ED TEMPLETON

Ed Templeton, kurgusunu kendisinin tasarladığı, kaykay ve sanat ikilisinin birbirini beslediğibir dünyada yaşıyor. 90’lardan beri yaşadığı ve artık neredeyse oranın yerel bir kahramanı olarak kabul edildiği Huntington Beach sahil şehri, onun için sonsuz ilham kaynağı.

Fotoğraflarıyla kaykaycıların hayat stilinin, resimleriyle ise Amerikan gündelik hayatının paradokslarını ortaya çıkaran Ed’e atölyesinden bağlanıyoruz. 

Röportaj: Seza Bali - Haziran 2016

Fotoğraf: Deanna Templeton

Ed, yapamadığın bir şey var mı?

Hiçbir zaman gitar veya başka bir müzik enstrümanı öğrenmeye sabrım olmadı. 

Üzerindeki kıyafete bağlı olarak, ya bir kaykaycı, ya sanatçı ya da iş adamı olduğunu söylüyorsun. Şu anda ne giyiyorsun?

Aynen öyle. Her zaman kaykaycı gibi giyiniyorum ama son yıllarda takım elbise gibi kıyafetlerin daha fazla gerekli olduğu ortamlar içinde yer almaya başladım. Günlük olarak tişörtleri ve rahat ayakkabıları tercih ediyorum. Bu aralar sanatçı kıyafetlerimi daha çok giyiyorum ama bir kaykaycı ile sanatçının arasındaki farkı görebilmek zor olabilir. 

Yaptığın farklı işler arasında gidip geliyor musun, yoksa tek bir şeye odaklanma konusunda iyi misin? 

Evet, genel olarak aynı anda üç şeyi birden düşünüyorum ve bunun kötü bir alışkanlık olduğundan eminim. Tek bir projeye baştan sona odaklanıp onu bitirmenin ve sonrasında başka bir şeye geçmenin daha iyi olduğunu düşünüyorum ama bunun aksine sürekli farklı projelere başlayıp, bir şeyleri yarıda bırakıyorum, ve evimde hep bitirilmeyi bekleyen şeylerle karşı karşıya kalıyorum. Bu kötü alışkanlıktan bir an önce kurtulmam lazım.

 

No regrets, 2012, Painting on canvas, 121.9 x 152.4 cm Courtesy Tim Van Laere Gallery, Antwerp

Bugünlerde bitirilmeyi bekleyen neler var?

Üç tane projeyle uğraşıyorum; biri Huntington Beach hakkında bir resim serisi, diğeri şirketim Toy Machine için kaykay grafikleri ve reklam tasarımları, sonuncusu da Wires Crossed adında, profesyonel kaykay yaptığım dönemi anlatan bir belgesel fotoğraf sergisi. 

1994’ten beri kaykay kültürünü fotoğraflıyorsun, ama kendini bu hayata yabancı gibi hissediyorsun. Peki fotoğraf çekerken objektif kalabiliyor musun?

Evet, bunu başarabildiğime inanıyorum. Kaykayı enteresan ve gerçekçi kılan şeylere, yani aradaki bekleme ve sıkılma anlarına bakıyorum. Kaykay yaparak dünyayı gezen ve para kazanan bir grup yarı ünlü kadın ve erkeğin hayatlarının gerçek taraflarına bakıyorum. İyisi ve kötüsüyle. Bu hayat tarzını yücelten bir bakış açısından ziyade, ona karşı donuk bir bakışa sahip olmaya çalışıyorum.

Sadece film kullanan ve bu tekniğe sımsıkı bağlı olan bir fotoğrafçı olarak, filmin yok olacağı günle yüzleşmekten korkuyor musun?

Hayır, o gün geldiği zaman hepimiz bununla baş etmek zorunda kalacağız ve fotoğraf sanatı da değişecek. Ama bunun ben hayattayken olacağına inanmıyorum. Tarantino gibi yönetmenler hala Kodak ile film çekmeye devam ediyor. Korkacak bir şey yok.

Çok merak edip de cevabını bulamadığın bir şey var mı?

Gençlik çok merak ettiğim ve ilgilendiğim bir şey. Gençliğimi yaşadım, şu anda ortalamaya göre daha olgun bir kaykaycıyım ve etrafım hep gençlerle çevrili. Buna rağmen, onları tam olarak anlayamıyorum ve gençlik fikrini deneyimlemenin milyonlarca farklı yolu olduğunu düşünüyorum. Hayatımızda geçtiğimiz garip dönemler ve ergenliğe doğru ilerlerken yaptığımız davranışları çok ilginç buluyorum. Ama yaşım ilerledikçe, gençlere yaklaşıp onların fotoğrafını çekmem de zorlaşıyor, sonuçta garip karşılanıyorum.

Portre çalışmalarında profil çalışmayı seçmenin bir sebebi var mı?

Bu, çocukken Mısır sanatına duyduğum ilgiden ve kağıt paraların üzerindeki çizimlerin hafızamda yer etmiş olmasından kaynaklanıyor olabilir. Eğer çocukken müzeye gitmediysen, para, gravür baskı tekniğini görebildiğin tek şey oluyor. Neyse, profil çizmekten gerçekten hiç sıkılmıyorum, ama sebebini çözebilmiş değilim.

Portrelerindeki insanların mutsuz veya ruhsuz halleri hakkında ne diyebilirsin?

