İREM YAMAN

Bir taekwondo şampiyonunun röportajını okumak üzeresiniz.

Türkiye’de futbol dışında bir branşta tanınmak ve takip edilmek pek kolay değil. Özellikle de taekwondo gibi çok popüler olmayan bir dalda. Ancak bu genellemeye İrem Yaman dahil değil. İrem 23 yaşında, bir Dünya, Avrupa ve Grand Slam şampiyonu. Bu sene katıldığı sekiz uluslararası turnuvanın tamamından altın madalyasıyla döner dönmez radarımıza giriyor.

Röportaj: Emir İncegül - XOXO The Mag Sonbahar/Kış 2018-2019

Fotoğraflar: Gökhan Polat

Jr. Moda Editörü: Batuhan Çetin

Saç & Makyaj: Dilara Alpaslan/Kum Agency 

Emir İncegül:Seni motive eden bir iç sesin var mı?

İrem Yaman:“Yaparsın İrem, daha önce yaptın, yine yaparsın.” ve “Hayır İrem, sakın yeme, sakın yeme, sakın yeme...”

Eİ: Sporda kadınların erkeklerden başarı nezdinde bir adım önde olduğunu görüyoruz. Bunu neye bağlıyorsun?

İY:Sporda başarının cinsiyetten bağımsız olduğunu düşünüyorum. Tüm spor dalları için bir genelleme yapamam ama kendi branşımla ilgili şunu söyleyebilirim: Taekwondo, disiplin üzerine kurulu bir spor dalı. Taekwondo izlerken, disiplinin yeteneği alt ettiğine sıklıkla tanıklık edersiniz. Belki de kadın sporcularımız daha disiplinli oldukları için daha fazla başarı elde ediyor olabilirler. Geçen gün bir yazı okudum, bir araştırma yapılmış; kadın girişimcilerin kurduğu şirketlerin erkek girişimcilerin kurduğu şirketlerden daha başarılı olduğu tespit edilmiş. Bu da, kadınların bir hedefe kilitlendiğinde çok daha disiplinli olduğunun göstergesi. Sporda başarı için de tam olarak aynı şey geçerli...

Eİ:Peki bireysel ve takım sporlarında, kadın-erkek dengesini nasıl değerlendiriyorsun?

İY:Kadınlar bireysel, erkekler takım sporlarında daha başarılı ya da tam tersi gibi bir ayrım yapmak gayet anlamsız. Elbette ki, kadınların ve erkeklerin fiziksel olarak daha yatkın olduğu spor dalları var, ama sporda fırsat eşitliği yaratıldığı sürece, kadınlar hiçbir spor dalında karşı cinsten geride kalmaz. Geriye dönüp baktığımızda, her iki alanda da tarihi başarılar kazanmış çok sayıda kadın sporcu sayabiliriz...

Eİ:Dövüş sporlarının temel felsefesini ilk fark ettiğinde kaç yaşındaydın?

İY:Ben o konuda şanslıyım, babam hayatını taekwondoya adadığı için, ailece dövüş sporları konusunda çok bilgiliydik. Sanılanın aksine, taekwondonun güç değil, zeka, taktik ve disiplin gerektiren bir spor dalı olduğunu biliyorduk. Zaten annemin çok küçük yaştan itibaren beni ve ablamı bu spora teşvik etmesinin en önemli nedeni, zihinsel gücü ve öz güveni geliştiren bir dal olmasıydı. Babamla çalışmaya başladığımda sekiz yaşındaydım. İlkokulda sporcu olmak herkesin size hayran olması anlamına geliyordu. Birçok arkadaşım okul çıkışı antrenmana gidiyor olmama özenerek spora başladı. Açıkçası, o zamanlar benim için bundan fazlasını da ifade etmiyordu. Ama şimdi okullara söyleşilere gittiğimde, spor yapan çocuklarla yapmayanlar arasında belirgin farklar görüyorum. Spor yapan çocukların kendini ifade edişi bile çok farklı. Muhtemelen ben de o yaşta öyleydim...

