MİRGÜN CABAS

The gentlechief.

Malumunuz, Türkiye'deki dergicilik sektörü aslında biraz da ilaç sektörüne benzer; süreçler olması gerekenin tersine işler; önce devayı bulup ilacı üretmek, tedavi edilecek hastalığı ise sonradan arayıp bulmak gibi. Başka bir deyişle, önce uygun çözüm bulunuyor, sonra da çözüme uygun şartlar yaratılıyor. Tam tersi durumlarda ise, yani bu ihtiyacın ortaya çıkarılmasından çok, var olan ihtiyaca cevap verme çabasının olduğu durumlarda, projeler genelde hüsranla ya da ertelemeyle son buluyor. İşte tam bu noktada, geçtiğimiz sene Mart ayında yayın hayatına başlayan GQ Türkiye'nin, kendi periferisinde yarattıkları ve yaratmaya çalıştıklarını ilgiyle takip ediyoruz. İlgimizin odağında ise, ekibiyle yarattığı ihtiyacın içini en erkeksi şekilde doldurma niyetinde olan, GQ Türkiye Genel Yayın Yönetmeni Mirgün Cabas var. Eğer ki erkekliğin onda dokuzu centilmen olmaksa, röportajın ruhuna sarılın, size de bulaşsın. 

Röportaj: Refik Özcan - Kasım 2012

Fotoğraf: Serdar Eldeleklioğlu

 

Tahmin ediyorum ki şu an derginin en yoğun dönemleri, bu ay neyin peşindesiniz?

Bu ay, hayatım boyunca yaptığım en zor şeyin peşindeyiz. ‘Men Of The Year’ sayısını ve ödül törenini hazırlıyoruz. Neredeyse üç aydır uykularımı kaçıran bir ay, işin dergi kısmını hallettik, şimdi sırada ödül töreni var. Yılın erkeklerini seçtik, her birini stüdyoya sokup fotoğraflarını çektik, hepsi hakkında portreler sipariş ettik. Dinlerken kolay geliyor, değil mi?

Hiç de kolay gelmiyor kulağa. Peki, esas, GQ Genel Yayın Yönetmeni olarak, neyin peşindesiniz?

Baştaki hedef GQ'yu Türkiye'de başarılı bir şekilde yayınlamaktı, sanırım oldu. Şimdiki amaç, dergiyi içerik açısından daha da zengin, güncel ve ilginç, ticari açıdan daha başarılı hale getirmek. Bu da dinlerken kolay ve sıkıcı geliyor, değil mi?

Evet buna katılıyorum. Bu arada, kendinize dergi işindeyim demeye başladınız mı?

Nasıl demem... Bir yıldır tek işim bu.

Etki alanı geniş bir kitle iletişim aracından, daha dar olana geçişte mantık hataları yaşadınız mı?

Mantık değil, duygu hataları yaşadım.

Bugünlerde ne okuyorsunuz? Bize bilmeyeceğimizi düşündüğünüz birkaç dergi/basılı yayın önerir misiniz?

Bu konuda sizin bilemediğiniz bir şey bildiğimi sanmıyorum. Yurtdışında kiosklarda dergi aramak yerine iTunes ve Newsstand'de daha çok vakit geçirdiğimi söyleyebilirim.

Genel itibarıyla, yayıncılığı sadece basılı yayın ve hatta daha da öteye gidip dergiciliğe indirgersek; aslında yapılan bu işin daha iyi ve daha güzel bir yaşam için haber bombardımanı olduğunu düşünüyor musunuz?

Haber bombardımanının küçük bir parçası. Dergiler hacimleri ve yayın frekansları itibarıyla daha kısıtlı enformasyon taşıyor. Ama gazete ve televizyona kıyasla daha iyi işlenmiş ve seçilmiş enformasyon taşıdıkları için önemleri ayrı. Daha iyi ve güzel bir yaşam amacına gelince... Yanlış değil ama tam olarak doğru da değil.. Tesisatçılar, balonlara tüfekle ateş ettiren adamlar ve siyasetçiler de varlık nedenlerini böyle açıklıyor olabilirler pekala...

Buradan ilerlersek, peki niş yayıncılık bu önermenin neresinde? Ana akım yayıncılığa bir faydası oluyor mudur?

