ENİS ARIKAN

XOXO'nun yeni sayısında sözü, fazla uzatmadan profesyonel bir konuşmacıya, Enis Arıkan'a bırakıyoruz.

Size Enis’i anlatmamıza gerek yok, nasıl olsa onu tanıyorsunuz. Bir tutam starlıktan, kararında egodan ve bolca gerçeklikten oluştuğunu çok iyi biliyorsunuz. O yüzden biz bu röportajda, Enis’i konuşmuyoruz. Popüler kültürü yeriyoruz, sosyal medyayı övüyoruz; biraz da birbirimize fahri psikologluk yapıyoruz.

Röportaj: Hande Öçalan - XOXO The Mag İlkbahar/Yaz 2019

Fotoğraflar: Mustafa Çetin

 

 

HANDE ÖÇALAN: Enis, haydi birlikte sayalım, kaç tane ödülün var?

ENİS ARIKAN: Tek tek sayalım mı birlikte?

HÖ: Sayalım tabii...

EA: E ama çok var, çoğunu unuttum... Lions En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü, Sadri Alışık Tiyatro ve Sinema Oyuncu Ödülleri Tiyatroda Yılın Erkek Oyuncusu, Antalya Televizyon Ödülleri Komedi Dizisi En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu, GQ Men of the Year Yılın Komedyeni Ödülü, Fashion TV Moda Ödülleri En Moda Tiyatro Oyuncusu, Yeditepe Dilek Ödülleri En İyi Erkek Komedi Oyuncusu var... O kadar çok ki, aklımda kalanlar bunlar.

HÖ: O zaman yeni amacın bu olsun mu? Kaç ödülün olduğunu bilmek.

EA: Gerçekten eve gidince sayacağım.

HÖ: Senin deyiminle ‘star olmak’ bir çocukluk hayali ya da travması falan mıydı?

EA: Ben gerçekten star bir çocuktum, ama gerçekten. Türlü türlü cinsliklerim vardı, hep herkes tarafından tanındığımı zannederdim. Mesela kilo aldıysam o yaz havuza girmezdim, sanki herkes bana bakacak... Hep en bakımlı, en iyi, en star ben olmalıyım gibi bir algım vardı. İnsanların girdikleri kuyruklara asla girip bir şey beklemezdim mesela...

HÖ: Bakkala falan yollanmıyor muydun? Evin küçüğü sensin bir de...

EA: Asla. Ablamı gönderirlerdi, ben gitmezdim ki... Daha hala tek başıma bir sinema filmine, tiyatro oyununa gitmişliğim, toplu taşıma aracına binmişliğim yok. Yanımda biri varken hepsini yapabilirim, ama biri yokken asla yapamam. Okula yürüme yolum 10 dakikalık mesafe, cebimde çok az param var; yine de o taksiye binerdim. Oyunculuğa başladığım dönem de dahil olmak üzere uzun bir süre, böyle geçti. Ne zaman ki hayatımın çok da iyi gitmemeye başladığını fark ettim, bunların ne kadar önemsiz olduğunu anladım. Üç buçuk yıl önce, bir depresyona girdim. Hem iş güç, hem de sadece iş güç de değil; yine tiyatro yapıyorum, Craft’ta Garaj’ı yaptığım döneme yakın... Bakmayın öyle şanssız bir oyuncu da değilimdir. Her sene mutlaka tiyatro yapıyorum, bir dizide oynuyorum; tutar ya da tutmaz, ama işim rast gidiyor yani. Velhasılkelam o depresyondan çıkışımla birlikte koca bir farkındalığa uyandım: Ben değerliyim be... Bu hayata eğlenmeye geldim, gerisi fasa fiso. Bu da tam olarak Snapchat furyasının olduğu döneme denk geliyor. Arkadaşlarımla eğleneyim diye koyduğum videolara bir bakıyorum 100-200 bin izleniyor. Sonra bir gün Ezgi’yi (Mola), Şebnem’i (Bozoklu) güldürmek için annemi çekip koydum. Öldük, bittik derken aynı videoyu Instagram’a koydum ve ertesi gün 500 bin izlenme... Ve ben Instagram’a döndüm. Ardından olanı size söyleyeyim; oyuncu arkadaşlarımın çoğundan “Yapma, etme, sen kaliteli bir insansın, bu kariyerine zarar verecek, neden hayatını çekip koyuyorsun?” gibi uyarılar... Dandik dizilerde oynayınca siz kaliteli oluyorsunuz, ben gerçek bir şeyi paylaştığımda kalitesiz mi oluyorum? Ben normalde etrafımdaki insanların düşüncelerine önem veren biriyim, hatta bana gelen kötü bir yorumu günlerce kafama taktığım olur... İlk defa söylenenleri gerçekten kulak ardı ettim ve yoluma devam ettim. Sonrasında markalardan, ajanslardan, kurum ve bireylerden duyduğum ortak fikir, sosyal medyayı ne kadar zeki yönettiğim oldu... Çünkü sosyal medyanın şöyle de bir kara deliği var ki, kendi içinde ‘meşhur’ olmuş çoğu insanı kendi içine hapsediyor. Ama beni etmedi, oyunculuk anlamında da kısıtlamadı. İnsanlar tam tersi olacağını düşünüyordu, benim de orada sıkışıp kalacağımı ve Instagram ünlüsünden öteye geçemeyeceğimi... Ama devir tam o sıralarda değişiyordu ve ben de o değişimin bir parçası olduğum için şanslıyım...

