HAKAN MANDALİNCİ

Gandhi Mac Kullanırsa

Röportaj: Dinçer Şirin - Kasım 2012

Türkiye-Almanya-İtalya hattında çalışmalarını sürdüren sanatçı Hakan Mandalinci, paletinde farklı dönemleri karıyor ve ortaya heterojen imgeler çıkarıyor. Geçmiş ile güncel olanın arasındaki bağları keşfe çıkan sanatçı, geçmişi, kimi zaman mizah yüklü, kimi zaman da hiç görmediğimiz halleriyle bize sunuyor. Onun için, zıtlıklar anlatının kendisini oluşturuyor. Bu zıtlıklar, onun resminde bir araya getiriliş şekliyle de bir an için gerçekmiş gibi görünüyor. Zıtlıklar arasında oluşan cereyandan kalanlar da onun atölyesinde biriken gündem oluyor. Bu ay Mandalinci'nin atölyesinde uğraştığı konular ile ilgili kıssadan hisse çıkardık. 

Biraz çalışma sürecinden bahsedebilir misin?

Öncelikle, gözlemleyerek ama yorumsuz bir şekilde dünyayı yaşamaya çalışıyorum. Yaşadıklarımı ve olası her şeyi biriktiriyorum; aralarında bağ olsun olmasın bunları atölyemde yazılı ve çizili listeliyorum. Keşfedilmesi gereken o kadar çok şey var ki, her gün bir nevi çocukluğumu tekrar yaşıyorum diyebilirim. Merak ve heyecan içinde, bunca malzeme ve anıyı bir gün sanatımda kullanmak üzere bir kenara koyuyorum.

Hal böyleyken, bir günün nasıl geçiyor?

Günüme iki fincan kahve ile başlıyorum; ilk fincanı eşim ve iki oğlum ile birlikte, ikinci fincanı ise atölyemde içiyorum. Önceki gün ve gece yaptığım çalışmaları değerlendiriyorum. Çoğunlukla geceleri resim yapıyorum. Çok okuyorum ve araştırıyorum.

Üretirken, aynı anda birçok şey üzerinde çalışabiliyorsun. Mesela yağlı boya ve desenleri aynı anda yapıyorsun. Neden bu kadar hiperaktifçe bir üretimin peşindesin?

Evet, eş zamanlı çalışabiliyorum, ama bunun tabii ki bir nedeni var. Büyük ve eski ustaların lasur tekniğini kullanıyorum tablolarımda. Bazıları 20-30 kattan oluşuyorlar. Her kat çalışmanın arasında, en azından 1-2-3 haftalık bir kuruma süresi var ve bu süreci diğer eserlere harcıyorum. Şu aralar aynı anda galiba 14 eser üzerinde çalışmaktayım. Bu çalışma sistemi kolay değil tabii ki, ama iyi organize olmaya çalışıyorum. Aklımda binbir konu ve soru işareti var; işler yoğun, anlayacağınız.

"Stil, akademi ve moda ile ilgili şeyleri atölyeme sokmamaya çalışıyorum.", diyorsun. Moda ile alıp veremediğinin ne olduğunu anlıyorum, ama asıl akademi ile olan derdini merak ediyorum?

İlk olarak, akademi ile derdim yok; sanatta önem verdiğim değerler, konu ve kalitedir. Tarz, moda, akademi, piyasa, adres ve isimlerin sıkça sanatçıyı ve sanatını asıl hedefinden farklı yerlere yönlerdirdiğini hepimiz görüyor ve biliyoruz. Bu yüzden, bu konularda nötr olmaya çalışıyorum.

RETRO adını verdiğin seri nasıl ortaya çıktı?

RETRO serisindeki ana fikrim, iki karşıt unsuru bir sanat eserinde bağdaştırmak. Tezatlar sürekli ilgimi çekiyor ve uzun süredir çalışmalarımı etkiliyor. Serinin ilk eserlerinden biri, eski bir fotoğrafa benzeyen hiperrealistik bir kurşun kalem çalışması. Bu çalışma, Picasso'nun Atatürk'e bir tablo hediye ettiği anı konu alıyor; üzerindeki el yazısında Picasso, Atatürk'ü sanatsever ve iyi bir dostu olarak övüyor. Bu bir sanat eseri ve tarihte aslında böyle bir şey yaşanmamış. Ama böyle bir durumun olabileceği fikri beni heyecanlandırdı ve RETRO serisine de binlerce kapı açmış oldu.

Bu seride, tarihin farklı dönemlerinden bazı detayları heterojen bir biçimde bir araya getiriyorsun. Tarihe bu anlamda yaptığın müdaheleden biraz bahsedebilir misin?

Bazı şeyler ‘böyle’ değil de farklı olsaydı, alışılmışlıktan uzak olsaydı ne olurdu? Hatırımıza kazınmış resimler ve semboller var; işte ben, bunları kullanıyor ve yeniden istifliyorum. Böylelikle, izleyicinin doğru zamanda ve gerçek olarak kategorize ettiği değerleri, bir soru işareti olarak sunuyorum ve bu durum, izleyicileri eserlerdeki olanaklara kilitliyor.

Geçmişte mimar olarak da çalıştığını biliyorum. İkisi de kimi formlar ve anlatılar üzerine kurulu gibi görünse de, resim ile mimari üzerine yaptığın çalışmalar arasındaki sınırı nasıl belirliyorsun?

