JOANA KOHEN

Hakkında bir şeyler bildiğiniz ama yeterince tanımadığınız insanlar vardır, gerek sosyal medyayla, gerek işleriyle kendilerini apaçık sunarlar; Joana da onlardan biri.

Sanatı hayatının merkezine koyan, üçüncü kişisel sergisinde kendini kiralığa çıkaran Joana Kohen ile Arnavutköy’deki atölyesinde buluştuk. 

Röportaj: Seza Bali - Nisan 2016

Fotoğraflar: Begüm Yetiş

Individual Identity 2016

Öncelikle çekimin içeriğiyle başlayalım.

Bu işi özellikle bir dergide yapmak, bu konuya değinmek, eleştirdiğim ve içinde kendimi de çeliştirdiğim süreç anlatım açısından çok önemliydi. Burada vurgulamak istediğim ‘Free Transform’ işindeki konuyu daha da açığa çıkarmak. İlk fotoğrafta ‘Inevitable Imprisonment’ adlı işin ‘Individual Identity’ edisyonunu boynuma bağlıyorum ve olabildiğince yalın halde kimliğimin içinde kendimi sıkıştırıyorum. Kendi içimde hala özgür değilim, ama kimlik problematiği beni yönetiyor. ‘Self Representation’da ise karşımıza olmak istediğimiz insanlar rollemesi çıkıyor. Dışarı etken ve sosyokültürel baskıların sonucunda kendimize bir maske ve zırh giydirdiğimiz, dışarıdakilerin bizi yönlendirdiği birine dönüşüyorum. Belki de beni nasıl görmek istiyorsan öyle görüyorsun, ama ben hala tasma ile hapis haldeyim ve beni dış müdahale yönlendirmeye çalışıyor.

Seninle ilgili birçok röportajda, verdiğin partilerden, DJ’lik denemelerinden, açık sözlü olmandan falan bahsediliyor. Karakterin sanatının bir parçası, ama sanatın ve çalışmalarınla ilgili daha fazla soruya maruz kalmayı tercih etmez misin?

Tabii ki ama şöyle bir gerçek var, bu ay üçüncü sergimi açtım, dolayısıyla her şey daha yeni başlıyor, şimdiye kadar anlattıklarımın bir çoğunun yarım kalmasının sebebi de bu. Asıl şu anda konuşabileceğim daha çok şey var, bir yoğunluk var. Sanatı kendime uygun bir iş olarak görmeye başladığımda 22 yaşındaydım. Antwerp’ten yeni gelmiştim, tabii ki partiliyordum, tabii ki eğleniyordum, hala da eğlenmeye devam etmeye çalışıyorum. O ilk zamanlardaki tecrübeyle ve benimle yapılmış röportajlardan dolayı, bir sürü eksiklikler oluştu. ‘It Girl’ dediler, ‘partici kız’ dediler. Yani beni kim nasıl görmek istiyorsa öyle görebilir, yaşam değerim ve anlatımımla bir fayda sağlayabiliyorsam ne ala, ama benim asıl mesleğim sanat ile ilgilenmek, müzik ise hobim. 

Hakkında varsayılan en büyük yanlış?

Bir yanlış olduğunu söyleyemem. Altyapısı bir sürü mecrada eksik olan bir ülke burası, sadece sanattan bahsetmiyorum. Dolayısıyla sen yeni bir şey yapıyorsan, buna izleyicinin alışması elbette zaman alıyor. Bu bir eğitim süreci, bu sürede senin de sürekliliğin test ediliyor. Ben, işim sanat olacaksa bunu nasıl yapabilirim diye düşündüm. Benim yapma şeklim buraya uygun değildi ama ben yaptığım şeye inandım ve inanmaya devam ediyorum.

Kendini farklı buluyor musun?

Türkiye’de, kendi jenerasyonumda, fark yaratmaya elbette çalışıyorum, işimin gereği hep anlatacak bir hikayemin ve ilgilenilmesi gereken bir konumun olduğunu düşünüyorum. Bazen sadece işimin konuştuğu, beni soyutlaştıran ve arka planda bırakan durumlarda göz önünde bayrak sallayan bir insana da dönüştüğüm oluyor… Dediğim gibi okumakta zorluk çekilen yönlerimden ötürü eleştiri ve yargının peşimi bırakmadığı durumlarla karşı karşıya geliyorum. Ancak alıştığımı ve zamanla durumun da kendi içinde törpülendiğini görüyorum. Bu sistemde sadece ben yokum, benim gibi bir sürü insan var.

Life For Rent sergini yeni açtın. Başlıktan hareket edelim; kendi hayatını mı kiralıyorsun?