HÖ: Hatta belki de o değişimi yönlendirdiğini bile söyleyebiliriz...

EA: Evet, belki de... Şimdi beni arayıp sosyal medya kullanmanın yöntemlerini soruyorlar, “Uğraşın.” diyorum. Ben uğraştım... Herkes evinde ‘onu patlatacak’ projeyi beklerken, ben tiyatro sahnelerinde sabahlıyordum. Senede kaç tane diziye girip çıkıyordum. Bir de bizim piyasada, tiyatro hevesi diye bir şey vardır, en değerlisi ya... Ama sonra bir dizi işi gelir, tiyatrodan hemen özürler, “Setim var, gelemem.”ler başlar... Ben olmayan halimle dizi reddediyordum, haftada dört oyunum var ve ne kendimi ne işimi ne de kimseyi yarı yolda bırakamam diye.

 

HÖ: Peki star olmakta neden bu kadar geciktin? Yani ihtiyacın sosyal medya mıymış?

EA: Hayır, kendimle barışmakmış... Hayatı umursamamak, sadece kendimi umursamakmış. İnsanlar benim hakkımda ne düşünmek istediklerinde özgürler; oyuncu, fenomen, şovmen... Bense kendimi bir kalıp içinde görmüyorum. Hayatım da kendimi sınırlamamayı öğrendiğim noktada değişti.

HÖ: Senin de çamaşır makinen yürüyordu... Starların çamaşır makinesi hiç yürür mü ya?

EA: Ev taşırken ayağını kırmışlar ondan yürüyordu ya...

HÖ: İnanmış gibi yapalım... Peki zengin oldun mu?

EA: Daha değil... İnşallah...

HÖ: ‘Starmetre’ gibi bir teste doğru gidiyoruz bu sorularla ama, neden hala kimseyle bir magazin kavgasına karışmadın?

EA: Bana çok eski moda geliyor... Ben normal hayatta da kavga edebilen biri değilim ki; senede bir kere biriyle belki bozuşurum ama geçer. Çok dalga geçiyorum öyle şeylerle, aşırı ayıp değil mi? Bu yönüme de laf ediyorlar mesela, “Ay sen de her insanı seviyorsun Enis...” E, seviyorum tabii. Çünkü insanlara ön yargıyla yaklaşmıyorum. Biri bana kötülükle yaklaştığında, onun geçmişinde ne yaşamış olabileceğini, nasıl bu seviyeye gelmiş olabileceğini düşünüyorum, ve onun adına üzülüyorum. “Bu bir kibir mi?” diye düşündüğüm de oluyor ama bu aslında bir savunma mekanizması. O drama takılıp kalmak istemiyorum, yokmuş gibi davranmayı tercih ediyorum. Üstünü kapıyorum yani...

HÖ: Adının önüne yakıştırılan hangi sıfattan çok sıkıldın? Yakışıklı, başarılı, azimli, ödüllü oyuncu olamamak, hep ‘sempatik’ oyuncu olmak gibi bir tanımlamadan bahsediyoruz...

EA: Hiçbirinden sıkılmadım. Ama dediğiniz de o kadar doğru ki... Geçen gün biri beni görünce “Sen ne kadar yakışıklıymışsın.” dedi. Gerçekten medyadan bunu duymayalı o kadar olmuş ki, belki de hiç duymamışımdır...

Röportajın tamamı, XOXO'nun yeni sayısında. Üye olmak için buraya tıklayınız. 

BU VİDEOLARI BEĞENEBİLİRSİNİZ
Best Frıends: Aras Aydın

BEST FRIENDS: ARAS AYDIN

Ve yakın arkadaşı Gizem'e "Kim kimi daha çok seviyor?" sorusunu sorduk.

Best Frıends: Meriç & Arda Aral

BEST FRIENDS: MERİÇ & ARDA ARAL

Meriç ve Arda Aral, kardeş, pardon dost sohbetinde.

Best Frıends: Gözde Mutluer

BEST FRIENDS: GÖZDE MUTLUER

Gözde ve Tuğçe'yle birbirlerine aldıkları en güzel hediyeyi konuştuk.

Best Frıends: Türkü Turan

BEST FRIENDS: TÜRKÜ TURAN

Türkü ve en yakın arkadaşı Gizem'le portre çalışmalarına giriştik.

Best Frıends: Naz Çağla Irmak

BEST FRIENDS: NAZ ÇAĞLA IRMAK

Naz ve annesi Hülya'yla hem anne-kız, hem en yakın arkadaş olmak üzerine.

Best Frıends: Aytaç Şaşmaz

BEST FRIENDS: AYTAÇ ŞAŞMAZ

Aytaç'ın en yakın arkadaşı Aytaç'la tanıştıralım.

Best Frıends: Ece Çeşmioğlu

BEST FRIENDS: ECE ÇEŞMİOĞLU

Ece Çeşmioğlu ve Taner Ölmez'le sohbet ettik. Daha doğrusu onlar etti, biz dinledik.

Okan Yalabık

OKAN YALABIK

Okan Yalabık'la ilgili bir şeyler öğrenmek için onun bir röportajını okumak yerine, birkaç röportajını okumanız tavsiye olunur.

DAHA FAZLA