Niş yayıncılık, bilgi üretmede ve taşımada ana akım medyaya oranla çok daha özel bir iş yapıyor. Çok daha kıymetli bir bilgi birikimi sağlıyor. Kıymeti de bir alanın uzmanlarının bu yayınları çıkarmasından, belli çevreleri ve bu çevrelerin potansiyellerini, birikimlerini yayına dönüştürmesinden geliyor. Her an her yerde bulabileceğiniz türden içerik değil yani.

Sizce neden Türkiye'de dergi okunmuyor deniyor? Ya da düzeltelim, neden bu kadar düşük tirajlar var? Bunun sebebi daha çok bakmayı tercih eden bir kültürün oluşması mı?

Türkiye'de dergi okunmuyor tespiti eksik. Türkiye'de hiçbir şey okunmuyor. Gazete tirajları düşük, kitap satış rakamları düşük... Nüfusu toplam tiraja bölün, sonuç ortaya çıkar. Okumaktan çok bakma kısmı ise doğru. İnternetin, sosyal medyanın bu kadar çok kullanıldığı, dünya ortalamalarının çok üzerine çıkılan bir ülkede, gazete web sitelerinin en çok trafiği alması bununla çelişkili gibi geliyor ama bu sitelerde de en çok foto galerileri ziyaret ediliyor. Ama bu da yalnızca bize özgü mü bilmiyorum.

Eh, bu kısır döngü içinde, Türkiye'de her yıl daha da çok derginin ortaya çıkması (ve bazılarının da çekilmesi) doğal bir süreç mi sizce?

Eh, doğal... Binlerce kitap basılıyor, her yıl en az yeni bir gazete çıkıyor bir yandan da. Herkes daha önce yapılmayan bir şey yapacağını, ihmal edilmiş bir kitleye sesleneceğini, görülmeyen bir reklam potansiyelini harekete geçireceğini düşünüyor. Beceren beceriyor, beceremeyen çekiliyor. Serbest ticaretin ve ifade özgürlüğünün doğal sonucu.

Bu paralelde, Türkiye'nin GQ'ya ihtiyacı olduğunu düşünüyor musunuz? Bir şeyleri değiştirmek hedefiniz olmadığını biliyoruz, tünelin sonunda ne vaat ediyorsunuz?

Az önce sözünü ettiğim, ihmal edilmiş okur kitlesi, değerlendirilmemiş reklam potansiyeli, bizce, tam da GQ için geçerliydi. Bu tespitin doğru olduğunu da gördük. Alıcısı olan bir şey yaptıysanız demek ki birileri bundan yararlanıyor. Yararlanıyorsa da ihtiyacı var. Bu alandaki okurun ihtiyaç duyduğu şey bir derginin dünyayı değiştirmesi değil, ama o okurun dünyasını renklendirmesi, şaşırtması ve üç gün sonra unutacak bile olsa kendini yeni bir şey öğreniyormuş gibi hissettirmesi.

Dergi üretim sürecine geri dönmek istiyorum, biliyoruz “eski dergicilerden” değilsiniz, ama bu üretim sürecindeki değişikliği nasıl yorumluyorsunuz?

Eskisini bilmiyorum... Ben bizim nasıl yaptığımızı biliyorum. Orada da bildiğim şey, yayıncılık alanında en kıymetli sermayeniz insan. İyi yetişmiş, işini iyi yapan, meraklı, sorun çözen insan. Onlar varsa, sırtınız yere gelmez.

Yine aynı yerden soracağım ama, özellikle son dönemde “katkıda bulunanlar dergisi” olma özelliği öne çıkıyor ama yine de editörler sayesinde/yüzünden aslında tek sese ulaşılma çabası ve derginin kimliğinin korunması çabası var. Siz bunu nasıl sağlıyorsunuz?

Dışarıdan yazar çizerlerle çalışmak renkliliği artıran, kapsama alanınızı genişleten bir şey. Sürekli istihdam edemeyeceğiniz kişilerden içerik katkısı almanızı sağlıyor. Derginin alanı, konulara yaklaşımı, dili iyi çerçevelenmişse, yazarlara meramınızı iyi anlatabiliyorsanız ortaya kaotik bir görüntü çıkmıyor. Biz, yani GQ'nun editoryal kadrosu, dergi çıkmadan önce o kadar çok potansiyel yazar, çizer, fotoğrafçıya bunu anlattık ki... O kadar çok yazı, fotoğraf da geri döndü. Asıl sorun, ilk sayıyı yayınlayana kadar. Sonrasında "İşte böyle istiyorum" deyip gösterebiliyorsun. Göstereceğin bir şey yokken tarif etmen gerekiyor ve sen de bilirsin bu, yanlış anlamaya çok müsait bir alan.