Eİ:Dövüş sporlarının agresif olduğunu düşünüyor musun, yoksa aslında hırs ve agresyon her sporun bir parçası mı?

İY:Taekwondo oldukça özel bir spor dalı. Hırs çok itici bir güç ama agresyon neredeyse hiç yok. Hatta belki de doğru tanımlama, dövüş sporu değil ‘dövüş sanatı’ olmalı. Antrenmanlarımız genellikle dayanıklılığımızı artırmak üzerine kurulu, o nedenle çok ağır geçiyor, sakatlık, yaralanma... Ama maçlarımız çok kısa sürdüğü için de, adeta birer satranç turnuvası havasında: Amaç, rakibe açık vermemek ve rakibin açığını bulduğun an kazanmanı sağlayacak puanı almak. Maçların altı dakika sürdüğünü düşünürseniz, puan almak için birden fazla şansınız olmayabilir, bu nedenle her bir saniyeyi iyi değerlendirmek zorundasınız. Ki bu da bacaklarınızdan çok kafanızı çalıştırmanızı gerektiriyor...

Eİ:Genç yaşın şu sıralar kariyerin için bir avantaj mı?

İY:Yaşımdan ziyade, bu yaşta bu kadar çok tecrübe edinmiş olmam avantaj. Kariyerimin ilk 10 senesi, uluslararası başarı elde etmenin hayalini kurmakla geçti. Sonra arka arkaya başarılara imza attım. Pes etme noktasını da deneyimledim, pes etmeyişimin mükafatını almayı da... Başarıya duyulan özlemin nasıl bir duygu olduğunu da biliyorum, başarıyı sürdürmenin nasıl zor bir sorumluluk olduğunu da, asla yetinmemeyi ve hep daha fazlasını hedeflemeyi de... Yaşım itibarıyla, üst üste iki olimpiyattan altın madalyayla dönerek spor tarihine geçme fırsatım var. Bu da benim için çok büyük bir avantaj.

Eİ:Baban da eski bir taekwondo sporcusu. Birlikte antrenman yapıyorsunuz...

İY:Hayattaki en büyük şansım, bu spora onunla başlamış olmak. Babam sporculuğunun yanı sıra hakemlik de yaptığı için, bana rakibin ve maçın gidişatını okumayı çok iyi öğretti. Taekwondoda ne zaman beklemeniz ve ne zaman aksiyon almanız gerektiğine iyi karar vermeniz gerek. Teknik birçok şeyin yanı sıra, anlık karar vermeyi ve içgüdülerime güvenmeyi ondan öğrendim.

Eİ:Aranızda kendine bile itiraf edemediğin bir yarış var mı?

İY:Asla. Zaten onun hedefi, beni kendisinden daha iyi bir sporcu yapmaktı. Olamasaydım, asıl onu hayal kırıklığına uğratacaktım.

Eİ:En büyük hedefin Tokyo 2020’de altın madalya kazanarak bir ilki başarmak. Olimpiyata katılım, dünya sıralamasında toplanan puanlara göre belirleniyor. Ve sen bir altın madalyayı daha evine götürdün bile. Şimdi sıkletindeki sıralamada durumun nasıl?

İY:Sıralama sürekli değişiyor çünkü her ay çok yüksek puanlı turnuvalar oluyor. Öte yandan olimpiyatlara giden yol çok uzun olduğu için ben dahil, favori isimler bazı turnuvalara katılmıyoruz. Bu da dönemsel olarak sıralamadaki yerimizi aşağıya çekiyor. O yüzden sıralama çok net bir fikir vermeyebilir. Ama şöyle söyleyeyim; şu an beşinci sıradayım, sene sonuna kadar ilk sıralara çıkarım. Bu sene Avrupa Şampiyonası dahil katıldığım tüm turnuvalardan altın madalyayla döndüm, benim esas performans kriterim bu.