Mimarlığımın sanatıma büyük bir katkısı var, tersi de aynı ölçüde geçerli tabii ki. Mimarlığın mekanını ve ufkunu sanatıma entegre ettim ve bu yüzden, düşüncelerimde ve çalışmalarımda üçüncü ve dördüncü boyutun da bir rol oynadığını düşünüyorum.

Yakında İstanbul'da göstereceğin işlerin çıkış noktası neydi?

artIST2012 fuarında göstereceğim RETRO serisinin yanı sıra, PPP dizisini de entegre ettim. Geçen sene sırf desen çalışmaları vardı. Aktüel çalışmalarımın boyutları değişiyor ve yağlı boya tablolar da sergilerimde yine yer alıyor. Canlı performanslarım da oldu, fakat bu sene, performans sergilemekten ziyade fuarın keyfini çıkarmak, ziyaretçilerimle ilgilenmek istiyorum.

Türkiye'den ve dünyadan takip ettiğin sanatçılar kimler?

Kendisine ‘ağabey’ diye hitap etmemi isteyen Burhan Doğançay ile görüşürüz sık olmasa da; kendisini sever, sanatına büyük saygı duyar ve işlerini beğenirim. Ressamlardan Taner Ceylan'ın işlerini seviyorum. Görme engelli Türk ressamımız Eşref Armağan’ın varlığı ve yeteneği beni duygulandırıyor ve azim veriyor. Dünyada ise birçok sanatçı ilgimi çekiyor, bunlardan bazıları Gottfried Helnwein, Jenny Saville, Robert Longo.

Bu yılki planlarında yeni bir sergi görünüyor mu?

Evet, gelecek sene RETRO adlı sergimi 12.03.2013 – 28.04.2013 tarihleri arasında Almanya’da beni temsil eden ‘GalerieZ’ (Stuttgart) ile gerçekleştireceğiz. Şimdilik bunu söyleyebilirim, yeni gelişmeler için radarınız açık olsun. 

 

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
MBFWI Backstage: Sudi Etuz

MBFWI BACKSTAGE: SUDİ ETUZ

MBFWI üçüncü gününü, Sudi Etuz'la açtı.

2016: XOXO The Mag Röportajları

2016: XOXO THE MAG RÖPORTAJLARI

2016 yılında kimlerle sohbet ettik? Kısaca hatırlayalım;

Tennıs Remıx

TENNIS REMIX

Ali, Leyla, Ece, Mehmet ve Fırat'la Lacoste'un Tennis Remix koleksiyonunu keşfediyoruz.

Tarık Tolunay

TARIK TOLUNAY

"Bir fikri ve hikayesi olan her NFT değerlidir."

Walk Don’t Run İle Tanışın

WALK DON’T RUN İLE TANIŞIN

İçeri lütfen, ama koşmadan.

Yemek ve şarap eşleşmesi

YEMEK VE ŞARAP EŞLEŞMESİ

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.” Nikos Kazancakis

Cem Yiğit Üzümoğlu

CEM YİĞİT ÜZÜMOĞLU

'Fatih Sultan Mehmed'i hiç böyle görmediniz' diye bir spot yazsak, click-bait'e kurban gitmiş olur muyuz?

Dört Nikah Bir

DÖRT NİKAH BİR

Güzel elbiseler içindeki güzel kadınlara bakmaktasınız.

Mete Yafet

METE YAFET

“Sanat öğrenilen programların veya tekniklerin değil kişinin iç yolculuğunun göstergesidir.”

MBFWI Backstage: Giray Sepin

MBFWI BACKSTAGE: GİRAY SEPİN

Giray Sepin'le MBFW Istanbul'un üçüncü günündeyiz.

Punch and Judy

PUNCH AND JUDY

Uçsuz bucaksız bir alanda birbirinden farklı iki karakterin ilişkisine tanıklık ediyoruz.

MUSICAL YOUTH

MUSICAL YOUTH

Kısa süre içinde, parçalarını defalarca duyacağınıza inandığımız isimleri bir araya topladık.

EN YENİLER
From Ego-Centrıc To Eco-Centrıc: Sürdürülebilirlikte Bireysel Duyarlılık ve Moda

FROM EGO-CENTRIC TO ECO-CENTRIC: SÜRDÜRÜLEBİLİRLİKTE BİREYSEL DUYARLILIK VE MODA

Artık doğaya yalnızca bakmıyor, onu görüyor ve anlıyoruz.

Levı's® 'Daha İyi'yi Nasıl Okuyor?

LEVI'S® 'DAHA İYİ'Yİ NASIL OKUYOR?

Mevsimler için değil, nesiller için tasarlayarak.

Orhan Sayın

ORHAN SAYIN

“Eğer kripto para birimleri zamanla daha stabil olur ve var olan bankacılık sistemlerine entegre edilirse kripto sanat ancak o zaman gerçek potansiyeline ulaşabilir."

Lokal Temas: House of Sól

LOKAL TEMAS: HOUSE OF SÓL

House of Sól, her bir taşına güçlü hedeflerin kodlandığı yepyeni bir mücevher markası. Kurucusu Nazlıcan Yöney ile sohbetteyiz.

DAHA FAZLA