün sana var olduğunu ya da şu an burada olduğunu hissettirmesi çok önemli. İşini etkiliyor olsa da kendin için iyi olduğunu düşündüğün şeyi seçiyorsun. Yine de şunu söyleyebilirim, üzerine yapışan şeyler ile ilgili yapabileceğin bir şey yok. Oldukça can sıkıcı bir iş bu. 

Bununla baş etme yollarını bulmuşsun.

19 yaşındaydım ve daha başında nasıl devam edeceğim konusunda kararlıydım. En yukarıda olmak için belli stratejiler üzerinden gitmeliyim gibi bir şey de düşünmedim. Strateji her zaman işe yaramıyor. Kariyerine karar verirken bir kısım şeyler üzerine çalışırken belki işe yarayabilir ama ben pek belli stratejiler ile ilerleyen biri değilim.En yukarıda kalmak çok zor bir iş ve bunu sürdürebilmenin ne kadar mümkün olduğunu bilemiyorsun. Aslında hiçbir zaman ne olacağını bilemiyorsun. Bir anda o zamana kadar getirdiklerini de kaybedebilirsin.

Bir küratör olarak bana da, kendi meleklerine inanıp, sanatçılara ve o üretimlere götüren içgüdüleri takip etmek daha ilham verici geliyor. Rollerini seçerken bu içgüdülerle hareket etmen önemli bence. Bu melekler çoğu zaman ailene yapmak istediğin işi anlatırken de işe yarıyor. Peki ailen yaptığın işe nasıl bakıyor?

Kendini anlatmanın zorlukları aslında biraz farklı jenerasyonlardan gelmekle ilgili bir şey. Annem ve babam artık yaşlandılar. Mesela babam pek sanatla ilgili biri değildir çünkü kendi babası ona bu konuda destek olmamış. Benim yaptıklarımdan mutlu oluyorlar ama yine de ailen ileride yapacağım şeyi etkileyebiliyor. Ailem yapmak istemediğim hiçbir şeyi yapmam konusunda bana ısrarcı olmadı. O açıdan şanslıydım.

Bir ara sokakta yürüyemeyecek kadar ünlü olmamayı tercih ettiğini söylediğin bir şey okuduğumu hatırlıyorum. Hala böyle mi düşünüyorsun? Sokakta rahatça yürüyebiliyor musun?

Sokakta beni görenlerin bana tekrar tekrar dönüp bakmaları bazen rahatsız edici olabiliyor. Ama bakıp gülümseyenler ve
selam verenler olunca kendimi daha iyi hissediyorum. Evet, çok gülümseyen biri değilim. Hatta sinirli biriyim genelde.
Mesela sokakta fotoğrafımın çekilmesinden falan hiç hoşlanmam. New York’ta gündelik hayatta bunun gibi şeyler yaşamıyorum ama Los Angeles’ta nereye gideceğine dikkat etmen lazım. Çünkü nerede fotoğrafının çekilebileceğini her zaman bilirsin. Mesela Beverly Hotel’e gittiğinde ya da civarında bile dolaştığında çok fazla insan çok kısa sürede orada olduğunu duyabilir.

Seni çok fazla sergi açılışında görüyorum. Bizim jenerasyondaki birçok sanatçı ile de arkadaşsın. Klasik bir soru: Kimin işlerini seversin? Koleksiyon yapıyor musun? Duvarlarında hangi sanatçıların işler var?

Birkaç sanat işi var evimde ama gerçekten koleksiyon yapacak kadar kazanmıyorum. Tabii ki koleksiyon yapmayı çok istiyorum. Eğer erken ‘90larda olsaydık...Gerçi bugün o işleri almak çok zor ama herhalde Felix Gonzalez-Torres’in bir işine sahip olmayı çok isterdim. Bazen bazı işlerin satın alınamayacak kadar pahalı olması karşısında şaşırabiliyorum. 

Birçok müzisyenin sanat yaptığını görüyoruz. Sen de bir gün sanat yapmayı düşünüyor musun?

Pek düşünmüyorum.

Ama onun yerine tasarım yapıyorsun. Opening Ceremony’ye yaptığın koleksiyonu konuşalım mı?

Yaptığım yeni koleksiyon üretim aşamasında ve üzerinde çalışılıyor. Birkaç look üzerine ve eskiz üzerinden gidiyorum. Opening Ceremony giyenleri daha cool nasıl gösterebilirim gibi bir soruya cevap aramaya çalışıyorum. Birçok farklı fikir ve içeriği bir araya getirmeye ve beraber belli bir uyum içinde görünmelerinin yollarını arıyorum. Benim için oldukça enteresan bir iş çünkü kumaşları düşünüyorum. Sonra çok pazarlama gibi olmasa da ürünün nasıl dolaşıma gireceğine dair bazı kararlara dahil oluyorum. Oldukça zor ve uzun süren bir iş. Benim için güzel bir hobi. Ama bu her zaman yapmak isteyebileceğim bir iş mi diye soracak olursan, pek sanmıyorum. Düşünsene, yılda 3 ayrı koleksiyon çıkarmak... Tasarımcıların en az 5 tane çıkardığını düşünürsek... Hiç eğlenceli değil.