Ve tabii aslında bir dergi altında farklı insanların oluşu da bu yüzden engelleniyor mu dersiniz? Her derginin okuyucu stereotipi olması gerekiyormuş ve hatta sanki yazar stereotipi de var olmak zorundaymış gibi...

Stereotipi değil ama bir kimliği, dili olması gerekiyor. Okur beğendiği şeyle tekrar karşılaşmak için satın alıyor dergiyi, gazeteyi. Tüketicinin aldığı her kibrit kutusundan vasati 40 çöp çıkmasını beklediği gibi. Bir gün GQ bir gün XOXO The Mag gibi çıkan yayın organını kim ne yapsın? En underground, en formatsız görünen dergilerin bile bir formatı olduğunu biliyoruz. Kastettiğim, içeriği ve formatı sürekli tekrarlamak değil ama zamanla evirilse bile bir kimliğinin olması.

Yeri gelmişken, Rupert Murdoch'ın tartışılan bir sözünü yorumlamanızı isteyeceğim. Aslında bunun ucu biraz da XOXO The Mag'e dokunuyor: "Duyulmayı isteyen milyonlarca ses var. İnternetle ve insanlarla, şu an artık çok fazla iletişim aracı var, ve bir dergi ya da gazete başlatmak çok kolay ve çok ucuz."

Hem doğru hem yanlış. Bilgisayarınız varsa, internet bağlantısı ve elektrik parasına tek başınıza bir dergi çıkarabilirsiniz. Sonra da kendiniz okursunuz. Basılı ya da dijital, bir yayının en önemli meselesi nereden takip edildiğinden çok içinin nasıl dolduğu. Burada hem editoryal içerikten hem de reklamdan bahsediyorum. Reklamıbir kenara bırakıyorum. Eğer haber, moda, sanat, tasarım, dedikodu vs. yayın yaptığın konuda iyi içeriğe ulaşıp iyi formatlayarak okura ulaştıramıyorsan değil internet, ışınlanma teknolojisini kullansan okura ulaşamazsın. Bu saydıklarım da iyi yazar, çizer, editör istihdam etmen, ajanslarla, fotoğraf ajanslarıyla anlaşmalar yapman, özetle yatırım demek. Bu, emin ol Murdoch bile olsan önemsiz bir detay değil. Sahi ilk gerçek tablet gazetesini o başlatmıştı. The Daily... Ne oldu o?

Bilmem, hiç okumadım ki. Tamam o zaman sırada bu var: Dijital yayıncılık size ne diyor? Plak ve MP3 ilişkisine benzetenlerle siz de dalga geçiyor musunuz?

Sorunun gelişine bakılırsa dalga geçmem gerekiyor sanırım... Bana en sevdiğim gazetenin artık yalnızca tablette olacağını söyleseler pek dertlenmem... Bu arada tablette olmayıp okuduğum gazeteler de var... Bence gazetelerin teknolojisinden ziyade, gazeteciliğin nereye gittiği daha önemli. Onun da bir yere gittiği yok zaten.

Reklam verenin görevi ne sizce burada? Dergi bütçelerinin düşmesi ve bu bütçelerin gittikçe daha az etkileyici mecralara kayması sizi kaygılandırıyor mu?

Bu konuda uzun süreli bir gözlemim yok doğrusu. Kimi reklam verenin reklam sayfalarını etkin bir şekilde kullandığını, kimilerinin ise sürüden kopmamak için reklam verdiğini görüyorum sadece. Elbette hepsinin amacı en çok insana en etkili şekilde dokunmak. Burada da ilan-event-advertorial üçgeninde hareket ediyorlar. Pek çok derginin birbirine benzediği, niş dergilerin az olduğu, tirajların birbirine yakın olduğu bir sektörde reklam almak, nasıl bir algı yarattığınızla, sizin kendinizi reklam verene nasıl tanıttığınızla da yakından ilgili. Elbette gerçeklerle o tanıtım arasında da bir tutarlılık olmalı.

Bir keresinde aramızda geçen konuşmada reklam verenin aslında dergilere doğaları gereği borçlu olduklarını tartışıyorduk. Bize katılıyor musunuz? Dergilerin yaşamlarını güçlü bir şekilde yürütmeleri için okuyucu kadar önemli bir göreve sahipler mi sizce?