Eİ:Mayıs ayında Avrupa Şampiyonası’nda 62 kiloda yarıştıktan sonra Ağustos’taki Moskova Grand Prix’de yeniden 57 kiloya indin. Bu olimpiyata yönelik bir tercih miydi?

İY:Ocak ayında taekwondo tarihinin ilk Grand Slam turnuvası düzenlendi. Bu turnuva olimpiyatların provası sayılır, çünkü sadece dünyanın en başarılı 12 sporcusu davet edildi. İlk olarak o turnuvada 57 kiloda yarıştım ve Grand Slam tarihinin ilk şampiyonu oldum. Zaten olimpiyatlarda ya 57 kilo ya da 67 kiloda yarışabiliyorsunuz.

Eİ:Olimpik kota sürecinde müsabakalara 57 kiloda mı devam edeceksin?

İY:Evet, olimpiyatlara kadar bu sıklette devam edeceğim ki vücudum iyice alışsın. Bu sene neredeyse her ay farklı bir ülkede düzenlenen Grand Prix’lere katıldım, hepsinde de 57 kiloda altın madalya kazandım. Artık o sıklette favoriyim. 2020’ye kadar katılacağım tüm Grand Prix’ler ve bu sene sonunda ikincisi düzenlenecek olan Grand Slam’de de 57 kiloda olacağım.

Eİ:Sıklet sporu yapıyorsun. Kilonu korumak zorundasın.

İY:İdeal kilom 62, aslında işin kolayı 67’de dövüşmek ama boyum uzun olduğu için düşük kiloda çok avantajlı oluyorum. O yüzden de 57 kiloda dövüşüyorum. Performansımdan ödün vermeden o kiloya düşmek ve o kiloda kalabilmek hiç kolay değil ama altın madalya için değer elbette. Yemek yemeyi, özellikle de tatlıyı çok seven biri olduğum için psikolojik olarak zorlandığım anlar oluyor ama bir şekilde üstesinden geliyorum. Başarı merdivenlerini elleriniz ceplerinizde tırmanamıyorsunuz. Sonuçta her başarılı sporcu farklı şekillerde büyük bedeller ödüyor, ödemek de zorunda...

Eİ:Senin gibi olimpik bir sporcunun bir haftalık programını merak ediyoruz.

İY:Mevzubahis kendisi, yılın 350 günü Konya’da milli takım kampındadır. Günde iki defa taekwondo antrenmanı, günaşırı ekstra fitness antrenmanı yapıyordur. Çok sıkı diyettedir. Akşamları ya yüksek lisans ödevlerini yapıyor ya da İngilizce çalışıyordur. Uyumadan önce bir saat kitap okuyabilirse ya da dizi izleyebilirse kendini şanslı sayar. İnsanlar bu hikayeyi duyduklarında şaşırıyorlar; dışarıdan hiç de öyle gözükmediğinin farkındayım ama o da marka yönetimimi yapan profesyonel ekibimin başarısı...

Eİ:Taekwondo müsabakalarında sabah girdiğin salondan akşam çıkıyorsun, bir değil birkaç maç yapıyorsun. Yaklaşık 10 ila 12 saat süren bir mücadele... Konsantrasyonunu nasıl koruyorsun?

İY:Turnuvalarda birer saat arayla dört ya da beş maç yaparak finale çıkıyorsunuz. Her maç altı dakika sürüyor. Disiplin çok önemli dedim ya, aslında konsantrasyon da disiplinin bir parçası. Mesela, ben gün boyu fazla konuşmam. Maç aralarında sporcular genelde aynı salonda ısınır, antrenman yapar. Ben sadece maçtan birkaç dakika önce ısınırım, asla teknik taktik çalışmam, güçlü veya zayıf yönlerimi açık edecek kombinasyonlar sergilemem. Artık her turnuvada favori olduğum için kenarda oturur gözlem yaparım. Gözlerimi kapar maçı kafamda canlandırırım. Maç günleri çok sakin, soğukkanlıyım. Etrafımdakiler heyecanlandığında onları sakinleştiren bile benim...

