BEATRİCE GALİLEE

Karşımızda, sıkı bir eleştiri potansiyeline sahip, sürekli yeni şeylerin peşine düşmeye hevesli, çalışkan bir müzeci, ve doğduğu yeri özleyen bir kadın var…

New York Metropolitan Museum’un (MET) Mimarlık ve Tasarım Küratörü Beatrice Galilee’den bahsediyoruz.

Röportaj: Bahar Türkay - Mayıs 2016

Fotoğraf: Jeremy Liebman

Bugünlerde nasıl hissediyorsun?

Her şey harika. Şu anda hayli heyecanlı bir dönemdeyim.

Bu senin, küratör olarak MET’teki ikinci yılın. Şimdiye kadar her şey nasıldı?

Öyle geliyor ki, şu ana kadar geçirdiğim süre boyunca uğraştığım çoğu şey bu bahar döneminde bir sonuca varacak. Yeni binamız, The Breuer Building kısa süre önce halka açıldı ve yoğun bir etkinlik programı söz konusu. Ayrıca, önümüzdeki bir ay içinde, müzenin çatı katında bir sergi açıyorum. İki yıl boyunca ektiğim tohumların meyvelerini, umarım ki, bu yıl toplayacağım.

MET için de mimarlık ve tasarım bölümü yeni bir deneyim. Bölümün bir manifestosu var mı? 

Yapmaya çalıştığım, müzedeki mimarlık ve tasarım profilini yükseltmek. Bunu gerçekleştirmenin çok çeşitli yolları var. Manifesto diyebileceğim çabamız, müzeyi New York’taki pek çok ses arasında, önemli söz sahiplerinden biri haline getirmek, bu alanda sesini duyurmak ve koleksiyon, etkinlikler ve sergiler anlamında lider konuma getirmek. Bunu için çalışmaya çoktan başladık. Ama tabii bazı şeyler zaman alıyor…

Aynı zamanda köşe yazarı ve eleştirmensin. Diğer eleştirmenler tarafından mercek altına alınacak bir iş yapmak nasıl bir duygu? 

Toplum önünde bir iş yaptığın zaman her türlü savunmasız bir durumda kalıyorsun. Yani aslında eleştirmen olarak da savunmasızsın. Bence hayatta yapılması en zor olan şeylerden biri, ‘bunu ben yaptım, yaptığım işi çok beğeniyorum ve ona güveniyorum’ diyebilmek. Bu, eleştirmekten çok daha zor. Dolayısıyla, bir sergi ortaya çıkarmak ve onun arkasında durmak, ‘yapmak istediğim işte buydu’ diyebilmek, eleştirmen olarak başkalarının işlerini yansıtmaktan daha güçlü olmak anlamına geliyor.

Daha önce Londra’da yaşıyordun, ki Londra yaratıcı endüstriler adına en az New York kadar felaket bir yoğunluğa sahip. Dolayısıyla bu ajandaya alışkın olmalısın, ama yine de New York gibi bir kentte çalışmak, yaratmak ve üretmek seni zorluyor mu?

Londra’ya nazaran daha fazla zorluyor çünkü burada daha az insan tanıyorum. Bunun zaman içinde kolaylaşacağına inanıyorum. Bir taraftan da tüm bu süreci heyecanlı yapan da bu aslında…

Kendi kendine olduğun bir üretim sistemi ile kurumsal yaşantı arasında nasıl bir denge farkı var?

MET o kadar da kurumsal bir yapı değil. Burası daha ziyade bir üniversite gibi… Kurumsal yaşantıdansa, akademik bir ortam var. Günlerini okuyarak, sanat üzerine çalışarak ve araştırma yaparak geçiren iş arkadaşlarım var. Bu haliyle çok verimli ve farklı, çok daha yavaş ilerleyen bir çalışma ortamı. İnsanlar düşünüp taşınıyorlar, dinliyorlar, konuşuyorlar… Kısacası, tüm bu çalışma sürecinin çok değişik bir tadı var ve her şey biraz yavaş ilerlediği için, çok daha zengin bir deneyim ve iş yaşantısı ortaya çıkıyor. Her gün 5.000 yıllık sanat tarihinin içinden geçerek işimin başına gidiyorum; müzedeki bilgi düzeyi gerçekten inanılmaz. Bu açıdan bakınca aynı zamanda tek başına çalışmaya göre çok daha mahcup edici bir durum.

Mimarlık nasıl etkin hale getirilir? 

Bunun bir yolu, parametreler sağlayarak, mimarları daha önce yapmadıkları işler ortaya koymak yönünde zorlamaktan, aynı zamanda binaları, mekanları beklenmedik, değişik şekillerde kullanmaktan geçiyor. Ben şu anda bunu yalnızca güncel olan üzerinden yapmaktan ziyade, mimarlık tarihini etkinleştirmek üzerine kafa yoruyorum. Çünkü bir müzede çalışıyorum ve müzede, Frank Lloyd Wright odası, Roma tapınakları, Antik Yunan yapılarından parçalar ve dönem odaları var. Hatta koleksiyonumuzda Louis Henry Sullivan’a ait eksiksiz bir merdiven bile var. Dolayısıyla, benim şu anda ilgimi çeken, mimarlık tarihi adına böylesine bir arşive sahip olan MET’in, tüm bu tarihi, yeni işlerle birlikte nasıl yansıtacağı, ne şekilde sunacağı. 

Tasarım ve mimarlığın müzelerle ilişkisi ne noktada; umut var mı? 