Bunu kimle konuştuğunuzu bilmiyorum ama bir dergici olduğundan eminim. Dergiler olmasa da reklam veren parasını harcayacak bir yer bulur. Ama yalnızca satış gelirleriyle pek az dergi ayakta kalabilir.

GQ hakkında, yakında ortaya çıkacak, bir haberi paylaşsanız?

iPad edisyonumuz hazır. Aksilik olmazsa Kasım sayısıyla iTunes'ta.

Bitirmeden sorayım, The Newsroom güzel bir dizi, değil mi? İçiniz "cız" etti mi?

Etmez mi... Elbette aşırı stilize, çok idealize edilmiş bir ortam anlatıyor bize ama ana fikir çok gerçekçi. 

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Mine Özbek

MİNE ÖZBEK

Mutlaka bir yol vardır.

Dr. Mark Hyman

DR. MARK HYMAN

"Kaderimizin kurbanı olacağımız düşüncesinden vazgeçmeliyiz. Biyolojimizi değiştirecek güce sahibiz."

Hayata Açık Ol

HAYATA AÇIK OL

Ray-Ban; dürüst, özgür ve anların içinde kendine doğallıkla yer bulanlara sesleniyor: You're On!

Burak Deniz

BURAK DENİZ

“Biraz sabırsız ve çoğu zaman kararsızım. Bu iki özelliğim bir kenara, kendimden oldukça memnunum, zira en nihayetinde bunlar beni ben yapan haller ve bütünü olumlu etkiliyorlar.”

Cem Yiğit Üzümoğlu

CEM YİĞİT ÜZÜMOĞLU

'Fatih Sultan Mehmed'i hiç böyle görmediniz' diye bir spot yazsak, click-bait'e kurban gitmiş olur muyuz?

Cıty Portraıts: Budapeşte, Kıev, Prag

CITY PORTRAITS: BUDAPEŞTE, KIEV, PRAG

Budapeşte, Kiev ya da Prag'ta havalar nasıl?

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

Sorumluluk Sevgiye Dahil

SORUMLULUK SEVGİYE DAHİL

Evcil hayvan sahiplenirken aklınızda bulunması gerekenler.

Professıonal Tourıst

PROFESSIONAL TOURIST

Turist olduğunuz bi şehirde yabancısınızdır. Yabancı olmadığınız bir şehirde turist de olamazsınız. Üzerine biraz düşününüz. Galeride ilerleyerek...

Cool & Collected

COOL & COLLECTED

XOXO yeni sayısında önümüzdeki soğuk aylar için birkaç olfaktif öneride bulunuyor.

WE ARE

WE ARE

10 yıl sonra, bir aradalar.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

LOKAL TEMAS: SUNA K.

"Biz Suna K.’yı bir kabile olarak tarif ediyoruz."

EN YENİLER
Mükemmel Uyum

MÜKEMMEL UYUM

Kusursuz müzik, dengeli ses deneyimi ve LG XBOOM Go arasındaki ilişkiyi tahmin etmeniz çok olası. Bu denkleme bir de Aybüke Pusat'ı dahil ediyoruz, sözü kendisine ve müziğe bırakıyoruz.

Dr. Mark Hyman

DR. MARK HYMAN

"Kaderimizin kurbanı olacağımız düşüncesinden vazgeçmeliyiz. Biyolojimizi değiştirecek güce sahibiz."

Serra Yılmaz

SERRA YILMAZ

Serra Yılmaz birçok şey demek. Ve bunlardan bir tanesi mentor olabilir...

Hayata Açık Ol

HAYATA AÇIK OL

Ray-Ban; dürüst, özgür ve anların içinde kendine doğallıkla yer bulanlara sesleniyor: You're On!

Bir Yerel Moda Dosyası

BİR YEREL MODA DOSYASI

İnsanı ve yaşadığı alanı ele alıyoruz. Giydiklerini, kendini çevrelediklerini. Ve sözü Türkiye'den yedi tasarımcıya bırakıyoruz.

Hayvanlarla Daha İyi Bir Dünya

HAYVANLARLA DAHA İYİ BİR DÜNYA

BluTV dizisi Bunu Bi' Düşünün sorumlu hayvan sahipliğini farklı bir gözle anlatıyor. Şimdi bu hikâyeyi yaratıcılarından dinliyoruz.

DAHA FAZLA