KATHERİNE OKTOBER MATTHEWS

Özgünlüğün peşinde

Fotoğraflara küçücük ekranlardan bakmaya alışkın olduğumuz bir dönemde, Amsterdam’dan çıkan GUP Magazine kendini, çok iyi fotoğrafçıların çok iyi fotoğraf projelerini yaymaya ve basmaya adamış bir dergi. Bu ayın dergi yöneticisi konuğu olarak da, hem fotoğrafçı, hem yazar, hem de derginin Genel Yayın Yönetmeni Katherine’i seyahatleri arasında yakaladık ve anlattıklarına kulak verdik. Siz de dinleyiniz.

röportaj seza bali - Temmuz / Ağustos 2015

fotoğraf marie-charlotte pezé

Fotoğraf görmekten sıkıldığın oluyor mu?

Ah, tabii ki de. İçinde yaşadığımız dünya, fotoğraflara doyma noktasına erişmiş halde, görmek istemediğimiz zaman bile fotoğraf görüyoruz. Ama ben bu tüketimi bir avantaja çevirmeye çalışıyorum; etrafta o kadar çok fotoğraf var ki, ben gözlerimi yaratıcı ve heyecan verici işler için dört açıyorum.

Katherine, röportajımızdan hemen önce ne yapıyordun?

Budapeşte Havaalanı’nın gidiş terminalinde elimde büyük bir cappuccino ile kalkan uçakları seyrediyordum. Buraya arkadaşımı ziyaret etmeye geldim ve Amsterdam’a dönüş yolundayım. Şu anda hiçbir yerde olmamanın beraberinde taşıdığı geçici bir ruh halindeyim.

Peki, bir Amerikalı olarak yolun nasıl Amsterdam’a düştü?

Biraz ironik olmama izin verirseniz… Sanırım şu “Amerikan hayali”ni kovalıyordum.

Yayıncılığa nasıl bulaştın?

İlgilendiğim birçok alanın bir araya gelmesiyle gelişti. Yazı yazmayı, fotoğrafı ve fikirler üzerinde konuşup tartışmayı seviyorum. Hobi olarak başladığınız bir şey zamanla hayatınızda çok daha ciddi bir boyuta gelebilir, ya da tam tersi, hayatınızda önemli yeri olan bir şey bir süre sonra sadece bir esin kaynağı olarak kalabilir. Kısacası bir şey ilgimi çekerse onu da takip etmekten çekinmiyorum.

GUP’un açılımı Guide to Unique Photography. “Özgün” fotoğraf nedir?

Size genel olarak özgünlük hakkındaki fikirlerimi söyleyeyim. Özgün olan, ondan önce gelen ve onun çevresindeki koşullar tarafından belirlenir. Özgünlük bir sanatçının, anlatmak istediği çok spesifik bir mesajı olup olmadığıyla alakalı ve o mesajı kendine has diliyle anlatım şeklidir.

Her sayınızın farklı bir teması var. Bu formata nasıl karar verdiniz?

Bugün fotoğraf dünyasının lüks diye tanımlayabileceğimiz bir problemi var, o da çok fazla miktarda çok iyi iş üretiliyor olması. Bu problem de bizim bazı kısıtlamalarla çalışmamızı mecbur kılıyor; örneğin kendimizi sadece güncel haberlerle kısıtlayabiliriz, ama editoryal bir takım olarak üretim sürecimizde bir tema üzerinden gitmek bize daha uygun.

Bir sonraki sayınızın teması ne olacak peki?

Bu aslında çok heyecanlı olduğumuz bir konu, çünkü GUP Ekim ayında 10 yaşına basıyor, biz de yıldönümü sayımız için bir çağrı yapmaya karar verdik. Normalde bir konu çerçevesinde sayı ürettiğimiz için çağrı yapmayı tercih etmiyoruz ama bu özel sayı sayesinde farklı fotoğrafçıların işlerini matbuda görebilecekleri bir fırsat sunmuş olacağız.

XOXO senede on sayı çıkartıyor, GUP ise dört. Her sayının arasında geçen o üç ayda neler oluyor?