Eİ:Müsabakalardan sonra kendi maçlarını izleyip kritik yapar mısın?

İY:Elbette. İçinde olmakla, dışarıdan bakmak arasında büyük fark var. Sonuçta aynı kişilerle tekrar tekrar dövüşüyorsunuz, hiçbir detayı kaçırmamak lazım. Rakibim bir harekete yeltenmiştir ama başarılı olamadığı için ben maç içinde fark etmemişimdir. Onu maçı sonradan izleyince görüyorum ve başka bir turnuvada karşıma çıktığında o hareketi yeniden deneyeceğini bildiğim için önlemimi alıyorum. Rusya’daki Grand Prix’de, skor tabelasındaki süreye bakarken bir anda göğsüme bir tekme yedim ve neye uğradığımı şaşırdım. İzleyenler hırstan delirme anımı görmüştür... Neyse ki çok hızlı toparladım kendimi ve sonrasında rakibimi fark atarak yendim. Alın size bir anlık konsantrasyon kaybının bedeli. Bunu sonradan izleyip güldük, tabii turnuvadan altın madalyayla döndüğüm için...

Eİ:Üst düzey spor kariyeri sana ne öğretti?

İY:Çok istediğimiz bir şey gerçekleşmiyorsa, zamanı gelmediği için olmuyordur; pes etmeyip çalışmaya devam etmemiz gerekiyor. Benim kariyerimin özeti bu. Hayatta hiçbir başarının tesadüf olmadığını ve kendimizi geliştirmediğimiz sürece yok olup gitmeye mahkum olduğumuzu da spor kariyerim sayesinde öğrendim.

Eİ:Türkiye’de taekwondo güçlü bir geleneğe sahip. Senin ilham aldığın Türk taekwondocular kimler?

İY:Servet Tazegül taekwondoda ülkemize altın madalya kazandıran ilk sporcu. Ben de 2020 Olimpiyatları’nda aynı başarıyı gösteren ilk kadın olmayı hedefliyorum. Hedefe giden yolda bana ışık tutuyor. Dövüş stilini çok beğeniyorum, dünyanın en estetik dövüşen sporcusu, üstelik bu konuda da tescilli...

Eİ:Kariyerinin bir döneminde kick boks da yaptın ancak sonrasında taekwondoya geri döndün. Neden?

İY:Taekwondonun felsefesini daha çok sevdiğimi fark ettim. Elbette taekwondonun olimpik bir spor olması ve çocukluğumdan beri en büyük hayalimin olimpiyat madalyası kazanmak olmasının da payı büyük.

Eİ:Taekwondo dışında takip etmekten en keyif aldığın spor?

İY:İtiraf ediyorum: Tenis. Bunun yegane nedeni de, Roger Federer’e olan hayranlığım. Yeteneği ve başarısı bir yana, disiplini ve karakteriyle her sporcuya örnek olabilecek bir isim. 20 Grand Slam şampiyonluğu inanılmaz bir rekor. Ben de taekwondo tarihinde düzenlenen ilk Grand Slam turnuvasının ilk şampiyonu olduğum için, onunla paralel yolda yürümeyi ve taekwondoda benzer bir rekor kırmayı hedefliyorum.

Eİ:Seni bulunduğun yere taşıyan sürecin ne kadarı şans?

İY:Kariyerimdeki tek şans faktörü, sporu çok seven ve çocuklarını hayallerinin peşinden koşması için kayıtsız şartsız destekleyen ebeveynlere sahip olmam. Geri kalan hiçbir şeyin şansla uzaktan yakından alakası yok.

Eİ:Ülkemizde spor ve eğitimin bir arada yürümeyeceği yönünde bir algı var. Sense yüksek lisans yapan dünya şampiyonu bir sporcusun...