Evet. Başlığın kendi içinde bir ironisi var. Sergiye girince benim hayatımın bir parçasını fiziksel olarak alabilirsin, ‘Piece of Me’ işinde ben aslında kendimi sana veriyorum ama vermediğim bir kısım da var, ruhum. Fotoğraftaki harelenmiş iki katmandan bahsediyorum. O kısmı ben kendime saklıyorum, ama vücut parçalarımı izleyiciye sunuyorum. Bu eserde referansım sanat tarihinde yıllardır süregelen erkek sanatçıların portrelediği kadın objeleştirmesine eleştiri ve çoğu müzelerin ve kurumların erkek sanatçıları daha çok desteklediği platforma yeni bir bakış açısı sunmaktı. Bunu tabii benden önce Guerilla Girls çok iyi açıklamıştı; böylelikle kadın sanatçı kendini portreliyor ve obje halinden süje haline sokuyor. İçerikte kendini fetişize etmekten başka çare bırakmıyor.

Performans sanatında neden sürekli çıplaklığı görüyoruz? Örneklere bakarsan, Yoko Ono’nun ‘Cut’ işinde izleyici sanatçının üzerindeki kıyafetleri kesti, Carolee Schneemann vajinasından çıkardığı bir kağıttaki söylemleri okudu...

Bence işin kalıcılığı açısından vücudun kaplanmaması gerekiyor, kaplanıyorsa da o kumaş parçasının ikonik bir şey olmaması gerekiyor. Bir trend konusundan ayrılabilmesi için, trendi yöneten herhangi bir kavramın olmaması gerekiyor.

Çekimde kullandığın beyaz kumaşın anlamı ne o zaman?

Beyaz kumaşı ikonik olarak hiçbir şeye bağlayamazsın çünkü kefen de beyaz, İsa’nın üzerindeki de beyaz. Beyaz kumaş ilk prototip kılıf. Dolayısıyla dünyadaki sembolik datası çok daha basit. İç çamaşırı giysem erotizm öğelerine referans vermiş olurdum. Marka kıyafet giysem, dönemsel modanın bir parçası olurdum. Günün sonunda bir sistemin parçası olmamak ve kendini yalınlaştırabilmek için bedeni bir araç olarak en iyi şekilde kullanmak lazım.

Kadının objeleştirilmesi artık aşina olduğumuz bir durum. Sen performanslarında kendini objeleştiriyorsun. Bu ikilemi biraz açar mısın?

Ben tam olarak bir performans sanatçısıyım diyemem. İhtiyaç benim konuşacak bir konum olmasından ve bunu nasıl anlatabileceğimden başlıyor. Onu anlatabilecek malzeme elimde olmadığı zaman, onu performansa çeviriyorum. Ben bunu jestimle, mimiğimle, elimle kolumla anlatıyorum ve video veya fotoğraf yoluyla kaydediyorum. Amaç canlı bir performans yapmak olmadığından, burada benim kimliğim ortadan kalkıyor. Bedenimi objeleştirip konu haline getiriyorum.

Feminizmin anlam değiştireceğinden bahsediyorsun.

Ben feminizm tabirine kesinlikle inanmıyorum. Benim için erkekler günü yoksa kadınlar günü de olmamalı. İlla bir kelimeye ihtiyaç duyuluyorsa, hümanizm yeterli. Bence feminizm kendi içinde hala taraf tutan bir kelime. Bir örnek verirsem, bir yılan var ve sürekli kuyruğunu ısırmaya çalışıyor, dönüp dönüp duruyor. Bu, bence feminizmin bugünkü hali. Bu kelimenin arkasına saklanmaya değil de, kelimenin yok olmasına ve buna ihtiyaç duyulmaması gerektiğine inanıyorum.

‘Free Transform’ en sessiz işlerinden biri. Ama kadınlık, güzellik anlayışı ve standartları konusunu güçlü bir şekilde dile getiriyor. Bu sessizliğe yol açan şey neydi?

Hikaye şu: Fotoğrafın üzerinde bir sürü Photoshop kutuları var, bu kutulara müdahale etmeden aynı sayfada göremezsiniz dolayısıyla Photoshop sadece kutularda var, benim portremde hiçbir oynama yok. Sivilcem var, bıyığım çıkmış, çatlaklarım var. Bugün böyle bir portrenin sosyal medyada veya basılı mecrada olabilmesi için ona müdahale edilmesi gerekir. Hatta artık herkesin telefonunda bir ‘retouch’ uygulaması var. Sosyal medya sıfır hatalı, kusursuz insanlarla dolu. ‘Free Transform’ bu eleştiriyor. Ben de aslında beni hiç görmediğiniz bir halimle oradayım çünkü sonuçta sosyal medyaya fotoğraf koyduğumda ben de güzel olanını seçip koyuyorum. Sessizlik de işi basit tutmak istememden kaynaklandı, çünkü öne çıkanın retouch eylemi olmasını istedim, konunun benim görselimle ilgisi yok, ben sadece kendimi araç olarak kullandım. ‘Free Transform’ benim çok inandığım bir iş, şu anda anlaşılması zor olsa da, ileri ki yıllarda baktığımızda gerçekten anlaşılabilecek bir hatıra olacağına inanıyorum.

Un-Known’u kurmanı da konuşalım.