Günlük rutinden bahsedersek, tabii ki web sitemizi sürekli güncelliyoruz. Onun haricinde zamanımızın büyük bir kısmını fotoğraflara bakarak ve yeni gelişen projeleri takip ederek geçiriyoruz. Düzenli olarak fotoğraf serileri ve makaleleri basmak gerçekten çok iş istiyor. Kısacası bir sonraki ay dergimiz çıkmasa bile, biz hiç yavaşlamıyoruz.

Ofisteki bir günden bahseder misin?

Ekiptekiler ofise kendi programlarına göre gidip geliyorlar, ama temelde bir grup yazarız. Yani biri çat kapı ofise gelse, görecekleri şey laptop’larının başında sessizce yazı yazan insanlar olacak. Bir sanat yayını için düşünülen havalı bir ofis değiliz.

Peki ekip kaç kişi? İş dağılımı neye benziyor?

Ekipte düzenli olarak çalışan altı kişi var, bir de günlük yardım için stajyerlerimiz de var. Bir start-up şirketi gibi çalışıyoruz, insanlar kendi ilgileri, yetenekleri ve istekleri çerçevesinde yapacakları işleri belirliyorlar. Tabii ki de belli roller var, örneğin yayıncımız dergideki ilanları organize ederken ben de içeriğin zamanında toparlanmasını sağlıyorum, ama genel olarak, yapacağın işler çerçevesinde istediğin
yöne kayma konusunda serbestsin. Biz kendimizi, kolektif bağımsızlığımız ve özerkliğimizle tanımlıyoruz.

İdeal okuyucunuz kim?

Ben okuyucu türleri arasında bir seçim yapmayı tercih etmiyorum, sonuçta siz okuyucuyu seçemezsiniz, okuyucu sizi seçebilir. İdeal bir okuyucu belirlemek, bizi herkese açık olmayan bir yayın gibi gösterir, ama bizim amacımız kesinlikle bu değil. Aksine, yayın olarak hedeflerimiz, yayınladığımız işlerin ve yazdığımız yazıların kalitesi. Bunların ulaştığı kitle ise çok geniş bir skaladan oluşuyor, sonuçta bazı insanlar fotoğraflara bakmayı, bazıları ise yazıları okumayı seviyorlar.

GUP’un sanki portre fotoğrafçılığına karşı bir zaafı var, değil mi?

Evet, biraz öyle ama genel olarak insanların portreye karşı bir zaafı yok mu ki? Hepimiz yüzlere karşı ilgi duyuyoruz hatta onlara bakmaya bayılıyoruz. Portre fotoğrafçılığının en enteresan tarafı şu; insan yüzünün fotoğrafı onlarca kez çekilmiş olsa bile, bu dünyada sınırsız sayıda insan yüzü ve onları fotoğraflayabileceğimiz sınırsız şekil var.

Sen de bir fotoğrafçısın. Tek bir sayıyı sadece kendi işlerinle donatmak istediğin olmadı mı hiç?

Hiç olmadı, aklımdan bile geçmiyor hatta. Ben editör şapkamla fotoğrafçı şapkamı ayrı zamanlarda giyebiliyorum. Editörlük bir tasarımcı olmak gibidir; dışarıdan bakan biri yaptığın işin ne olduğunu tam göremiyorsa başarılısındır. Elindeki ürün o kadar başarılıdır ki, kimse el işçiliğini göremez bile. Bu daha çok, başkalarının yıldızının parlamasına izin vermektir. Ben fotoğraf çekmekle editör olmayı iki farklı ifade biçimi olarak görüyorum. GUP’ta bir editör olarak, fotoğraf aracılığıyla ilgilendiğim konuları daha derin bir şekilde araştırabiliyorum.

GUP’un geleceğinden endişe ettiğin oluyor mu?

Çok endişem olduğunu söyleyemem çünkü bence bu, başarı hakkında ne düşündüğünüzle alakalı. GUP’un bugüne kadarki başarısı ufak bir ekip olarak kalması ve dergi olarak yavaşça büyümesindendir. Geleceğin bize sunacaklarına engel olamayız, sonuçta ben de her şeyin birdenbire yok olabileceği fikrini kabullendim, o kadar da saf değilim. Bence burada önemli olan etrafımıza daha geniş bir perspektifle bakmak ve kendimizi sınırları olan kapalı bir kutu içine koymamak. Değişime açık olmak zorundayız, ve buna, çok ciddi olmadan yaklaşmalıyız.