Bilmem, belki de gülümsemeyi nasıl çizeceğimi bilmiyorum. Gözleri ağır göz kapaklarıyla çizmeyi seviyorum, bu yüzden üzgün veya depresif gözüküyorlar. İnsanların televizyon izlerkenki düz surat ifadelerinin, aslında onların normal hayatta nasıl göründüklerini temsil ettiğini düşünüyorum. Belki de daha mutlu resimler çizmeye başlamalıyım.

 

Punk Girl, Huntington Beach, 2014

Amerikan banliyö hayat tarzının nesi bu kadar enteresan peki?

Yapmacıklığı. Banliyönün, ailenle birlikte beyaz çitlerle çevrili evinde yaşayabileceğin mükemmel bir yer olduğu fikri çok enteresan. Herkes evinin dış yüzeyini ve bahçesini tertemiz ve mükemmel halde korumaya çalışıyor, ama her evin duvarlarının arkasında karısını döven kocalar ve anne babasından gizlice içki içen çocuklar var. Ben de çitlerin arasındaki bu çatlakları bulmaya çalışıp, insanların kirli taraflarını öne çıkarmaya çalışıyorum.

Çalışmaların ‘beyaz küp’ galeri dünyasında yer almayan bir kitleye hitap ediyor. İşlerinin, büyük koleksiyonerler veya müzeler tarafından satın alınmasıyla ilgilenmiyor musun?

İlgilenmiyor değilim, ama bunun üzerine çok da düşünmüyorum. Sanatçı olarak kontrol edebileceğin tek şey ne kadar iş ürettiğin. İşin satın alınmaya değip değmeyeceğine sadece tarih karar verebilir. Ben de iş sattım ve satıyorum, hatta müzelere bile; ama kendi şirketimden geçinebiliyor olmam avantajım; sergi açmak veya resimlerimi satmak için kimseye yalakalık yapmam gerekmiyor. İnsanlar işlerimi beğeniyorlarsa ne güzel, beğenmiyorlarsa da onları atölyemde saklayıp, bir depremde üstüme yığılana kadar saklarım. 

Untitled (Girl with bangs), 2015
BU AY EN ÇOK OKUNANLAR
Dijital Sanatın Yeni Sahnesi

DİJİTAL SANATIN YENİ SAHNESİ

DACO: Adil, sürdürülebilir ve şeffaf.

Burak Deniz

BURAK DENİZ

“Biraz sabırsız ve çoğu zaman kararsızım. Bu iki özelliğim bir kenara, kendimden oldukça memnunum, zira en nihayetinde bunlar beni ben yapan haller ve bütünü olumlu etkiliyorlar.”

2016: XOXO The Mag Röportajları

2016: XOXO THE MAG RÖPORTAJLARI

2016 yılında kimlerle sohbet ettik? Kısaca hatırlayalım;

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

SOME MEN SUMMER 2018 COVER STORY

Some Men yazı, Kerem Bürsin'le açıyor.

Rüya Pamuk

RÜYA PAMUK

Rüya'yla konuşmamızın odak noktasında okuduğu, yarıda bıraktığı ya da okuyacağı kitaplar vardı.

The Art of Hygge

THE ART OF HYGGE

İlhamını Danimarkalıların iyi yaşam felsefesinden alan NFT koleksiyonuyla tanışınız.

MBFWI Backstage: Özlem Süer

MBFWI BACKSTAGE: ÖZLEM SÜER

Özlem Süer defilesinin sahne arkasından bildiriyoruz.

MBFWI Backstage: Sudi Etuz

MBFWI BACKSTAGE: SUDİ ETUZ

MBFWI üçüncü gününü, Sudi Etuz'la açtı.

Metin Akdülger

METİN AKDÜLGER

Meğer Metin'e daha soracak çok sorumuz varmış.

MBFWI Backstage: DB Berdan

MBFWI BACKSTAGE: DB BERDAN

MBFWI başladı. Biz de hemen sahne arkasına girdik. Deniz Berdan'la başla

Cool & Collected

COOL & COLLECTED

XOXO yeni sayısında önümüzdeki soğuk aylar için birkaç olfaktif öneride bulunuyor.

A Suburban Affaır

A SUBURBAN AFFAIR

Kırsaldayız ama aslında değiliz.

EN YENİLER
Nilay Örnek'in Adres Defteri

NİLAY ÖRNEK'İN ADRES DEFTERİ

Aklından çıkaramadıkları ve rutin haline dönüştürdükleriyle...

The Art of Hygge

THE ART OF HYGGE

İlhamını Danimarkalıların iyi yaşam felsefesinden alan NFT koleksiyonuyla tanışınız.

İtalyan Savaş Kahramanları

İTALYAN SAVAŞ KAHRAMANLARI

Gündüz Vassaf, XOXO The Mag için yazdı.

Emin Alper

EMİN ALPER

Emin Alper bize üç nankör kız kardeşin hikayesini anlatıyor. Sadece bize değil, tüm dünyaya. Ve hikayesi derdini epey iyi anlatıyor.

Mükemmel Uyum

MÜKEMMEL UYUM

Kusursuz müzik, dengeli ses deneyimi ve LG XBOOM Go arasındaki ilişkiyi tahmin etmeniz çok olası. Bu denkleme bir de Aybüke Pusat'ı dahil ediyoruz, sözü kendisine ve müziğe bırakıyoruz.

Dr. Mark Hyman

DR. MARK HYMAN

"Kaderimizin kurbanı olacağımız düşüncesinden vazgeçmeliyiz. Biyolojimizi değiştirecek güce sahibiz."

DAHA FAZLA