Burası bağımsız bir sanat insiyatifi ve atölyesi, yurtdışında pek çok örneği var, malum. Böyle bir yer kurmak benim üniversiteye başlamadan önceki hayalimdi. Herkese bir mekan sağlayabileceğim, insanların birlikte çalışabileceği, onlara destek olabileceğim bir yer açmak istiyordum. Birkaç sene önce Türkiye’ye döndüğümde doğal olarak kendime bir çevre kurmaya çalışıyordum. Galerilere gidiyordum, insanlarla tanışıyordum ama bir kopukluk vardı. Kim bizlerin elinden tutacak diye düşünüyordum, ki benim gibi çok insan vardı. Ben de bir mekan tutup, birkaç kişiye çalışma mekanı sunabilecek, sergiler düzenleyebileceğimiz ve kendi topluluğumuzu kurabileceğimiz bir yer oluşturdum. İlk başta Seyrantepe Sanayi’de bir yerimiz vardı, iki sene sonra maddi olarak sürdürülebilirliği zor olmaya başlayınca orayı kapadık. Şu anda fiziksel bir mekanımız yok, ama sergiler yapmaya, fuarlara katılmaya devam ediyoruz.

Son olarak, motivasyonun ne?

Her sabah yüksek motivasyonla uyanıyorum, nasıl oluyor ben de bilmiyorum. Kişisel sergi yapmayalı iki sene olmuştu. Geçen sene oturdum, dedim ki, ‘Joana hiçbir şey yapma, bu motivasyon sende daha ne kadar ilerleyecek onu öğren. Sen bu işte iyi misin, iyi olmak istiyor musun?’ Ve baktım ki kendimi anlatabileceğim başka bir mecra bulamıyorum. Başka yeteneklerim de var tabii ama onlar beni zorlamıyor. Ben A noktasından Z noktasına nasıl gideceğimi bilmiyorum ve bunu bilmek için ölüyorum. Hayatım boyunca bunu yaşayabilecek olma hevesi beni motive ediyor. Başında ne olduğunu hissediyorum ama sonunu bilmiyorum.

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Dijital Sanatın Yeni Sahnesi

DİJİTAL SANATIN YENİ SAHNESİ

DACO: Adil, sürdürülebilir ve şeffaf.

Burak Deniz

BURAK DENİZ

“Biraz sabırsız ve çoğu zaman kararsızım. Bu iki özelliğim bir kenara, kendimden oldukça memnunum, zira en nihayetinde bunlar beni ben yapan haller ve bütünü olumlu etkiliyorlar.”

2016: XOXO The Mag Röportajları

2016: XOXO THE MAG RÖPORTAJLARI

2016 yılında kimlerle sohbet ettik? Kısaca hatırlayalım;

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

Some Men yazı, Kerem Bürsin'le açıyor.

Rüya Pamuk

RÜYA PAMUK

Rüya'yla konuşmamızın odak noktasında okuduğu, yarıda bıraktığı ya da okuyacağı kitaplar vardı.

The Art of Hygge

THE ART OF HYGGE

İlhamını Danimarkalıların iyi yaşam felsefesinden alan NFT koleksiyonuyla tanışınız.

MBFWI Backstage: Özlem Süer

MBFWI BACKSTAGE: ÖZLEM SÜER

Özlem Süer defilesinin sahne arkasından bildiriyoruz.

MBFWI Backstage: Sudi Etuz

MBFWI BACKSTAGE: SUDİ ETUZ

MBFWI üçüncü gününü, Sudi Etuz'la açtı.

Metin Akdülger

METİN AKDÜLGER

Meğer Metin'e daha soracak çok sorumuz varmış.

MBFWI Backstage: DB Berdan

MBFWI BACKSTAGE: DB BERDAN

MBFWI başladı. Biz de hemen sahne arkasına girdik. Deniz Berdan'la başla

Cool & Collected

COOL & COLLECTED

XOXO yeni sayısında önümüzdeki soğuk aylar için birkaç olfaktif öneride bulunuyor.

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

EN YENİLER
Nilay Örnek'in Adres Defteri

NİLAY ÖRNEK'İN ADRES DEFTERİ

Aklından çıkaramadıkları ve rutin haline dönüştürdükleriyle...

The Art of Hygge

THE ART OF HYGGE

İlhamını Danimarkalıların iyi yaşam felsefesinden alan NFT koleksiyonuyla tanışınız.

İtalyan Savaş Kahramanları

İTALYAN SAVAŞ KAHRAMANLARI

Gündüz Vassaf, XOXO The Mag için yazdı.

Emin Alper

EMİN ALPER

Emin Alper bize üç nankör kız kardeşin hikayesini anlatıyor. Sadece bize değil, tüm dünyaya. Ve hikayesi derdini epey iyi anlatıyor.

Mükemmel Uyum

MÜKEMMEL UYUM

Kusursuz müzik, dengeli ses deneyimi ve LG XBOOM Go arasındaki ilişkiyi tahmin etmeniz çok olası. Bu denkleme bir de Aybüke Pusat'ı dahil ediyoruz, sözü kendisine ve müziğe bırakıyoruz.

Dr. Mark Hyman

DR. MARK HYMAN

"Kaderimizin kurbanı olacağımız düşüncesinden vazgeçmeliyiz. Biyolojimizi değiştirecek güce sahibiz."

DAHA FAZLA