Peki sizin online varlığınızdan bahsedelim. Dijital yayıncılığa yaklaşımınız farklı mı?

Evet, 2010’dan beri var olan online platformumuz dergimizden farklı. İki mecra arasında tutarlı bir dil ve ton korumaya çalışıyoruz ama ikisini ayrı ayrı ele alıyoruz. Mesela bazı fotoğraflar o kadar güzel ve zamansızlar ki onları matbuda göstermeyi istiyoruz ama diğer yandan çok yeni, ödül kazanmış bir projeyi göstermek istediğimizde web’i tercih ediyoruz, çünkü zamanlama daha çok önem kazanıyor. Malum, böyle bir projeyi dört ay sonra basmanın pek bir anlamı olmaz. Online platformun bir avantajı anbean olan şeylere hemen bir karşılık verebiliyor olmamız. Bazı projeler çok farklı bir mizanpaj ile matbuda bambaşka bir hayat buluyor, bazıları ise web’de bir slideshow olarak var olmalılar. Kısacası iki mecra için de, içeriğine göre farklı stratejilerimiz oluyor.

Issız bir adada kalsan, bilgisayarını mı yoksa fotoğraf makineni mi yanına alırdın?

Sanırım ikisi de değil. Issız bir adada etrafta kimse yoksa, ve kimseye ulaşma umudu da yoksa, bu aletler bana ıssız bir adada ne kadar yalnız olduğumu hatırlatan semboller olurdu. Onun yerine kedilerim olmasını tercih ederdim.

 

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Nadıa Lee Cohen

NADIA LEE COHEN

XOXO The Mag'in Sonbahar/Kış 2018-2019 kapak konuğuna bakmaktasınız.

Yeni İnsan

YENİ İNSAN

Gündüz Vassaf XOXO The Mag için yazdı.

Dönersen Islık Çal

DÖNERSEN ISLIK ÇAL

Bala Atabek, XOXO The Mag için yazdı.

Jonathan Anderson

JONATHAN ANDERSON

JW Anderson’ın kurucusu ve Loewe’nin Kreatif Direktör’ü Jonathan Anderson’ın yükselişi hız kesmiyor. Erkek kıyafetleriyle başlayıp kadın tasarımlarına varan serüvenin tanığıyız.

Bir Küresel Moda Dosyası

BİR KÜRESEL MODA DOSYASI

Küresel moda markalarını mercek altına alıyoruz.

Davıd Mallett

DAVID MALLETT

Maestro’dan sizin için güçlü tüyolar alıyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

Yedi Titreşim

YEDİ TİTREŞİM

Gün ortasında da günaydın diyemeyeceğimizi kim söyledi? Kendinizi rahat bırakın.

Yemek ve şarap eşleşmesi

YEMEK VE ŞARAP EŞLEŞMESİ

“Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.” Nikos Kazancakis

Best Frıends: Ece Çeşmioğlu

BEST FRIENDS: ECE ÇEŞMİOĞLU

Ece Çeşmioğlu ve Taner Ölmez'le sohbet ettik. Daha doğrusu onlar etti, biz dinledik.

Server Demirtaş

SERVER DEMİRTAŞ

Mekanik hareketlerle hisleri buluşturuyor.

Zızı Donohoe

ZIZI DONOHOE

Zizi Donohoe ile güzellik üzerine biraz laflıyoruz.

EN YENİLER
Server Demirtaş

SERVER DEMİRTAŞ

Mekanik hareketlerle hisleri buluşturuyor.

Davıd Mallett

DAVID MALLETT

Maestro’dan sizin için güçlü tüyolar alıyoruz.

Dönersen Islık Çal

DÖNERSEN ISLIK ÇAL

Bala Atabek, XOXO The Mag için yazdı.

Beğeni Üzerine

BEĞENİ ÜZERİNE

Ali Akay, XOXO The Mag için yazdı.

Zızı Donohoe

ZIZI DONOHOE

Zizi Donohoe ile güzellik üzerine biraz laflıyoruz.

Franz Ferdınand

FRANZ FERDINAND

Franz Ferdinand ile İstanbul konserlerinden hemen önce buluşmuştuk.

DAHA FAZLA