New York kendi sanatsal üretimin için hala ilham verici bir yer mi?

New York benim evim. Daha gençken tabii ki daha heyecan verici bir yerdi benim için. Çok fazla ilham alacağım şey vardı. Bugün sanat ve birçok başka şeyi de etkileyen şey gençler. Bir sürü genç insanın geldiği bir şehir ve daha gençken parçası olduğun şeyin kültürü nasıl değiştirdiğini görmek kuşkusuz çok etkiliyor insanı. O zamanlar gece hayatının, acayip kulüplerin ilham verici olduğundan bahsetseler de bence asıl ilhamın gençlerden, bu genç enerjiden geldiğini düşünüyorum. Sanatı da etkileyen aslında yine onlardı. Ama şunu da söylemem lazım, bir sürü farklı karakter ile çok güçlü bir çeşitlilik içeren bir şehir olmasına rağmen New York’ta yaşamak çok kolay değil. Bunu ekonomik olarak sağlamak bir kere çok zor. Ama orada yaşayamayacak durumda bile olsam yine de New York’ta yaşarım.

Bahsettiklerimiz dışında w gelecekte yapacağın projeler neler?

Gelecekte yapacağım projelerin halen üzerinde çalışıyorum. Mesela Lizzie Bordon filminin çalışmaları sürüyor. Çok zaman alıyor. Ama daha fazla beklemeyeceğiz, yaklaştık diyebilirim. Sonra Portlandia’nın çekimleri olacak. Komedi olduğu için çok heyecanlıyım, orada nasıl bir iş ortaya koyacağımı çok merak ediyorum. Miu Miu’nun son kampanyasında varım yeniden. 15 ya da 16 yıl önceydi sanıyorum, Juergen Teller ile bir Miu Miu kampanyası çekmiştik. Yeniden benimle çalışmak istediler. İkinci bir round oldu.

New York’a ne zaman dönüyorsun?

Cuma günü.

Dediğim gibi, burası sıcak ve yapış yapış, hazırlıklı ol. Son olarak çekimini merak ediyorum. Eylül sayısı için Casey Spooner ile yaptığınız çekim nasıl geçti?

Casey’i çok uzun zamandır tanıyorum. Hep karşılaşırız. Casey saçım ve kıyafetlerimle bir bütün olarak nasıl görünmem gerektiğine, beni görmek istediği profil ile ilgili çok titizdi. Beni 360 derece döndürdü. Fikirsel olarak oldukça netti, böyle insanlarla çalışmak her zaman daha iyi ve kolaydır. Çok eğlendim çünkü Casey çok komik biridir. 

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Gahl Sasson

GAHL SASSON

İşe bakın ki, Some Men 11'de astroloji konuşuyoruz.

Gönül Ergenekon

GÖNÜL ERGENEKON

Bilime Bir Doz Anne Şefkati

Nadıa Lee Cohen

NADIA LEE COHEN

XOXO The Mag'in Sonbahar/Kış 2018-2019 kapak konuğuna bakmaktasınız.

Jonathan Anderson

JONATHAN ANDERSON

JW Anderson’ın kurucusu ve Loewe’nin Kreatif Direktör’ü Jonathan Anderson’ın yükselişi hız kesmiyor. Erkek kıyafetleriyle başlayıp kadın tasarımlarına varan serüvenin tanığıyız.

Yeni İnsan

YENİ İNSAN

Gündüz Vassaf XOXO The Mag için yazdı.

Dönersen Islık Çal

DÖNERSEN ISLIK ÇAL

Bala Atabek, XOXO The Mag için yazdı.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

Tennıs Remıx

TENNIS REMIX

Ali, Leyla, Ece, Mehmet ve Fırat'la Lacoste'un Tennis Remix koleksiyonunu keşfediyoruz.

Yemek ve şarap eşleşmesi

YEMEK VE ŞARAP EŞLEŞMESİ

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.” Nikos Kazancakis

Best Frıends: Ece Çeşmioğlu

BEST FRIENDS: ECE ÇEŞMİOĞLU

Ece Çeşmioğlu ve Taner Ölmez'le sohbet ettik. Daha doğrusu onlar etti, biz dinledik.

Dilan Güme & Ebru Atılgan

DİLAN GÜME & EBRU ATILGAN

Exquise'e hayat veren iki isimle sohbet ettik.

Bir Küresel Moda Dosyası

BİR KÜRESEL MODA DOSYASI

Küresel moda markalarını mercek altına alıyoruz.

EN YENİLER
Server Demirtaş

SERVER DEMİRTAŞ

Mekanik hareketlerle hisleri buluşturuyor.

Davıd Mallett

DAVID MALLETT

Maestro’dan sizin için güçlü tüyolar alıyoruz.

Dönersen Islık Çal

DÖNERSEN ISLIK ÇAL

Bala Atabek, XOXO The Mag için yazdı.

Beğeni Üzerine

BEĞENİ ÜZERİNE

Ali Akay, XOXO The Mag için yazdı.

Zızı Donohoe

ZIZI DONOHOE

Zizi Donohoe ile güzellik üzerine biraz laflıyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

DAHA FAZLA