İY:O, bir çeşit bahane. Hele ki küçük yaştan itibaren sporun içinde olunca, çok planlı bir hayatınız olduğu için aksine, sporu ve eğitimi dengelemekte zorlanmıyorsunuz. Zor olan, spor ve eğitimin yanında, elit sporcu olmanın beraberinde getirdiği diğer şeyleri dengelemek. Arka arkaya gelen başarılardan sonra röportajlar, söyleşiler, davetler, iş birlikleri, sosyal sorumluluk projeleri hayatıma girdi. Asıl bu, yönetimi zor bir süreç. Hem uzmanlık alanım değil, hem de var olan tempoda bunlara vakit ayırmam neredeyse imkansız. O nedenle de kariyerimi ve markamı yöneten profesyonel bir ekiple çalışıyorum. Profesyonel ve özel hayatımın dengesini onlar sağlıyor. Özetleyecek olursam, doğru kişilerle çalışınca, hayatınıza çok şey sığdırabiliyorsunuz.

Eİ:Çocuklarını spora başlatma konusunda kararsız ailelere bir mesajın var mı?

İY:Küçük yaşlardan itibaren spor yapmak, fiziksel ve akılsal anlamda sağlıklı, öz güveni yüksek, geleceğe umutla bakan, sosyal bir birey olmanın temeli. Kararsız kalmasınlar, hemen aksiyon alsınlar. Çocuklarına birçok farklı branşı denetsinler ve onları en sevdikleri branşta desteklesinler. Hemcinslerim için de ayrıca bir tavsiyem olacak: Erkek sporu, kadın sporu diye bir ayrım yok. Karar verirken sporun her branşını yapabilecek güçte olduklarını bilsinler. Başarı, cinsiyetinizle değil onu ne kadar istediğiniz ve bu uğurda ne derece fedakarlık yapmaya hazır olduğunuzla alakalı.

BUNLARI DA OKUYUN

NADIA LEE COHEN

XOXO The Mag'in Sonbahar/Kış 2018-2019 kapak konuğuna bakmaktasınız.

L'IMPÉRATRICE

L'Impératrice'le XOXO'nun yeni sayısı için, İstanbul konserlerinden hemen önce konuştuk.

OKULLAR OKULU

Tasarımın en iyi öğrenileceği yer okul mudur? İstanbul Tasarım Bienali, XOXO'nun yeni sayısında.

BU VİDEOLARI BEĞENEBİLİRSİNİZ
Okan Yalabık

OKAN YALABIK

Okan Yalabık'la ilgili bir şeyler öğrenmek için onun bir röportajını okumak yerine, birkaç röportajını okumanız tavsiye olunur.

Best Frıends: Aras Aydın

BEST FRIENDS: ARAS AYDIN

Ve yakın arkadaşı Gizem'e "Kim kimi daha çok seviyor?" sorusunu sorduk.

Best Frıends: Meriç & Arda Aral

BEST FRIENDS: MERİÇ & ARDA ARAL

Meriç ve Arda Aral, kardeş, pardon dost sohbetinde.

Best Frıends: Gözde Mutluer

BEST FRIENDS: GÖZDE MUTLUER

Gözde ve Tuğçe'yle birbirlerine aldıkları en güzel hediyeyi konuştuk.

Best Frıends: Türkü Turan

BEST FRIENDS: TÜRKÜ TURAN

Türkü ve en yakın arkadaşı Gizem'le portre çalışmalarına giriştik.

Best Frıends: Naz Çağla Irmak

BEST FRIENDS: NAZ ÇAĞLA IRMAK

Naz ve annesi Hülya'yla hem anne-kız, hem en yakın arkadaş olmak üzerine.

Best Frıends: Aytaç Şaşmaz

BEST FRIENDS: AYTAÇ ŞAŞMAZ

Aytaç'ın en yakın arkadaşı Aytaç'la tanıştıralım.

Best Frıends: Ece Çeşmioğlu

BEST FRIENDS: ECE ÇEŞMİOĞLU

Ece Çeşmioğlu ve Taner Ölmez'le sohbet ettik. Daha doğrusu onlar etti, biz dinledik.

DAHA FAZLA