Evet, kesinlikle. Müzelerde bu alanda çalışan harika küratörler var. Bu ilişkinin gittikçe güçleneceği ve sergilerin daha da iyi olacağı düşüncesindeyim. Böylece insanlar da tasarım ve mimarlık alanlarında müzelerde başarılı sergiler düzenlenmesinin ne kadar önemli olduğunun farkına varacaklar. İnsanların okuma alışkanlıkları umutsuz bir durumda, artık çok az kişi bir şeyler okuyor. Bu noktada müze dediğimiz platform gittikçe daha önemli bir hale geliyor. Müzeler, içinde gerçekleşen sergilerle birlikte, izleyicilerin gerçek anlamda içlerine sindirerek, yavaş yavaş, bir şeylere entegre olduğu, okuma gerçekleştirebildikleri yerler haline geldi.

Lisbon Mimarlık Trienali ile birlikte pek çok serginin küratörlüğünü yaptın. Küratörlük son yıllarda çok tartışılır hale geldi. Bu alanın geleceğini nasıl görüyorsun?

Günümüzde küratör olmanın çok büyük bir ayrıcalık olduğunu düşünüyorum. Ve bu alanın evrilmeye devam edeceğini umuyorum. Müze pratiğinin veya küratörlüğün etki yaratması ve endüstriyi desteklemek anlamında çok çeşitli olanaklar var. Küratörlüğün, arşivleme, topluluklara gerçek anlamda entegre olma, fikirleri anlamlandırmak üzere yeni bakış açıları ortaya koyma ve karmaşık konularda bir tür berraklık sağlama gibi sorumlulukları ve potansiyelleri göz ardı edilebiliyor. Paola Antonelli’nin MoMA’da yaptığı işler, tüm bu parametreleri kapsıyor. Onun gibi isimler, bu alana dinamizm ve deneysellik kazandırıyorlar. 

2012 yılında gerçekleştirilen ilk İstanbul Tasarım Bienali’ni izlemeye gelmiştin. Bu yıl, Beatriz Colomina ve Mark Wigley küratörlüğünde üçüncüsü gerçekleşecek bienal sence nasıl olacak?

Muhteşem olacak, çok heyecanlıyım. Beatriz Colomina ve Mark Wigley günümüz mimarlığı üzerine iki büyük düşünür. Mimarlık söylemine ve pratiğine çok heyecan verici bakışları var ve bundan dolayı pek çok insanın bienali görmeye İstanbul’a geleceğinden eminim. 

BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Dijital Sanatın Yeni Sahnesi

DİJİTAL SANATIN YENİ SAHNESİ

DACO: Adil, sürdürülebilir ve şeffaf.

Burak Deniz

BURAK DENİZ

“Biraz sabırsız ve çoğu zaman kararsızım. Bu iki özelliğim bir kenara, kendimden oldukça memnunum, zira en nihayetinde bunlar beni ben yapan haller ve bütünü olumlu etkiliyorlar.”

2016: XOXO The Mag Röportajları

2016: XOXO THE MAG RÖPORTAJLARI

2016 yılında kimlerle sohbet ettik? Kısaca hatırlayalım;

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

Some Men yazı, Kerem Bürsin'le açıyor.

Rüya Pamuk

RÜYA PAMUK

Rüya'yla konuşmamızın odak noktasında okuduğu, yarıda bıraktığı ya da okuyacağı kitaplar vardı.

The Art of Hygge

THE ART OF HYGGE

İlhamını Danimarkalıların iyi yaşam felsefesinden alan NFT koleksiyonuyla tanışınız.

MBFWI Backstage: Özlem Süer

MBFWI BACKSTAGE: ÖZLEM SÜER

Özlem Süer defilesinin sahne arkasından bildiriyoruz.

MBFWI Backstage: Sudi Etuz

MBFWI BACKSTAGE: SUDİ ETUZ

MBFWI üçüncü gününü, Sudi Etuz'la açtı.

Metin Akdülger

METİN AKDÜLGER

Meğer Metin'e daha soracak çok sorumuz varmış.

MBFWI Backstage: DB Berdan

MBFWI BACKSTAGE: DB BERDAN

MBFWI başladı. Biz de hemen sahne arkasına girdik. Deniz Berdan'la başla

Cool & Collected

COOL & COLLECTED

XOXO yeni sayısında önümüzdeki soğuk aylar için birkaç olfaktif öneride bulunuyor.

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

EN YENİLER
Nilay Örnek'in Adres Defteri

NİLAY ÖRNEK'İN ADRES DEFTERİ

Aklından çıkaramadıkları ve rutin haline dönüştürdükleriyle...

The Art of Hygge

THE ART OF HYGGE

İlhamını Danimarkalıların iyi yaşam felsefesinden alan NFT koleksiyonuyla tanışınız.

İtalyan Savaş Kahramanları

İTALYAN SAVAŞ KAHRAMANLARI

Gündüz Vassaf, XOXO The Mag için yazdı.

Emin Alper

EMİN ALPER

Emin Alper bize üç nankör kız kardeşin hikayesini anlatıyor. Sadece bize değil, tüm dünyaya. Ve hikayesi derdini epey iyi anlatıyor.

Mükemmel Uyum

MÜKEMMEL UYUM

Kusursuz müzik, dengeli ses deneyimi ve LG XBOOM Go arasındaki ilişkiyi tahmin etmeniz çok olası. Bu denkleme bir de Aybüke Pusat'ı dahil ediyoruz, sözü kendisine ve müziğe bırakıyoruz.

Dr. Mark Hyman

DR. MARK HYMAN

"Kaderimizin kurbanı olacağımız düşüncesinden vazgeçmeliyiz. Biyolojimizi değiştirecek güce sahibiz."

DAHA FAZLA