MUZAFFER AKYOL & GAYE SU AKYOL

XOXO'nun yeni sayısında, ilk kez tanık olacağınız bir baba-kız sohbeti var.

Ressam Muzaffer Akyol ve müzisyen Gaye Su Akyol’a bakıyorsunuz. Ama siz isimlerinin önündeki sıfatlara çok takılmayın. Her an bambaşka bir kendini ifade yöntemiyle ortaya çıkabilirler. Şimdilik ve bir anlamda ilk kez, birbirlerinin karşısına oturuyorlar ve konuşuyorlar. Bugüne kadar hiç konuşmamışçasına derin noktalarına değinerek. Elleri havada tek yumrukla birleşiyor, biraz boyalı ve fonda çalan makam, kürdili hicazkar.

 

Fotoğraflar: Gökhan Polat

 

GAYE SU AKYOL: Sana bildiğin yerlerden bir takım sorular hazırladım.

MUZAFFER AKYOL: Keşke bilmediğim yerlerden de sorsaydın...

GSA: Belki de sormuşumdur... Başlıyorum: Çocukluğuna dair birkaç cümle kurman gerekse neler söylerdin?

MA: Trabzon’un Gölçayır Köyü’nde dünyaya gelmiş, 12 kardeşli bir ailenin bireyiyim. Kardeşler arasındaki yaş farkımız en fazla iki ya da iki buçuk, bu da hepimizin beraber büyüdüğü anlamına geliyor. Köyde okul olmadığı için, her gün sekiz kilometre yol kat ederek ilkokulu okuduk. O günler aklıma geldiğinde, halen heyecanlanıyorum. Ele avuca sığmayan, hareketli bir çocuktum. 12 kardeş büyüyorsanız, kendinizi bir şekilde aralarından sıyırmanız ve dış dünyaya ifade etmeniz gerekiyor. Ben de kendimce bir anlatım dili buldum; kiremit ve kömürle duvarlara resimler yapmaya başladım. Dedemin arkasına takılıp camileri gezerdik. Duvarlardaki dini yazıları gördüğümde, “Bu insanların ne kadar uzun kolları var.” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Sonra o gördüklerimi çizerek taklit etmeye başladım.

GSA: Ben de bunu merak ediyordum. Ailende ya da yakın çevrende taklit edebileceğin, ilham alabileceğin ya da rol model belirleyebileceğin biri yoktu. Ve sen de çare olarak, tamamen içgüdüsel bir şekilde, dedenle gezerken etrafında gördüğün figürleri taklit etmeye başladın...

MA: Tabii, ne kağıt ne kalem, herhangi bir kaynak yok. Dediğin gibi, içgüdüsel bir heyecanın dışavurumu
bu... Dikkatini çekerim, bu bahsettiğim dönem ilkokul öncesine denk geliyor. İlkokulda kağıt ve kalemle tanışınca, yine resim çizmeye devam ettim. Öğretmenim resimlerimi görüp dedi ki: “Muzaffer’in çocukları havada uçuyor.”

GSA: Gökyüzünde uçan çocuklar mı çiziyordun? Sürrealizm o sıralarda başlamış demek...

MA: Gerçeküstü, hayal, düş, fantezi... Altı ya da yedi yaşındayım... Asıl garip olanı da söyleyeyim, her gün
de bir defter bitiriyorum. Hem de o yoklukta... Ailem beni bu sebepten cezalandırmaya başlamıştı bile. Bense içimden gelen sesi bir şekilde dışa vurmak derdindeyim. Yok, ille de çizeceğim...

GSA: O halde... Trabzon’un bir köyünden tek tabanca yola çıkıp geldiğin bu noktaya baktığında ne görüyorsun?

MA: Aziz dostum Mehmet Kemal’le yaptığımız bir söyleşide de aynı soruyla karşılaşmıştım ve yanıtım şu olmuştu: “Geldiğim yerdeki verilerle, bugün olduğum yerdeki verileri bir bilgisayara yüklesek, bilgisayar ‘Bu, eşyanın doğasına aykırıdır.’ der ve infilak eder.” Benim yola çıktığım dönemde, “İstanbul gibi bir metropolün sanat okyanusunda ben de varım.” demek her baba yiğidin harcı değildi. Şu an bulunduğum yer, büyük mücadeleler ve uğraşlar sonucu, bedelini ödeyerek vardığım yer. Sorunun yeni cevabını da bu kertede, sanat tarihinin hassas ve namuslu kantarına bırakıyorum.

GSA: Şimdi sana, hem kişisel hem de özellikle yaşım ilerledikçe daha da merak ettiğim bir soru soracağım. Bohem ve rock’n roll bir hayat yaşadın. Bunu yaşarken, bir taraftan da aile babası ve lisede resim öğretmeni olmak, başlı başına bir mesele. Bu uçlarda gezerken dengeni kurmayı nasıl başardın?

MA: Eğitimcilik, aile reisliği ve sanat. Bu üç olgunun birbirlerini beslediğine inanıyorum. Ama asli görevimin aileyi kucaklamak olduğunun da hep farkındaydım. Üçünü bir arada yaparken, bir kazanımımın da olması gerekiyordu. Sanatçı olmanın kendi içinde bir davranış ritüeli vardır; bundan yoksun olamazsın. Ailene karşı sorumluluğunu da yerine getireceksin ve aynı zamanda mesleki görevini de icra etmek durumundasın. Üçüne de emek verdiğimi, gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Tabii ki aile içindeki en büyük desteğim, gösterdiği tüm emek ve gayretiyle, anne misyonunu üstlenen eşimdi, annendi.

 

Röportajın devamı XOXO'nun yeni sayısında. Üye olmak için buraya tıklayın.

BU VİDEOLARI BEĞENEBİLİRSİNİZ
Best Frıends: Sina Özer

BEST FRIENDS: SİNA ÖZER

Büyük düelloyu kim kazanacak?

Best Frıends: Zeynep Tuğçe Bayat

BEST FRIENDS: ZEYNEP TUĞÇE BAYAT

Zeynep Tuğçe Bayat ve kardeşi Tutku Bayat'tan kartlar, doğum günleri ve sosyal medya üzerine...

İsmail Ege Şaşmaz & Berkan Karabulut

İSMAİL EGE ŞAŞMAZ & BERKAN KARABULUT

Formlarındalar... İzliyoruz.

Best Frıends: Ali Gözüşirin

BEST FRIENDS: ALİ GÖZÜŞİRİN

Ali Gözüşirin ve pek sevgili dostu Achilles'le beraberiz.

Mehmet Günsür

MEHMET GÜNSÜR

Some Men'in 10. sayısı yayında. Ve kapak konuğumuz: Sevgili Mehmet Günsür.

Özge Gürel

ÖZGE GÜREL

"Şu sıralar kendisinden 'Ateş Kız' diye bahseden kaç kişiyiz? XOXO'nun yeni sayısında, tahminlerinizi boşa çıkaran bir Özge'yle karşı karşıyasınız."

Çoklu Özgeler Sendromu

ÇOKLU ÖZGELER SENDROMU

Söz konusu Özge'yse, tarafınızı seçmek o kadar da basit olmayabilir...

DAHA FAZLA